Artık çoğumuz bir sorunun yanıtını ya arama motorlarında dolaşarak ya da yapay zekâ (YZ) programlarına sorarak buluyoruz. Bu durum ilkokul öğrencilerinden benim gibi araştırmaya 50 yılını veren insanlara kadar her yaş grubu için geçerli. Uğraşarak yapabileceğimiz bir işi saniyeler içerisinde halletmenin dayanılmaz bir cazibesi var. Bilgi yarışmalarındaki soruların yanıtlarından, karmaşık fiziksel problemler için yazılacak algoritmalara kadar her işimizi cep telefonu ile veya biraz daha gelişmiş bilgisayarlarla in-silico yapar olduk. Kaku’nun kuantum mekaniği için “fiziğin en son devrimidir, bundan sonraki her yenilik sadece daha hızlı sonuç elde etmemiz olacaktır” öngörüsü gerçek olmaya başladı.[1]Kaku, M. (2012) Physics of the Future, Vintage (Türkçe çevirisi: Geleceğin Fiziği, ODTÜ Yayıncılık, 2016, Çevirmen: Hüseyin Oymak , Yasemin Saraç Oymak) Gerek arama motorlarının gerekse de YZ programlarının yaygınlaşmasının sonucunda “Bilgiye ulaşmak artık kolaylaştı” günümüzün en çok duyduğumuz klişelerinden biri haline geldi. Biraz şeytanın avukatlığını yapmak biraz da samimi görüşüm olarak geldiğimiz noktanın eğitim açısından çok da iyi olmayan bazı sonuçlarını tartışmak istiyorum.
Genellikle arkadan gelen ikinci klişe ise “şimdi artık bilgiyi nasıl kullanacağımızı öğretmek zorundayız”. Ama nasıl öğreteceğimiz konusu çok da tartışılmıyor. Nedenlerinin başında bilgiyi kullanma yöntemlerinin son derece alana bağlı olması ve dolayısıyla genel ilkelerin geliştirilmesinin güçlüğü geliyor. Ayrıca bilgi kelimesinin değişik anlamlarının olması bazı kavram karışıklıklarının ortaya çıkmasına da neden oluyor. Yani bir sorunun yanıtını bilmekle onu kullanmak arasındaki farkı göz ardı ediyoruz gibi hissediyorum.[2]Yurtsever, E. (2015) Bilgelik üzerine kısa bir deneme, https://sarkac.org/2025/06/bilgelik-uzerine-bir-kisa-deneme/
“Günümüz Türkçesinde “information” ve “knowledge” kavramlarının ikisi için de “bilgi” kelimesini kullanıyoruz. “Information” veriler olarak bilinenlerin organize bir şekilde kategorize edilmiş ve kullanılabilir hale gelmiş şeklidir. “Knowledge” ise “information”ın düşünülmüş, tartışılmış, kavramların belirlenmiş şeklini gösteriyor. Basit bir örnek vermek için kuantum mekaniğini alalım. Vikipedia’ya “Kuantum mekaniği nedir?” sorusunu sorarsanız, öğrenecekleriniz “information” olacaktır. Bir kuantum mekaniği dersi alıp, derste tartışmalara katılıp bir dizi problemi çözerseniz kuantum mekaniği konusunda “knowledge” düzeyine ulaşabilirsiniz.” (Bilgelik üzerine kısa bir deneme‘den alıntı)
“Information” anlamındaki bilgiye ulaşılması için bahsettiğim yolların eğitimimize etkileri için farklı bir örnekle başlayalım. ABD’de bir zamanlar çok popüler olan polisiye diziler veya durum komedilerinin uzunluğu (bizdekinden farklı olarak) 45 dakika ile sınırlıydı. Bunun çocuklardaki her sorunun ortaya çıktıktan kısa bir süre sonra çözüleceğine inancı pekiştirdiği tartışılıyordu. Benzer bir sorun internetteki arama motorlarının gelişmesi ile ortaya çıktı. Çünkü aradığınız pek çok sorunun yanıtına hemen ulaşabiliyorsunuz, o zaman bu bilgileri saklamaya ihtiyacınız olmuyor. Sonuçta neredeyse hiçbir şeyi bilmeye gerek yok gibi bir sanıya kapılmak mümkün. Ben bu motorların kullanılmasına tabii ki karşı değilim, benim yaş grubumdan çok insan gibi ben de sürekli olarak kullanıyorum. Ama belirli bir bilgi ve yetenek düzeyine ulaşmış biri olarak eksiklerimi kapamak için, artık sözlüklere girmiş bir ifade olan “Googlelama” yapıyorum.
Şimdi ilkokul düzeyine inelim. Öğretmenler bazı ödevler veriyorlar “şu konuyu araştırın “ diye. Eskiden de bu “araştırma”yı ansiklopedileri açarak yapardık, şimdi klavyede birkaç tuşla yapabiliyoruz. Çok farklı değil gibi ama ansiklopedide ararken başka bir sürü konu da okunurdu veya birden fazla kaynak taranırdı. Bunları el yazısı ile yazarken doğal olarak bazı kısımlar akılda kalırdı. Kopyala/yapıştır ile öğrenci ile bilgi arasındaki bağlantı tamamen anlık bir ilişkiden ibaret oluyor. Arama ile araştırma birbirine karışıyor ve çocuklar araştırmanın sadece “Googlelama” olduğunu düşünüyorlar. Bu kavram kargaşasını İngilizcede de görüyoruz, search/research gibi.
