Anasınıfında bilimsel bilgi üretmeyi öğreniyorlar!

5-6 yaş - Proje: Yapraklar (Vahide Yılmaz Anaokulu)

Evet, yanlış duymadınız.

Çocukların bilimle karşılaşması ne zaman gerçekleşir?
Lisede mi? Üniversitede mi? Ne zaman?

Reggio Emilia-ilhamlı okullarda bu soruya verilen yanıt oldukça radikal:
Bilim, çocuk var olduğu anda başlar.

Çünkü çocuk doğduğu andan itibaren bilimsel süreç becerilerini kullanır. Duyu organlarını kullanmaya başladığı andan itibaren veri girişi başlamıştır. Dokunur, hisseder, bakar, duyar. Algılarından gelen verileri işler. O veriler doğrultusunda ağlar, güler, şaşırır… Kısacası, çevresini anlamlandırmaya çalışır. Neden-sonuç ilişkisi kurmaya başlar.

Anaokuluna ya da anasınıfına geldiğinde ise bu doğal araştırmaların yerini, bilinçli bir pedagojik çerçeve içinde yürütülen projeler alır. Reggio Emilia’dan ilham alan öğretmenlerle birlikte çocuklar yalnızca merak etmez; sorularının cevaplarını sistemli biçimde araştırma fırsatı bulurlar. Bilimsel süreç becerilerini kullanarak bilgi üretme denemeleri yaparlar.[1]Inan, H. Z., Trundle, K. C., & Kantor, R. (2010). Understanding natural sciences education in a Reggio Emilia-inspired preschool. Journal of Research in Science Teaching, 47(10), 1186–1208. https://doi.org/10.1002/tea.20375 Aksi hâlde, günümüz çocuklarını, her türlü sorunun cevabını yüzeysel biçimde “Googlelama” tehlikesi beklemektedir.[2]Yurtsever, E. (2025) İnternet, yapay zekâ ve eğitim: Merak ve sebata yer var mı? https://sarkac.org/2025/11/internet-yapay-zeka-ve-egitim-merak-ve-sebata-yer-var-mi/

Bilimsel süreç becerilerini kullanma alışkanlığı yalnızca okulda edinilmez. Bilinçli ebeveynler de erken çocukluk döneminde evde “deneyler” yapan çocuklarına dair sıklıkla bana e-postalar gönderiyor.

Burada önemli bir ayrım var. Türkiye’de sıkça karıştırılan bir durum bu:
Çocuklar erken çocukluk döneminde sadece bilimsel bilgiyi, yani kanıta dayalı bilgiyi öğrenmezler (evet, sadece bilimsel bilgi öğretmeye çalışan geleneksel okullar var); bilimsel bilginin nasıl üretildiğini de deneyimlerler. Biz buna bilimsel süreç becerileri diyoruz.

Tahmin yürütme, hipotez kurma, deney yapma, gözlem yapma, veri toplama, karşılaştırma, sınıflandırma, verileri yorumlama ve sonuçları başkalarıyla paylaşma gibi temel ve daha karmaşık bilimsel süreç becerileri… Bunlar tam da bilim insanlarının bilgi üretirken kullandıkları süreçler aslında. Peki, bunu nasıl başarıyorlar?

Reggio Emilia ilhamlı bir anaokulundaki çocukların gölgeleri keşfederken yaşadıkları deneyimler ve duyguların belgelendiği “Everything Has a Shadow, Except Ants” kitabından[3]Dolci, M., Malaguzzi, L., & Spaggiari, S. (1999). Everything has a shadow, except ants (S. Sturloni & V. Vecchi, Eds.; J. Costa & L. Morrow, Trans.). Reggio Children. bir örnek verelim.

Araştırma sorusu ve hipotez örneği:
D: Eğer bu battaniyeyi gölgenin üzerine atarsam, gölgeyi saklayabilir miyim?
R: Hayır, çünkü gölge senden çok daha fazla zekidir ve çok daha hızlıdır. Onu kapatmana izin vermez ve o her zaman hızlıca üste atlar.

