Geçmişten geleceğe üniversite kavramının dönüşümü

Shutterstock

Bu yazıda ortaçağ üniversitelerinden başlayarak üniversitenin yüzyıllar boyunca geçirdiği dönüşümler ve çeşitlenen misyonları çerçevesinde üniversite nesillerinden kısaca bahsedeceğim.

“Üniversite” kurumu uzun bir geçmişe sahip. Üniversite kelimesi Latince, bir konu etrafında birleşen herhangi bir topluluk ya da kurum anlamına gelen “universitas” kelimesinden türetilmiş; universitas magistrorum et scholarium, diğer bir deyişle “öğrenciler ve öğretmenler topluluğu” ifadesinden geliyor.[1]Üniversite, Vikipedi, https://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%9Cniversite, Erişim tarihi 28.03.2022 Öte yandan üniversite kelimesinin içinde universe (evren) kelimesi gömülü ve bu, üniversitelerin evrensel (universal) doğruyu arayan, evrensel bilim yapan, evrendeki bütün fikirleri içinde barındırabilen kurumlar olduğuna işaret ediyor.

Yüzyıllar boyunca dünyada yaşanan büyük değişimler/dönüşümler üniversiteleri de kaçınılmaz olarak etkiliyor; üniversiteler de sürekli değişiyor/dönüşüyor ve kendilerine yeni misyonlar yükleniyor.  Birinci nesil üniversiteler olarak nitelendirilen ortaçağ, ikinci nesil olarak nitelendirilen Humboldt modeli[2]Krull, W.  (2005), “Review: Exporting the Humboldtian University,” Minerva, Vol. 43, No. 1, ss. 99-102, Erişim tarihi: 8 Mart 2022. ve üçüncü nesil olarak nitelendirilen girişimci[3]Wissema J.G. (2009), “Towards the third generation university. Managing the university in transition”. Edward Elgar, Cheltenham, United Kingdom üniversite sistemleri arasındaki ana fark, üniversitelerin farklılaşan misyonları. Artık geleceğin üniversiteleri olarak dördüncü nesil üniversiteler tartışılıyor.[4]Lukovics, M., Zuti, B. (2013), Successful Universities Towards the Improvement of Regional Competitiveness: “Fourth Generation” Universities, 53rd Congress of the European Regional … Devamı

İlk üniversiteler ve Humboldt modeli üniversite

Birinci nesil üniversite olarak kabul edilen ortaçağ üniversitelerinin sadece eğitim-öğretime ve konuların ezberlenmesine odaklanmış kurumlar olduğu biliniyor. Birinci nesil üniversiteler doğruyu korumaya ve savunmaya odaklanıyorlar. Modern üniversitelerin temelini oluşturan dünyanın en eski üniversitesinin 1088’te kurulmuş olan Bologna Üniversitesi olduğu kabul ediliyor. Birinci nesil üniversiteler kuruluşlarından 800 yıl sonra devrim geçiriyorlar, temel misyonları olan eğitim-öğretim faaliyetlerine araştırma faaliyetleri de ekleniyor; böylece ikinci nesil üniversitelere evriliyorlar. Bu devrimi tetikleyen ise 1810’da Berlin Üniversitesi’nin (Berlin Üniversitesi, 1949’da Berlin Humbolt Üniversitesi adını alıyor) Wilhelm von Humboldt tarafından kurulması.

İkinci nesil üniversitelerin ilk örneği olan Berlin Üniversitesi’nin kuruluş felsefesi üç temel ilkeye dayanıyor: Eğitim ve araştırmanın ortak bir misyon olması, öğretim üyelerinin eğitim-öğretim verme ve öğrencilerin eğitim-öğretim alma özgürlüğü ve kurumsal özerklik.

İkinci nesil üniversiteler doğayı kavramaya ve keşfetmeye odaklanıyorlar, bu çerçevede yapılan her çalışma genellikle tek bir disipline yoğunlaşıyor. Günümüzde, bilim insanlarının birçoğu tarafından gerçekleştirilen çok disiplinli ve disiplinler arası araştırmalar yaygın değil. Berlin Üniversitesi aynı zamanda araştırma üniversitesinin ilk örneğini de oluşturuyor. Üniversiteler lisansüstü eğitime de önem vererek araştırma yönü güçlü yükseköğretim kurumları haline geliyorlar.  İkinci nesil üniversiteleri diğer yükseköğretim kurumlarından ayıran en temel özellik işte bu araştırma misyonu.