Ortaya çıkan kargaşanın sonucunda merak ve sebat gibi bazı hasletlerin kaybolduğu görüşündeyim. Uzun zamandır üniversitede en iyi öğrencilerin arasında bile gözlemlediğim ilgisizliğin sebeplerinden biri “ben bunu nasıl olsa internetten bulurum, öğrenmeme ne gerek var” düşüncesi. Bir tıkla yanıtı bulabileceğini düşünen birisi merak duygusunu kaybeder, o sorunun yanıtının peşine düşmesi ve çaba göstermesi gerekmiyorsa da sebat yeteneğini azaltır. Halbuki daha önceki “Bilim nasıl yapılmalı” konusundaki yazımda vurguladığım gibi merak gerçek “araştırma”nın ana ögelerinden biridir.
Sebat konusunda ise şunu söylemek isterim. Eğer bir araştırmayı arama motorundan bir veya birkaç soruda yapabiliyorsanız, bu araştırmayı zaten yapmaya gerek yoktur, birileri bu problemi sizden önce çözmüştür. Çözülmemiş bir problemi çözmek için ise zaman harcamak ve inatla peşinden gitmek gerekir.
Sonuncu nokta ise bir yanıtın doğruluğunu ispatlama alışkanlığının kaybolması. İnternet ilk çıktığı zaman şu uyarı hep yapılırdı: “O ortamda bulduğunuz her şey doğru olmayabilir.” YZ’nın popülerleşmesi ile şimdi bahsettiğim tehlikeler daha da belirginleşiyor çünkü YZ algoritmalarının eğitilmesinde çok büyük veri tabanları kullanılıyor. Böylelikle hem daha fazla bilgiyi çok daha çabuk taramak, değerlendirmek ve derlemek olası. Sonuç olarak daha sağlıklı olduğunu düşündüğümüz sonuçlar bulunuyor. Ama bu kadar geniş veri tabanlarında yanlış bilgilerin bulunması biraz kaçınılmaz gözüküyor, bunların dışarıda bırakılması mümkün olacak mı? Tabii bir de YZ halüsinasyonları var ve bunların önüne nasıl geçebileceğimiz de net değil.[3]Salah, A.A. (Eylül 2025) Yapay zekâ ve halüsinasyon, https://sarkac.org/2025/09/yapay-zeka-ve-halusinasyon/
YZ eğitim algoritmalarının sorunları YZ araştırmacılarının gündeminde önemli bir yer tutuyor. Bir zamanlar Isaac Asimov’un romanlarında konu olan “acaba bir gün robotlar dünyamızı ele geçirip, insanlara saldırabilir mi” sorusuna çözüm olarak yazar, robotların üç yasasını belirlemişti: 1- Bir robot, bir insana zarar veremez ya da zarar görmesine seyirci kalamaz, 2- Bir robot, birinci kuralla çelişmediği sürece bir insanın emirlerine uymak zorundadır, 3- Bir robot, birinci ve ikinci kuralla çelişmediği sürece kendi varlığını korumak zorundadır. Şimdi ise YZ’nın kasıtlı olarak yanlış bilgi verebileceğinden korkuluyor. Tabii bu teknik sorunlar yavaş yavaş giderilecektir. Ama YZ sonuçları hâlâ elde olan verilerden üretiliyor. YZ’nın gerçekten yaratıcı olduğu veya hiç olmazsa gelecekte olabileceği çok tartışılan bir konu. Burada zıt görüşlerde olan çok insan var. Nature’da çıkan bir yazıda bu konu çok güzel özetlenmiş.[4]Marchant, J. (Kasım 2025) Can AI be truly creative? https://www.nature.com/articles/d41586-025-03570-y Tamamıyla orijinal bir fikir üretilebileceği konusunda ise ben çok iyimser değilim. Örneğin yapay zekâ 20. yüzyıl başlarında ortaya çıksaydı kuantum mekaniğini önerebilir miydi?
Ama benim esas endişem bu yöntemlerin temel eğitim sırasında bilinçsiz kullanımının yukarıdan bahsettiğim merak ve sebat hasletlerinin kaybolmasına neden olması ve sonuçların doğruluğunun farklı yöntemlerle kanıtlanmasının gereğine inancın kaybolması.
Bilgisayarların ilk ortaya çıkışında bazı sonuçların doğruluğunu göstermek için “bilgisayar sonucu” denirdi. Halbuki hepimiz biliyoruz ki “çöp içeri/çöp dışarı” algoritmik yaklaşımlardaki ana prensiplerden biridir, yani girdiler yanlışsa sonuç da yanlış olacaktır. Benzer şekilde “YZ sonucu doğrudur” demeden önce gerçek araştırma prensiplerinin iyi anlaşılması gerekir.
Notlar/Kaynaklar
| ↑1 | Kaku, M. (2012) Physics of the Future, Vintage (Türkçe çevirisi: Geleceğin Fiziği, ODTÜ Yayıncılık, 2016, Çevirmen: Hüseyin Oymak , Yasemin Saraç Oymak) |
|---|---|
| ↑2 | Yurtsever, E. (2015) Bilgelik üzerine kısa bir deneme, https://sarkac.org/2025/06/bilgelik-uzerine-bir-kisa-deneme/ |
| ↑3 | Salah, A.A. (Eylül 2025) Yapay zekâ ve halüsinasyon, https://sarkac.org/2025/09/yapay-zeka-ve-halusinasyon/ |
| ↑4 | Marchant, J. (Kasım 2025) Can AI be truly creative? https://www.nature.com/articles/d41586-025-03570-y |