Kurulan hipotezlerin “100 dil” kullanılarak anlatılmasının ardından deneyler ve denemeler yapılır. “100 dil” kavramı, çocukların kendilerini ifade etmek ve düşüncelerini paylaşmak için kullandıkları çok çeşitli yolları ifade eder. Örneğin, görsel sanatlar, oyun, drama, öykü anlatımı, yapı kurma ve tasarım çalışmaları, çocuğun zihnindeki bir fikri ya da tasarımı başkalarına anlatabilmesi için birer ifade aracı olabilir. Bu yollar, çocukların düşüncelerini, duygularını ve hayal güçlerini farklı biçimlerde görünür kılmalarına olanak tanır. Örneğin, konuşma becerileri henüz tam gelişmemiş bir çocuk, aklındaki bir düşünceyi ya da gözlemlediği bir durumu, örneğin gölgeyi, çizerek ifade etmek ister; böylece çizim, çocuğun düşüncelerini başkalarına anlatabilmesi için önemli bir iletişim yolu haline gelir. Gölgeyi içi boş ve beyaz olarak resmeden bu çocuk, arkadaşlarıyla bahçeye çıkıp gölgesini test ederken aslında gölgenin içinin dolu ve koyu renk olduğunu fark ettiğini söyler ve çizdiği resmi değiştirir. Proje sonunda çocukların bakış açısı değişebilir; bazı sorular cevaplarını bulurken bazıları açık kalabilir ve daha da önemlisi, ortaya çıkan yeni sorular projenin devamına, hatta yeni projelerin doğmasına yol açabilir. Proje geliştirmek ve uygulamakla ilgili daha fazla ayrıntıyı Okul Öncesi Eğitimde Çağdaş Yaklaşımlar: Reggio Emilia Yaklaşımı ve Proje Yaklaşımı başlıklı kitabımda bulabilirsiniz.[4]İnan, H. Z. (2025). Okul öncesi eğitimde çağdaş yaklaşımlar: Reggio Emilia yaklaşımı ve proje yaklaşımı (3. baskı). ANI Yayıncılık.

Bilim eğitimi, doğru cevapları ezberlemek değildir

Uzun süre küçük çocukların bilimsel bilgi öğrenmesi ile bilimsel süreç becerisi kazanması eşdeğer kabul edildi. Halbuki internet ve yapay zekâ sayesinde bilgiye erişimin saniyelere düştüğü bu devirde asıl kritik olan şey bilginin öğretilmesi değil, doğru promptları yazarak bilgiye ulaşmak da değil (artık onu da biliyorlar çünkü 😊); tam da bilginin kendisini üretmek veya asıl olan güvenilir bilgiye ulaşmayı öğrenmek.  Bu noktada çocukların güvenilir bilgiye nasıl ulaşabileceklerini ve bilgiye ulaşma süreçlerinde karşılaşabilecekleri engelleri konuşmak da önemli. Nitekim bu konuyla ilgili konuştuğum bir öğretmen arkadaşım da çocukların bugün çok erken yaşta çok farklı bilgi kaynaklarıyla karşılaştığını ve bu nedenle güvenilir bilgiye ulaşma becerisinin giderek daha kritik hâle geldiğini vurguluyordu.

Çoğu eğitim ortamında bilim hâlâ doğru cevapların aktarılmasıyla eş anlamlıdır. Öğretmen bilir, çocuk öğrenir. Soru sorulur, doğru cevap beklenir. Öğretmeni de topun ağzına koyan bu sistem, her şeyi biliyor gibi gözükme çabası ve çocukların bilgi için öğretmene bağımlı olması öğrenme ortamına çok zarar verir.

5-6 yaş- Proje: Yapraklar (Vahide Yılmaz Anaokulu)

Reggio Emilia yaklaşımından esinlenmiş okullarımızda ise durum farklı. Çocukların ihtiyaçları ve meraklarından yola çıkılarak çocuklar ve öğretmenler birlikte araştırır. “Proje” adı verilen, disiplinlerarası, çocukların aktif olarak katıldığı, sorular sorup yanıtlarını aradığı bir süreç yaşanır. Proje konuları önceden belirlenmiş bir reçete değildir; çocukların meraklarından ve ihtiyaçlarından doğar. Bu katılımcı bakış açısı çocukların doğal haklarından biri olarak kabul edilir.[5]Inan, H. Z., Gatlin, M. D., & Gungor, A. (in press). Enacting children’s rights through Reggio Emilia–inspired practices in Türkiye: The quilt-making project. In M. Macy, E. Ring, & A. Landini (Eds.), Realizing children’s rights in a global context: The Reggio Emilia approach. IGI Global.

