Büyük denizlerin aşılmasıyla değişen dünya

1492'de Amerika'yı keşfeden ekibin üç gemisi Nina, Pinta ve Santa Maria'nın kopyaları, New York, 1893. (Wikimedia Commons)

Coğrafi keşifler çağı (Avrupa merkezli bakış açısıyla) olarak nitelendirilen 1400-1600 yılları arasındaki dönem, insanlık tarihinin büyük dönüşüm evrelerinden biridir.

1400 yılında Avrupalılar tarafından yapılmış olan dünya haritalarındaki çizimler büyük ölçüde tahminlere dayanıyordu ve Avrupa kıyıları ötesinde kalan bölgeler de genellikle yanlış gösteriliyordu. Afrika’nın güneye doğru nasıl uzandığı ve Hint Okyanusu’nda kara parçasının olup olmadığı belirsizdi. Ayrıca bu haritalarda Amerika, Avustralya ve Pasifik’ten herhangi bir iz bile yoktu. Avrupa’nın, Afrika’nın ve Asya’nın iç bölgeleri hakkındaki bilgiler de yanlışlıklar içeriyordu.  1600 yılında ise, haritası olmayan ya da eksik bulunan yerler olarak sadece Avustralya, Yeni Zelanda ve Kuzey Pasifik kalmıştı.

Yaklaşık iki asır içinde tamamlanan bu gelişmelere yol açan etkenler nelerdi?

15. yüzyılın başlarında Avrupa’da başlayan büyük coğrafi keşifler sürecine damgasını vuranlar, Portekiz ve İspanya oldu.

Bu yıllarda Portekiz, küçük ve yoksul bir köylü ülkesiydi. Bu dağlık ve küçük ülke tarıma elverişli değildi ve Atlas Okyanusu’nun kıyıya yakın kesimlerinde yapılan balıkçılık, ülke ekonomisinin en önemli sektörünü oluşturuyordu. İspanya ise (o tarihte Kastilya) daha geniş topraklara sahipti. Nüfusu daha fazlaydı ve tarım ve hayvancılık ülke ekonomisinde önemli bir yer tutuyordu. Portekiz’in karasal olarak genişleme olanağı yoktu. İspanya ise İberya yarımadasının Müslümanlardan geri alınmasından sonra Müslümanlar karşısında başka hiçbir başarı sağlayamadı. Öte yandan Balkanlarda ve Akdeniz’de yeni bir Müslüman güç, Osmanlılar ilerlemeye başlıyordu.

İşte böyle bir coğrafi konumda ve tarihsel dönemde, öncelikle Portekizliler denizlerde uzak yolculuklara girişmeye başladılar. Kendi kaderlerini zorlayabilmelerinin ve zenginliğe ulaşabilmelerinin tek açık yolu Atlantik sahilleriydi. Kuşkusuz Portekiz ve İspanya’nın deniz aşırı yayılmalarının ardındaki ekonomik dürtü, kendi malları için yeni pazarlar arama kaygısı değildi. Bu serüvenler, ticaret ve Avrupa ticaret sisteminin bir bölümünü oluşturan kaynaklar için, özellikle de değerli madenlerin elde edilmesi için yapılıyordu. Avrupalılar için baharat ve zenginlikler bölgesi Doğu ile altın kaynağı olarak Afrika, her zaman göz kamaştırıcı olmuştu. Marco Polo (1254-1324)’nun seyahat anıları ile çeşitli mitler ve efsaneler, maceracı İberya gemicilerini zenginlik ve servet için açık denizlere çekiyordu.

Marco Polo’nun “Dünyanın Harikaları Kitabı-Le livre des merveilles du Monde” başlıklı kitabında Columbus’un aldığı notlar (Wikimedia Commons).

Bu girişimlerinde İberyalıların bazı avantajları da vardı. Gemi teknolojileri diğer Akdeniz ülkelerine göre daha gelişmişti. Tekneleri, Atlas Okyanusu’nun sert dalgalarına dayanabilecek yapıdaydı.

