Kitap: “Rasathane ile Bilimde Yüz Elli Yıl” – Mustafa Aktar

Fotoğraf: Ali Alpar
Yapı Kredi Yayınları, 2022

Geçen 2022 yazında Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Yerleşkesinde Feza Gürsey Yaz Okulları kapsamında gönüllü ders verirken, her yaz olduğu gibi, öğlen aralarında güzel koruluk arazide yürüyüşler yaptım. Bu kampüsün ilk çekirdeği olan Kandilli Rasathanesinin mücevher güzelliğindeki tarihi binaları etrafında dolaştım. Yaz başında okuduğum Rasathane ile Bilimde Yüz Elli Yıl kitabını düşünerek bu kez etrafa farklı bir gözle baktım.

Mustafa Aktar’ın, Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlanan kitabı, Türkiye’nin ilk modern rasathanesinin Osmanlı’nın son döneminde Beyoğlu’nda açılışından itibaren çeşitli aşamalardan geçmesini ve 1910’dan beri Kandilli’de yaşanan tarihi anlatıyor.  Bu tarih insanî, toplumsal, kültürel katmanlarıyla, arka plânda Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyetinin siyasi tarihiyle bağlantılı olarak açılan bir kurum tarihi. Kurumların ve kurumsallaşmanın modern toplumlardaki rolünün bilincinde bir anlatımla Rasathanenin tarihi aynı zamanda ülkenin tarihinden bir kesit olarak mercek altına alınıyor. Bir yandan Türkiye’nin tarihini kısım kısım aydınlatan önemli bir örnek olarak ele alınıyor Rasathanenin tarihi; bir yandan da Türkiye’de rasathane kurumunun Avrupa’da ve dünyada rasathanelerin pratik ve akademik işlevleri ve gelişimleriyle nasıl iç içe evrildiğini, etkileri ve işbirliklerini anlatıyor.

Ortadoğu – İslam geleneğinin son rasathanesi III. Murat devrinde Beyoğlu sırtlarında bir yerde faaliyet gösteren, başında Takiyüddin’in bulunduğu İstanbul Rasathanesiydi. Teleskop öncesi dönemin büyük açı-ölçme aletleri ve analog-mekanik hesap aletleri ile işlev gören bu Rasathane, tarihi kayıtlardan ve minyatürlerden görüldüğü gibi Avrupa’daki teleskop öncesi son büyük rasathane olan çağdaşı, Tycho Brahe’nin Uraniborg gözlemevi ile ayni aletleri kullanarak, yıldızların gökte birbirlerine göre konumlarını gitgide daha hassas ölçmeye çalışıyor, bu bilgiyi Doğu’da ‘zîc’ denen katalogları iyileştirmekte kullanıyordu. Açı ölçümlerindeki küçük hata payları denizde veya karada yol bulma konusunda kilometrelerce büyük yanlışlara sebep olduğundan yıldız konumlarının gitgide daha hassas belirlenmesi büyük pratik öneme sahipti. Yeni zîc/kataloglar doğu-batı arasında gidip geliyor, artan hassaslıkla ölçülen yıldız konumları paylaşılıyordu. Rasathanelerde çalışan âlimler aynı zamanda gök olaylarını izleyerek hükümdarlara fal bakıyorlar, bu falların doğru veya yanlış çıkması da saray entrikalarında kullanılıyordu. Takiyüddin’in İstanbul Rasathanesi 1577-80 arasında üç yıl çalıştıktan sonra uğursuzluğuna hükmedilip kapatılırken, Tycho Brahe’den Kepler’e kalan teleskop öncesi son ölçümler, Kepler’in hassas yeni gözlemleri matematik bilgisiyle değerlendirmesiyle gezegenlerin hareketi ile ilgili Kepler Kanunlarına ve bunlar da Newton’un evrensel kütle çekimi yasasına temel olacaktı. Modern bilimin ortaya çıkmasında kritik adımlar Kepler’le çağdaş olarak Galileo’nun teleskobu gökyüzüne tutarak sarsıcı yeni buluşlar yapmasıyla ivmelendi. Osmanlı’da ise Takiyüddin’in rasathanesinden sonra tam 300 yıl boyunca  ne eski gelenekte ne de  yeni teleskoplarla çalışan bir rasathane daha kurulmadı.[1]İstanbul Rasathanesinin binasından bir kalıntı veya yer kaydı olmadığı için sadece Beyoğlu sırtlarında bugünkü Galatasaray – Tünel arasında bir yerde olduğu biliniyor. 2009 Dünya Astronomi Yılı sırasında Türk Astronomi Derneğinin girişimi, İstanbul Üniversitesi Bilim Tarihi grubundan Prof. Feza Günergun’un danışmanlığı ve Koç Üniversitesinin desteğiyle Takiyüddin’in usturlabının İTÜ’den Prof. Atilla Bir’in hazırladığı metal bir kopyası Koç Üniversitesinin İstiklal Caddesi 181 numaralı Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi binasının cephesinde bir kenara monte edildi.