Bilim tarihinden bir çok örnek bize bilimde iyi sorular sormanın önemini anlatıyor. Çünkü bilim sorularla ilerler. Dolayısıyla çocuklara hazır cevapları vermek yerine belirsizlikle yaşamayı ve “Bilmiyorum ama merak ediyorum” diyebilmeyi öğretmek değerli.

Reggio’dan ilham alan sınıflarda çocuklara aktarılmak istenen tam olarak budur. Atölye öğretmenleri, disiplinlerarası düşünmeyi, eleştirel sorgulamayı ve yaratıcı problem çözmeyi vurgulayan liberal sanatlar (liberal arts) eğitimine hâkim olan “atelierista” diye anılan kişilerdir. Provokatif sorular ve malzemelerle merak canlı tutulur. Bilgi, hazır bir reçeteyle sunulan bir şey değildir; bilgi, yaparak, yaşayarak öğrenilir ve hatta birlikte üretilir.  Reggio Emilia okullarında görev yapan bir atelieristanın gölge projesinde yaşadıkları buna örnek olarak verilebilir.

Çocukların sanatsal görünümlü çalışmalarındaki amacın “sanatsal üretim” değil, “entelektüel ve disiplinlerarası düşünme” olduğunu vurgulamak gerekir. Yani çocukların çizimleri aslında, onların matematik, fen, sanat ve teknoloji gibi disiplinlerde ne düşündüklerini yansıtarak adeta yeni bir dil işlevi görmektedir. Küçük çocukların konuşmayı yeni yeni öğrendikleri dikkate alındığında, kendilerini, duygu ve düşüncelerini ifade edebilmeleri için onlara ikinci, hatta “100 dil” sunulmasının amacı da daha belirgin hâle gelmektedir. Örneğin, ektiği bir tohumun saksı içinde yeşerdiğini gözlemleyen bir çocuk için, saksının bulunduğu duvara, üzerinde metre çizgileri bulunan uzun bir kâğıt yerleştirilebilir. Çocuk her gün geldiğinde bitkinin büyümesini bu kâğıt üzerinde çizmeye devam edebilir. Kâğıdın bir tarafında yer alan bu metre çizgilerini de bitkinin kaç santimetreye ulaştığını ölçmek için kullanabilir ve böylece bitkinin zaman içindeki değişimini gözlemleyip bu süreç üzerine birlikte konuşabilirsiniz. Bu sayede çalışma basit bir etkinlik olmaktan çıkar; matematik ve fen bilgisinin bütünleştiği, farklı yönlere doğru geliştirilebilen bir projeye dönüşür. Bu noktada sanat da bilimin doğasına yaklaşarak matematik ve fenle bütünleşen disiplinlerarası bir öğrenme sürecinin parçası haline gelir.

Reggio Emilia okullarında doğan sanat dolu projeleri, tıpkı Leonardo da Vinci’nin modern helikopterin öncülü olarak kabul edilen “hava vidası” (aerial screw) çizimiyle ilişkilendirebiliriz. Da Vinci’nin çalışması henüz teknolojik olarak mümkün olmayan bir fikri, sanatsal çizim ve bilimsel gözlem yoluyla tasarlamıştır.

Gölge projelerine geri dönersek; evde ya da okulda kolaylıkla uygulayabileceğiniz bir etkinlik önerebilirim. Örneğin, çocuklardan bir peluş oyuncağın, bir arabanın ya da kendi gölgelerinin resmini çizmelerini isteyebilirsiniz. Çocuklar her zaman ışık ve gölgelere merak duyarlar. Bu süreç, onların önceki deneyimlerine dayanarak hipotezler kurmalarını sağlar. Yüzeyde basit görünen bu çizimler, yani iddialar, aslında epistemolojik bir süreci başlatır.