Portekizlilerin ve İspanyolların denizaşırı seyahatlere çıkmalarında itici rol oynayan bir etken de din oldu. Portekizliler, Afrika’nın batı kıyılarından güneye doğru yöneldiklerinde, Müslümanlara karşı ittifak yapabilecekleri büyük bir Hıristiyan imparatorluğu ile karşılaşacaklarına inanıyorlardı. Bu tür inanışlar onların cesaretlerini arttırıyordu.

Denizaşırı seyahatlere Portekizlilerden daha geç başlayan İspanyolların, açıklarını kapatmaları için daha fazla risk almaları gerekiyordu. Önce Portekiz’den destek arayan fakat bulamayan Columbus, aradığı desteği İspanyollardan buldu.  Columbus, Ptolemy’nin Almagest adlı eserinden yararlandığı için, Batı Avrupa ile Amerika kıyıları (ona göre Doğu Asya kıyıları) arasındaki mesafeyi, gerçek değerinden çok daha küçük olarak hesaplamıştı. Bu hatalı hesaplama onun büyük olasılıkla seyahat için cesaretini arttırmıştı. Portekizliler bu mesafe konusunda İspanyollara göre daha gerçekçi bilgilere sahiptiler.

İtalya’nın coğrafi konumu onu Akdeniz ticaretinin odağı yapıyor ve bu bölge, Afrika ile Asya’dan gelen ticaret yollarının merkezinde yer alıyordu. Venedikliler, ticaretleri ve zenginlikleri için yüzyıllardır Doğu’ya yönelmişlerdi ve bu onlar için geleneksel bir durumdu. Ayrıca Venedikliler 1492-1573 yılları arasında Osmanlılarla denizde savaşmak zorunda kaldılar. Öte yandan İtalya’nın ekonomik büyümesi, uzak bölgelerdeki yayılmacı politikalar için kaynak ayrılmasına gerek bırakmadı. Bu nedenle içe dönük yaşadılar ve kendi durumlarından hoşnut kaldılar. Ayrıca İtalyan gemileri, Akdeniz’in nispeten sakin sularına göre yapılmış daha dayanıksız teknelerdi. Bütün bunlara rağmen İtalyanlar keşif seyahatlerine katkıda bulundular. Hem bazı seyyahları mali olarak desteklediler, hem de haritacılık bilgi ve deneyimlerini Portekizli ve İspanyol gemicilerle paylaştılar.

İslam astronomisinden bir küresel usturlab- yaklaşık 1480 yıllarından (Oxford Bilim Tarihi Müzesi – Wikimedia Commons).

Keşiflerin gerçekleşmesinde önemli etkisi olan başka bir faktör de, Müslüman denizcilerin Avrupalı kaşiflere sundukları bilimsel ve teknolojik destektir. Manyetik iğne, Müslüman denizciler aracılığıyla Avrupa’da yayılmıştı. Usturlabın kullanımını da Avrupalılar büyük olasılıkla Müslüman gemicilerden öğrenmişlerdi. Ayrıca üç köşeli yelken de Araplardan alınmıştı. Asyalı kılavuzların ve denizcilerin bilgi ve ustalıklarının da büyük katkısı oldu.

Amerika kıtasının Avrupalılar tarafından keşfedilmesinin ve Afrika kıtasının güneyinden dolaşarak Uzak Asya’ya gidilmesinin ardından, dünya denizden ilk kez dolaşıldı, ticaret artık dünya ölçeğinde yapılmaya başlandı, ilk kez deniz aşırı imparatorluklar kuruldu ve bütün bunlara bağlı olarak yeni keşfedilen kıtaların ve bölgelerin doğal ya da biriktirilmiş servetleri, başka bir kıtanın, Avrupa’nın ekonomik, ticari, bilimsel, teknolojik vb. gelişimine kaynak olarak aktarıldı ve sonuçta etkileri bugüne kadar yansıyan gelişmeler yaşandı.