Fotoğraf: Ali Alpar

Kitap Takiyüddin’in İstanbul Rasathanesini hikâyesi ile ve bu hikâyenin İslam’da ve Osmanlı’daki aklî – naklî ikliminin akla karşı gelişmesindeki çarpıcı yeri ile başlıyor. Kitap boyunca gördüğümüz gibi bu olay da siyasal, kültürel gelişmelerin dönemin fikir hayatının içinde değerlendiriliyor.

Üç yüzyıl sonra, 1868’de ortaya çıkan ikinci girişim ise Kırım Savaşı ardından hava durumunu kestirme ihtiyacı ve farklı meridyenlerde meteorolojik gözlem isteği ile Fransa’dan gelen talep üzerine başlamış. Osmanlı topraklarında 17 yerde kurulan rasat ağı Paris’e telgrafla bilgi verirken 1868’de İstanbul’da Beyoğlu’nda Osmanlı Rumlarından Aristidi Coumbary’nin müdür tayin edildiği Rasathane-i Amire kurulmuş. Kitabın ilk bölümü İstanbul Rasathanesinin hikâyesini ve Rasathane-i Amire’nin kuruluşunu, ikinci bölüm 19. yüzyılda Paris Rasathanesi ile Doğu Akdenizde kurulan Atina ve Kahire Rasathanelerini ele aldıktan sonra 3. Bölümde Rasathane-i Amirenin kuruluş ve başlangıç yıllarına dönülüyor.

Osmanlı topraklarında bir rasathane kurulması önerisi hava tahminleri için farklı ülkelerde gözlem yapılmasını amaçlayan Paris Rasathanesi Müdürü Le Verriere’den kaynaklanıyordu. Le Verriere gezegen yörüngelerinde gözlenen sapmaları inceleyerek henüz gözlenmemiş bir gezegen daha bulunduğunu ve bu yeni gezegenin gökyüzünde izlediği yolu hesaplamış, belirttiği konumda Neptün adı verilen yeni gezegen keşfedilince büyük bir ün ve prestij kazanmıştı. Önerisi Fransız hükümeti tarafından benimsenerek başka hükümetlere ve bu arada Osmanlı Devletinin de aralarında bulunduğu müttefik devletlere iletilmiş, Osmanlı Devleti İstanbul’da bir Rasathane kurmaya karar verince İstanbul Rumlarından Aristidi Coumbary (Kumbari) Efendi, amatör astronom olarak yaptığı Güneş gözlemleri dolayısıyla yazışmakta olduğu Le Verriere’in referansı ile Rasathane-i Amire’ye müdür tayin edilmiş.

Kitap bu kuruluş hikâyesinden başlayarak Beyoğlu’nda bulunan Rasathane-i Amire’nin sonraki yer ve dönüşümlerini Kandilli Rasathanesine ve bugüne dek izliyor. Rasathanenin ilk üç müdürü amatör Aristidi Coumbary, batı türü bir fen eğitimi almış Salih Zeki Bey ve medrese geleneğinden gelip astronomi öğrenmiş Fatin Hoca’nın şahıslarında 19. yüzyılda Osmanlı’nın modern fen alanına açılmasında üç farklı arka planı temsil ediyorlar. Dikkatle toparlanmış ayrıntılı bilgilerden genel sentez ve karşılaştırmalara varan yaklaşımın ilk örneklerinden biri, üç müdürde üç ayrı kültürün teşhis edilmesi. Bu yaklaşımla rasathanenin hikâyesinden bakarak Osmanlı’nın Batı’ya açılmasında rol oynayan kapıları, kültür kanallarını görüyoruz.