Araştırma ile eğitimin-öğretimin birlikteliği öğrencilerin zamanın lider araştırmacılarına ve düşünürlerine doğrudan ulaşmalarına olanak sağlıyor; buna karşılık, bilim insanları, öğrencilerin eleştirel sorularından fayda görüyorlar. Humboldt’un iki yüzyıl önce ortaya attığı “Bilim, bilim için yapılır” felsefesi o devirde çok başarılı oluyor ve bu model, Almanya’dan tüm Avrupa’ya yayılarak benimseniyor. ABD üniversiteleri de Humboldt modelinden etkileniyorlar, bu modele kendi özgünlüklerini katarak üniversiteyi toplumun ihtiyaçlarını da karşılayan bir modele dönüştürüyorlar.

Girişimci Üniversite

Özellikle 1980’lerden sonra, bir devrim daha yaşanıyor; üniversitelerin temel faaliyetlerine ekonomik kalkınmaya katkı sağlama, topluma hizmet görevi de ekleniyor; üçüncü nesil üniversite, diğer bir ifadeyle, girişimci üniversite kavramı gündeme geliyor. Girişimci üniversitelerden beklenen teknostart-up şirketler kurmaları, sanayi ile ilişkilerini güçlendirmeleri, araştırma çıktılarını sanayi ile ilişkiler çerçevesinde ticarileştirmeleri, kendi araştırmalarından oluşan fikrî mülkiyeti güvence altına almaları; kısaca ifade etmek gerekirse ürettikleri bilgiyi kullanarak/uygulayarak katma değer yaratmaları. Böylece tek disiplinli çalışmalar yanında çok disiplinli ve/veya disiplinler arası çalışmalar da ön plana çıkıyor. Üçüncü nesil üniversitelerin sadece eğitim-öğretim ve araştırma merkezleri olmaları değil aynı zamanda ekonomik büyümenin itici güçleri, toplumların, devletlerin ve uluslarının teknik yönlendiricileri olmaları da bekleniyor. Üniversiteler, ulusal yenilik (inovasyon) sisteminin önemli bir parçası hâline gelerek bilgi toplumunda aktif rol alıyorlar.  Özetle üçüncü nesil üniversite bilgi temelli, ekonomik büyümeyi hedefleyen girişimci bir model olarak görülebilir.

Üçüncü nesil üniversitelerin girişimci üniversite olarak nitelendirilmesini savunanlar olduğu gibi girişimcilik kavramının üniversiteyi tam manası ile tanımlamadığını, üniversitelerin değerlerine bir müdahale olduğunu; girişimcilik ve yenilikçiliğin daha geniş anlamda tanımlanmasını ve yenilikçiliğin Humboldt modeline oturtulmasını savunanlar da mevcut.[5]Bok, D. (2009), Universities in the marketplace: The commercialization of higher education. Princeton University Press.

Girişimcilik misyonu temel bilimsel araştırma için bir tehdit mi?

Araştırma çıktılarını ticarileştirme ve piyasaya sunma eğilimi temel bilimsel araştırmayı ikinci plana atma riskini de beraberinde getiriyor. Temel bilimsel araştırma riske atılmamalı; yenilikçilik daha geniş olarak tanımlanarak özellikle beşeri bilimler, doğa bilimleri ve sosyal bilimler ile mühendislik ve yaşam bilimleri olmak üzere her alanda temel bilimsel araştırmaya gereken önem verilmeli, sanayi bağlantısı olmadan da bilgi üretilmesi teşvik edilmeli.
Sosyal ve teknik araştırma el ele gelişmeli; bunun için çok disiplinli ve disiplinler arası araştırmalar özendirilmeli. Unutulmamalıdır ki yeni teknolojiler sadece pazara yönelik değil toplumun ihtiyaçlarını göz önüne alarak geliştirildikleri takdirde başarılı olabilirler. Bu da toplum ruhu ile çalışan araştırma üniversitelerini ön plana çıkarıyor.[6]Altbach, P. G. (2011), “The past, present, and future of the research university”, Economic and Political Weekly, 65-73.

Araştırma Üniversiteleri

Araştırma üniversiteleri özel bir soy/nesil olarak görülebilir. Bu üniversiteler yaratıcı araştırmayı teşvik eden, ileri düzeyde ve yoğun araştırma yapan üniversitelerdir.  Ülke çapında veya dünya çapında sayıları çok fazla değildir ancak ülkelerinde veya dünyada temel bilimsel araştırmanın büyük bir çoğunluğunu yürütürler, yeni bilgi üretirler, üst düzey bilimsel buluşlar daha çok bu üniversitelerde gerçekleşir. Yüksek sayıda lisansüstü öğrenci özellikle doktora öğrencisi yetiştirirler,  doktora sonrası araştırmacılar istihdam ederler. Tüm dünyadan en yetenekli öğrencileri, araştırmacıları ve öğretim elemanlarını bünyelerine katarlar, nitelikli insan yetiştirirler.