Portekizliler Batı Afrika kıyılarında ilerlediklerinde, Orta Afrika’dan altın ve köle elde etmişlerdi. 1450-1500 yılları arasında 150.000 kadar köle Afrika’dan Avrupa’ya getirildi. 14. yüzyıldaki kara ölümün (Avrupa nüfusunun yaklaşık üçte birini yok eden büyük veba salgınının) ardından bu köle emeği Avrupa ekonomisinin canlanmasında önemli bir rol oynadı. Amerika kıtasının kuzeyinde pamuk, güneyinde (Brezilya’da) ise şeker plantasyonlarının kurulmaya başlamasıyla birlikte köle ticareti yön değiştirdi ve hacim olarak daha da büyüdü. 16. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar 10 milyon Afrikalı köle, pamuk, şeker ve tütün plantasyonlarında çalıştırılmak üzere Amerika’ya götürüldü.

Portekizliler 16. yüzyıl boyunca Afrika ve Asya kıyılarında kaleler inşa ettiler ve Çin’e kadar uzandılar. Denizden doğan bir ticari imparatorluk kuran Portekiz, karasal yayılma yoluna gitmedi. Çünkü buna ne mali ne de insan kaynakları elveriyordu.

Deniz aşırı seyahatlere nispeten daha geç başlayan İspanyollar ise Portekizlilerin tersine karasal imparatorluk peşinde koştular. Amerika’nın keşfinden sonra İspanyollar, hep karasal yayılma yolunu tuttular. Kuzey ve Güney Amerika’da bunu gerçekleştirdiler. Kendilerine bağlı koloniler oluşturdular ve bu yörelerin tüm doğal zenginliklerini ele geçirdiler.

Portekizliler ve İspanyollar yeni kıta ve bölgelerden elde ettikleri değerli madenleri ve köleleri Avrupa’ya getirdiler. Bu kaynakların Avrupa’nın ekonomik, bilimsel ve teknolojik gelişiminde belirleyici rolü oldu. Ticaret canlandı ve kapitalizm gelişmeye başladı.

1600 yılından sonra deniz aşırı ticarette egemenliği ele geçiren ve yayılmacılığı sürdüren ülkeler, daha güçlü ve gelişen ekonomileriyle Hollanda ve İngiltere oldu.

Fransız bilim insanı Oronce Finé’nin 1536 tarihli ve kalp şeklindeki dünya haritası (Wikimedia Commons).

Coğrafi keşiflerin bilimsel, siyasi, ekonomik ve teknolojik birçok sonucu oldu. Her şeyden önce Macellan’ın 1519’da başlattığı, Filipinler’de öldürülmesi üzerine Sebastiyan del Cano’nun 1522’de tamamladığı 1124 gün süren seyahatle,  Sevilla’dan hareket edilip hep batıya gidilerek tekrar Sevilla’ya dönülmesiyle, dünyanın yuvarlak olduğu ilk kez fiilen ispatlanmış oldu. Dünyanın coğrafik, bitkisel, zoolojik, jeolojik özellikleriyle ilgili muazzam bir bilgi birikimi sağlandı. Haritacılık gelişti. Kıtaların kıyı çizgileri ilk defa doğruya çok yakın olarak saptanabildi. Haritacılıkta temel önemde olan kıyı çizgilerinin, karadan izlenmesi çoğu zaman imkansızdır. Çünkü böyle bir girişim, çoğu durumda karşılaşılan fiziki engeller yüzünden imkansız hale gelir. (Ancak hava taşıtlarının ortaya çıkmasından sonra kıyı çizgileri net olarak belirlenebildi). Gemi teknolojisinde önemli ilerlemeler gerçekleşti. Özellikle açık denizlerin çetin koşullarına dayanıklı gemilerin yapımında önemli teknik gelişmeler sağlandı. Daha sonraki yıllarda bilim aracılığıyla doğanın anlaşılmasında gösterilen başarılarda, coğrafi keşifler aracılığıyla doğanın daha iyi anlaşılmış olmasının önemli bir etkisi vardır. Avrupa’daki gerek bilimsel devrimde gerekse kapitalizmin gelişmesinde coğrafi keşiflerin önemli ve kalıcı etkileri oldu.

Bu nedenle bugünkü dünyamızın şekillenmesinde en büyük rolü olan tarihsel olaylardan birinin, kıtalar arasındaki ilişkinin beş asır önce büyük denizlerin aşılması yoluyla kurulması olduğunu söyleyebiliriz.

Osman Bahadır