Bilim Tarihi Temmuz 31, 2017

Evrim teorisinin ülkemizde gecikmesinin nedenleri – Osman Bahadır

Suphi Edhem ve 1914 tarihinde yayınlanmış Lamarkizm başlıklı kitabının kapağı.

Ülkemiz, evrim teorisiyle geç bir tarihte ve üstelik popüler bir düzeyde tanıştı. Bir bilimsel araştırma konusu olarak canlı organizmaların evrimi üzerine çalışmaların başlaması ise Darwin’in Türlerin Kökeni (1859) adlı eserinin yayımlanmasından yaklaşık bir asır sonra oldu.

Ülkemizde evrim teorisinden popüler düzeyde ilk kez ve çekinerek söz edenler, Ahmed Mithad efendi (1873’te), Şemseddin Sami bey (1878’de) ve Hoca Tahsin efendi (eserinin yayımlanması 1882’de) olmuştu.  Üç yazar da düşüncelerini ihtiyatla savunmalarına karşın iktidarın baskılarına maruz kalmışlar, dinsizlikle suçlanmışlar ve görüşlerinden dolayı yaşamlarında büyük sıkıntılarla karşılaşmışlardır.

Öte yandan ilginç ve ironik bir şekilde, evrim teorisinin temel kavramları ve bu teorinin en önemli bölümünü oluşturan doğal seçilim teorisi ülkemizde ilk kez, evrim teorisine karşı olan bir kimse tarafından açıklandı*. Ahmed Cevdet Paşa’nın oğlu olan ve ilk Türkçe termodinamik kitabının yazarı olan Ali Sedad bey, bu kitabının bir bölümünde evrim teorisini ele almış ve bu teoriyi ve doğal seçilim teorisini bilimsel olarak açıklamıştı. Böylece evrim teorisi ülkemizde kendi özgün kavramlarıyla ve bilimsel niteliğiyle ilk kez, bu teoriye karşı bir insan tarafından (1882’de) açıklanmış oldu.

Evrim teorisinin savunularak bilimsel biçimde açıklandığı ilk kitap, Subhi Edhem beyin Darvinizm (1911) adlı kitabıydı. İkinci Meşrutiyet döneminin nispeten özgür ortamında, Baha Tevfik, Ahmed Nebil, Memduh Süleyman, Doktor Edhem Necdet, Yahya Halid ve Necmeddin Sadık beyler çeşitli dergilerdeki makaleleriyle evrim teorisi üzerine düşüncelerini açıkladılar.

Cumhuriyet döneminde ise Galip Ata bey 1931 yılında Darvin adlı bir kitap yayınladı. Bu kitap ülkemizde evrim teorisini savunan resmi olarak yayınlanmış ilk kitaptır. 20. yüzyılın ilk yarısında Raymond Hovasse, Akil Muhtar Özden, A. Adnan Adıvar, Mustafa Şekib Tunç, İbrahim Alaeddin Gövsa, Dr. M. Şenyürek, Niyazi Berkes, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Sabahattin Ali, çeşitli dergilerdeki yazılarda veya kitap bölümü olarak evrim teorisini açıkladılar, yorumladılar ve savundular.

Evrim teorisinin ülkemizdeki ilk yüzyıllık tarihinin birçok yönü bulunuyor. Öncelikle belirtmemiz gereken şey, İkinci Meşrutiyet’e kadar evrim teorisinin çok sınırlı bir çevrede ve çok yetersiz olarak dile getirilmiş olmasıdır. İkinci Meşrutiyet döneminde kitap olarak ve dönemin çok okunan bazı dergilerinde daha ayrıntılı olarak ele alındı. Fakat Osmanlı döneminin tümü için geçerli olan şey, bu teoriyi açıklayanların veya savunanların hiçbirinin konunun uzmanı olmamasıydı. Aynı şeyi Cumhuriyet dönemi yazarları için de söyleyebiliriz. Darülfünun’da hayvanat müderrisi (zoolog) olan Raymond Hovasse dışındaki yazarların hiçbiri yazı konularıyla gerçek anlamda ilgili kimseler değildi. Bu nedenle 1940’lı yılların sonlarına kadar evrim teorisi gerekli derinlikte açıklanamamıştı.

Canlı organizmaların evrimi teorisi, jeoloji ile biyolojinin ortak bir konusudur. Dolayısıyla ülkemizdeki jeoloji ve biyoloji bilimlerinin gelişimiyle de doğrudan ilgilidir. Bu bilim dallarının ülkemizde 20. yüzyılın ilk yarısında yeterince gelişmemiş olmasının da evrim teorisinin derinleşememiş olmasında önemli bir rolü var. Ayrıca evrim teorisine genel ilgiyi güçlendirecek en önemli etkenlerden biri de, orta eğitim programında evrim teorisine gereken yerin verilmesi ve ülkenin her yöresinde doğa tarihi müzelerinin açılmasıydı. Her iki konuda da bugün bile çok temel eksiklikler bulunuyor. Ülkemizde ilk doğa tarihi müzesi, MTA bünyesinde 1935 yılında kuruldu. Fakat o tarihten sonra ikinci veya daha büyük bir resmi doğa tarihi müzemiz olmadı. Oysa sadece büyük kentlerde değil hemen her şehirde doğa tarihi müzelerinin kurulması gerekirdi. Doğa tarihi müzeleri olmayan  ülkelerde evrim teorisinin en temel dayanağı ve itici gücü yok demektir.

Öte yandan 20. yüzyılın ilk yarısında ülkemizdeki evrim teorisinin yetersizliğinin uluslararası bilimsel gelişmelerle ilgili başka boyutları da var. Başlangıçta birbirlerinden ayrı ilerleyen evrimsel biyoloji ile genetik bilimi arasında 1937’de T. Dobzhansky (1900-1975) tarafından başlatılan sentez çalışmaları gerek biyoloji biliminin gerekse evrim teorisinin gelişmesinde son derece verimli sonuçlara yol açtı.  Türkiye’de genetikle ilgili bilimsel çalışmaların geç başlamış olması da evrim teorisinin kapsamlı bir biçimde gelişmesini engellemiştir.

Sonuç olarak, evrim teorisinin ülkemize girişindeki ve gelişmesindeki koşulları, başlıca olarak bilimsel bir zihniyetin yeterince oluşmamış olmasının yanısıra, fikir açıklama özgürlüğünün kısıtlılığının ve biyoloji-jeoloji bilimlerinin (ve kurumlarının) yokluğunun (veya yetersizliğinin) belirlemiş olduğunu söyleyebiliriz.

Osman Bahadır

*Osman Bahadır, “İlk Türkçe Termodinamik Kitabı: Parçacıkların Hareketlerine İlişkin Dönüşüm Kuralları”, Sarkac.org, Mayıs 2017.

 

Creative Commons Lisansı
Bu eser Creative Commons Atıf-GayriTicari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.