Günümüzün araştırma üniversiteleri ülkelerinin entelektüel yaşamında önemli bir rol oynadıkları gibi yerel, bölgesel, ulusal veya küresel ölçekte toplumsal, ekonomik ve kültürel alanda da etkilerini gösterirler.

Geleceğin üniversiteleri

Eğitim-öğretim ve araştırma misyonlarının gerekli ancak yeterli olmadığı düşüncesiyle ve günümüzün büyük problemleri olarak görülen çevre kirliliği, küresel ısınma, biyo-çeşitliliğin azalması, nüfus artışı ve benzeri çevre problemlerine cevap aramak ve sürdürülebilir bir gelecek sağlamak üzere dördüncü nesil üniversite fikri ortaya çıkıyor.[7]Lukovics, M., Zuti, B. (2013), Successful Universities Towards the Improvement of Regional Competitiveness: “Fourth Generation” Universities, 53rd Congress of the European Regional … Devamı Üçüncü nesil üniversitelerden katma değer üretmeleri beklenirken dördüncü nesil üniversitelerden bölgesel katma değer oluşturmak için fırsatlar sunmaları, kendilerini sürdürülebilir kılmaları ve merkezi paydaşlar olarak üniversite dışı paydaşlarla toplumsal dönüşümü ve sürdürülebilirliği sağlamak için birlikte-yaratma (co-creation) felsefesi ile çalışmaları, yani çok aktörlü bir yenilikçilik anlayışının hem itici gücü hem de katalizörü olmaları, özetle sürdürülebilir ekonomik büyümeye katkı yapmaları bekleniyor. Bir diğer önemli fark da dördüncü nesil üniversitelerin küresel rekabet yerine yerel/bölgesel/coğrafi rekabeti ön plana çıkarmaları ve bu faaliyetleri gerçekleştirirken bulundukları bölgeye göre farklı yöntemler kullanabilmeleri.

Üniversitelerde bu dönüşümün gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini, gerçekleşmesi durumunda bu dönüşümün üniversiteler üzerinde derin etkilere yol açıp açmayacağını, hatta bu dönüşümden sonra artık üniversite adının kullanılıp kullanılmayacağını zaman gösterecek.

Üniversiteler nasıl bir dönüşüm geçirirse geçirsin, üniversite adını taşıyan her kurum evrensel doğruyu aramaktan, evrensel bilim yapmaktan, şiddet ve ayrımcılık içermeyen tüm fikirlere açık olmaktan vazgeçmemeli; diğer misyonlarını yerine getirirken temel bilimsel araştırmadan ödün vermemeli.

Ayşın Ertüzün, Boğaziçi Üniversitesi


Creative Commons LisansıBu eser Creative Commons Atıf-GayriTicari 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır. İçerik kullanım koşulları için tıklayınız.


Notlar/Kaynaklar

Notlar/Kaynaklar
1 Üniversite, Vikipedi, https://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%9Cniversite, Erişim tarihi 28.03.2022
2 Krull, W.  (2005), “Review: Exporting the Humboldtian University,” Minerva, Vol. 43, No. 1, ss. 99-102, Erişim tarihi: 8 Mart 2022.
3 Wissema J.G. (2009), “Towards the third generation university. Managing the university in transition”. Edward Elgar, Cheltenham, United Kingdom
4, 7 Lukovics, M., Zuti, B. (2013), Successful Universities Towards the Improvement of Regional Competitiveness: “Fourth Generation” Universities, 53rd Congress of the European Regional Science Association: “Regional Integration: Europe, the Mediterranean and the World Economy”, 27-31 August 2013, Palermo, Italy, European Regional Science Association (ERSA), Louvain-la-Neuve, http://www-sre.wu.ac.at/ersa/ersaconfs/ersa13/ERSA2013_paper_01348.pdf Erişim tarihi: 8 Mart 2022.
5 Bok, D. (2009), Universities in the marketplace: The commercialization of higher education. Princeton University Press.
6 Altbach, P. G. (2011), “The past, present, and future of the research university”, Economic and Political Weekly, 65-73.