İlk yıllardan itibaren kamuoyu ile ilişkiler, bilimi popüler olarak anlatma gayretlerinin anlatıldığı kitapta, sayıca sınırlı da olsa gitgide değişen, gelişen okur-yazar kamuoyunun da özellikle Rasathane gibi bir bilim kurumuna saygısını, Rasathaneden kamuoyunu güncel önemdeki konularda aydınlatma beklentisini de izliyoruz. Eski alaturka saat ve İslami takvimden uluslararası saat ve takvim sistemine geçişte, hava durumu tahminlerinde ve depremle ilgili bilgilerde Rasathanenin bilimsel incelemelerle bilgi elde etme ve yayma kapasitesi ve gelişen yetkinliği önemli rol oynuyor. Rasathane ilk döneminde 1894 İstanbul Depremini, yakın zamanda 1999 Depremini yaşamış, kamuoyunun bilgi talebine cevap vermiştir.

Fotoğraf: Ali Alpar

Rasathanenin Beyoğlu ve Maçka’da yetersiz konumlardan sonunda şimdiki yerine geçerek Kandilli Rasathanesi ismini edinmesi, fiziki değişikliklerin yanında idari yapının ve yöneticilerin değişmesi, faaliyet alanlarının genişlemesi ve bu sırada kurumun varlığını sürdürmesi merak uyandıran ayrıntılarla anlatılıyor.

Cumhuriyet döneminde eğitim seferberliği, bilimsel araştırmanın gerekleri pek bilinmese de öneminin anlaşılması, Rasathanenin uzmanlık alanlarının Cumhuriyetin önem verdiği batılılaşma, uluslararası ortamla bütünleşme hamleleri içinde etkili olması gibi nedenlerle Rasathane devletin önem verdiği bir kurum. Fatin Hocanın Osmanlı ve İttihat-Terakki elitiyle iyi ilişkilerini Cumhuriyet hükümetleri ile de sürdürmesi kurumun siyasi desteğini sağlıyor. Bu arada yeni eğitimin sonuçları hem halkın ilgisini artırıyor hem de Rasathaneye genç teknik kadrolar sağlıyor.

Kandilli Rasathanesi gözlem istasyonları, sismik izleme araçları kurmak, jeofizik ölçümleri yapmak amacıyla Anadolu gezileri ve saha araştırmaları yapıyor, kurduğu istasyonlarla Türkiye’nin birçok yerinde biliniyor. Zamanla değişen gözlem araçları ediniliyor. Şimdi bilim tarihi açısından önemli bir alet koleksiyonu Rasathanenin müzesinde sergilenmekte. Aletlerin bazıları, kütüphanesinde önemli eski kitaplar ve arşivindeki belgeler bulunmakta, Rasathanenin kuruluşundan da eskilere giden bazı aletler ve belgeler başka kütüphane ve müzelere dağılmış bulunmakta. Rasathanenin en eski binaları ise 20. yüzyılın başlarındaki Milli Mimari akımının çok güzel örneklerini oluşturmakta.

Pratik hizmetlerin, güncel rutin gözlemlerin sürdürülmesi ile temel araştırmaların da yapılması farklı anlayışlar gerektirir. Yönetimlerin rasathane işlevinin bu iki kanadı ve rasathanede temsil edilen farklı bilim disiplinleri arasında kurdukları, bazen kurmadıkları ve kuramadıkları dengeler, bu arada kurumda çalışanlar arasında doğal kişilik ve hırs çatışmaları, yetenek ve verimlilik farkları her kurumda olduğu gibi karmaşık bir gelişme hikâyesi ortaya çıkarmış. Araştırma geleneğinin yeni olduğu ülkelerde bu gelişmenin çalkantılı bir yol izlemesi doğaldır. Rasathanenin bilimsel başarı olarak yaptıkları ve yapamadıkları yargılanmadan, ve iç dinamiklerdeki olumsuz faktörler açıkça vurgulanmadan ele alınıyor. Yazarın önemli bir başarısı, Rasathanenin yakın on yıllarında orada çalışmış, içerden bilgili bir kişi olmasına karşılık, iyi bir tarihi araştırma ve toplumsal çerçeveye oturtma becerisiyle, mesafeli ama aşina bir bakışla, araştırma ve uygulamaların kurumsallaşması açısından ne olup bittiğini anlatması. Bu kitapta da yerinde bir atıfla anılan Ahmet Hamdi Tanpınar’ın modern edebiyat şaheseri kitabı “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” rasathaneyi çağrıştıran bir enstitüde, rasathanenin de  bir dönem önemli bir uğraşı olmuş olan saatleri ayarlama çalışmalarının kültürel ve sosyal boyutunu fantastik bir hicivle ele alır.