Çocuklar çizerek, konuşarak, göstererek ve daha birçok yol aracılığıyla düşüncelerini temsil edebilirler. Daha sonra fikirlerini tartışmalarına izin verin; neden o şekilde çizdiklerini, neyi kastettiklerini sorun. Ancak çocuklar arasında ortak bir karar çıkmazsa şaşırmayın; hatta bu iyi bir durumdur.

Düşüncelerini test edebilmeleri için neye ihtiyaç duyduklarını sorun ve gerekli materyalleri sağlayarak uygun bir ortam hazırlayın. Örneğin, sınıfta biri küçük, biri büyük iki ayıcık seçilmiş olsun. Işık kaynağının önünde bu iki ayıcığın gölgelerinin nasıl olacağını sorun ve önce tahminlerini çizmelerini isteyin. Ardından çizimleri, gerçek uygulamayla karşılaştırmaları için ayıcıkları ışık kaynağının önünde konumlandırarak gözlem yapmalarını sağlayın. Ne gördüklerini birlikte tartışın.

Daha sonra büyük ayıcığın gölgesinin küçük, küçük ayıcığın gölgesinin ise büyük olması için ne yapmaları gerektiğini düşünmelerini isteyin. Hipotez geliştirmelerine fırsat verin; ardından ışık kaynağıyla mesafeyi değiştirerek bizzat deney yapmalarına ve sonuçları gözlemlemelerine olanak tanıyın.

Bu süreçte çocuklar yalnızca gölgenin ışık kaynağıyla ilişkisini öğrenmezler; aynı zamanda hareket ettikçe çeşitli yanılgıların nasıl ortaya çıktığını da keşfederler. Daha da önemlisi, bilgiyi yapılandırma sürecini ve bilimsel süreç becerilerini deneyimlerler. Umarım Reggio Emilia’nın eğitim bakış açısı tüm eğitimcilere ışık olur ve erken çocukluk eğitiminde asıl mesele olan “Bildiklerimizi nasıl biliyoruz?” sorusuna odaklanılmasına katkı sağlar.

2-3 yaş – Proje: Toprağın sesi (Ordu Şeker Portakalı KGBE)

İşte Reggio Emilia yaklaşımında dokümantasyon bu noktada devreye girer. Öğretmenler dokümantasyon adı verilen (ama günlük dilde kullanılan belgelemeden çok farklı bir anlamı olan) sonuçtan ziyade sürece odaklanan yöntemi kullanırlar. Çocukların düşünceleri kaydedilir, yazıya dökülür, fotoğraflanır, tartışılır. Sadece öğretmenler değil, çocuklar da kendi dokümantasyonlarını yapabilirler. Gittikleri yerlerde videolar çekebilir, fotoğraflar çekebilir, çizimler yapabilir ve ses kayıtları oluşturabilirler. Çoğu henüz okuma yazma bilmediği için dokümantasyon konusunda kendilerine en uygun ifade yollarını kullanırlar. Bu süreç, çocukların ne gördüklerini ne duyduklarını ve ne düşündüklerini unutmamaları için güçlü bir veri zemini oluşturur ve projenin bir sonraki adımına geçişi destekler.

Öğretmenler de yapılan dokümantasyonları yeniden inceleyerek gözden kaçırdıkları noktaları fark edebilir; çocukların gerçek meraklarını ve ihtiyaçlarını daha net biçimde tespit edebilirler. Bundan yola çıkılarak yine çocukların meraklarını provoke etmek için yeni sorular ve yeni malzemelerle sınıfa gelinir…[6]Rinaldi, C. (1998). Projected curriculum constructed through documentation-Progettazione: An interview with Lella Gandini. In C. Edwards, L. Gandini, & G. Forman (Eds.), The hundred languages of children: The Reggio Emilia approach-Advanced reflections (2nd ed., pp. 113-125). Ablex Publishing.

Bu kez proje konusu, ışık kaynağının konumuna göre gölgelerin uzayıp kısalması değil; çocukların okula gelirken yol kenarındaki duvarlarda kendiliğinden büyüyen bitkiler olacaktır. Sahi, o bitkiler o taşın içinden nasıl çıktı?* Daha sonra kayayı bile çatlatıp büyüyen bitkilerin serüvenine dalacaklardır.