Rasathanenin Boğaziçi Üniversitesine bağlanmasından sonra üniversite Kandilli yerleşkesinde Biyomedikal Mühendislik gibi Rasathanenin ilgi alanları dışındaki bilim dallarında da araştırma merkezleri kurdu. Bir dönem TÜBİTAK Temel Bilimler Enstitüsü Boğaziçi Üniversitesi ve TÜBİTAK arasında bir protokolle Feza Gürsey Enstitüsü olarak Kandilli yerleşkesinde, teorik fizik ve matematikte başarılı bir enstitü olarak faaliyet gösterdikten sonra TÜBİTAK’ın desteğini çekmesiyle kapandı. Kitabın kapsamında olmayan bu gelişmeler Rasathanenin tarihindeki gibi araştırma desteği ve yönetimi ile ilgili, bu kez kurumları sürdürmeyip kapatan örnekler.

Akademik dünyaya ve araştırma kurumlarının yönetim sorunlarına yabancı değilseniz kitabı ayrı bir ilgiyle okuyorsunuz . Ama eminim Türkiye’nin yakın tarihine ilgi duyan her okuyucu kitabı ilgi ve keyifle okuyacaktır.

Ali Alpar
Bilim Akademisi üyesi- Sabancı Üniversitesi, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi 

Notlar/Kaynaklar

Notlar/Kaynaklar
1 İstanbul Rasathanesinin binasından bir kalıntı veya yer kaydı olmadığı için sadece Beyoğlu sırtlarında bugünkü Galatasaray – Tünel arasında bir yerde olduğu biliniyor. 2009 Dünya Astronomi Yılı sırasında Türk Astronomi Derneğinin girişimi, İstanbul Üniversitesi Bilim Tarihi grubundan Prof. Feza Günergun’un danışmanlığı ve Koç Üniversitesinin desteğiyle Takiyüddin’in usturlabının İTÜ’den Prof. Atilla Bir’in hazırladığı metal bir kopyası Koç Üniversitesinin İstiklal Caddesi 181 numaralı Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi binasının cephesinde bir kenara monte edildi.
Önceki İçerik2023 Nobel İktisat Ödülü – İşgücü piyasasını tarihsel veriyle anlamak
Sonraki İçerikSahada: Cumhuriyetin Harcında Bilim ve Kadınlar
Avatar photo

Bilim Akademisi’nin kurucu başkanı Ali Alpar,  ODTÜ Fizik Bölümü’nden 1972’de lisans derecesini aldıktan sonra doktorasını University of Cambridge’de 1977’de tamamladı.

Ali Alpar, sırasıyla Boğaziçi Üniversitesi, Columbia University, University of Illinois at Urbana-Champaign, TÜBİTAK Temel Bilimler Araştırma Enstitüsü, ODTÜ, Sabancı Üniversitesi’nde çalıştı.  Sabancı Üniversitesi Temel Geliştirme Direktörlüğü (2004-2010), TÜBA Konseyi (1993-1997) üyeliği ve TÜBİTAK Bilim Kurulu (1993-1997) üyeliği, TÜBİTAK Popüler Bilim Kitaplarını başlatan yayın kurulu üyeliği, Türk Astronomi Derneği Başkanlığı (1992-1994; 2006-2010), Bilim Akademisi Başkanlığı (2011-2021) yaptı. Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi emekli öğretim üyesidir.

Araştırma alanı nötron yıldızları ve pulsarlardır.

Ali Alpar’ın websitesi