* İtalya’da, Reggio Emilia kasabasındaki bir anaokulunda da benzer bir soru sorulmuş ve bu meraktan yola çıkılarak uzun soluklu bir proje gerçekleştirilmiştir.

Hatice Zeynep İnan
Sam Houston State University, BAGEP 2016.

Görseller hakkında: Yazıda yer alan görseller, Türkiye’de farklı okul öncesi eğitim kurumlarından izin alınarak kullanılmıştır. Görsellerde yer alan kurum adları yalnızca kaynak belirtme amacı taşımakta olup herhangi bir kurumun tanıtımı veya önerisi niteliğinde değildir.

Notlar/Kaynaklar

Notlar/Kaynaklar
1 Inan, H. Z., Trundle, K. C., & Kantor, R. (2010). Understanding natural sciences education in a Reggio Emilia-inspired preschool. Journal of Research in Science Teaching, 47(10), 1186–1208. https://doi.org/10.1002/tea.20375
2 Yurtsever, E. (2025) İnternet, yapay zekâ ve eğitim: Merak ve sebata yer var mı? https://sarkac.org/2025/11/internet-yapay-zeka-ve-egitim-merak-ve-sebata-yer-var-mi/
3 Dolci, M., Malaguzzi, L., & Spaggiari, S. (1999). Everything has a shadow, except ants (S. Sturloni & V. Vecchi, Eds.; J. Costa & L. Morrow, Trans.). Reggio Children.
4 İnan, H. Z. (2025). Okul öncesi eğitimde çağdaş yaklaşımlar: Reggio Emilia yaklaşımı ve proje yaklaşımı (3. baskı). ANI Yayıncılık.
5 Inan, H. Z., Gatlin, M. D., & Gungor, A. (in press). Enacting children’s rights through Reggio Emilia–inspired practices in Türkiye: The quilt-making project. In M. Macy, E. Ring, & A. Landini (Eds.), Realizing children’s rights in a global context: The Reggio Emilia approach. IGI Global.
6 Rinaldi, C. (1998). Projected curriculum constructed through documentation-Progettazione: An interview with Lella Gandini. In C. Edwards, L. Gandini, & G. Forman (Eds.), The hundred languages of children: The Reggio Emilia approach-Advanced reflections (2nd ed., pp. 113-125). Ablex Publishing.
Önceki İçerikBilim iletişimi sarmalı: Bilim iletişimi nedir ve neden önemlidir?
Sonraki İçerikMikroplastikler nerede?
Hatice Zeynep İnan

Bilim Akademisi BAGEP ödülü sahibi Hatice Zeynep İnan, lisans derecesini Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Bölümü Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Programından almıştır. Yüksek lisans ve doktora derecelerini ise Amerika Birleşik Devletleri’nde Ohio State Üniversitesi Teaching & Learning – Erken Çocukluk Eğitimi alanında tamamlamıştır.

Bir dönem psikolojik danışman olarak çalışan İnan; çağdaş okul öncesi eğitim programları, kaliteli eğitim ortamları, Reggio Emilia yaklaşımı, STEM-A, zorbalık, kapsayıcı eğitim, eğitim psikolojisi ve ebeveyn eğitimi gibi alanlarda çalışmalar yürütmekte ve eğitimler vermektedir. Çalışmaları genel olarak eğitimin psiko-sosyal, fiziksel ve akademik boyutlarına odaklanmaktadır.
Halen Sam Houston State University’de tam zamanlı öğretim üyesi ve araştırmacı olarak görev yapan Dr. İnan, Texas’ta okulların kalite denetim süreçlerinde yer almakta; ayrıca NAEYC (National Association for the Education of Young Children) kapsamında erken çocukluk yükseköğretim programlarının akreditasyon değerlendirmelerini yapmaktadır. Bunun yanında NAECTE için Advocacy Chair olarak çalışmalar yürütmektedir.
Dr. İnan güncel olarak Reggio Emilia yaklaşımı, eğitimde yapay zekâ kullanımı, kapsayıcı eğitim ve STEM-A gibi konularda araştırmalar sürdürmektedir.