Erdal Bey’le anılarım

Erdal İnönü (Fotoğraf: Erhan Sevenler, Anadolu Images)

Erdal İnönü, ülkemizde ve uluslararası akademik camiada müstesna bir yere sahip olan kıymetli bilim insanlarımızdan biridir. Ankara Üniversitesinde başlayan akademik yolculuğunu Caltech (California Institute of Technology), Princeton University, Oak Ridge National Laboratory, ODTÜ (Orta Doğu Teknik Üniversitesi), Boğaziçi Üniversitesi, Sabancı Üniversitesi, TÜBİTAK Temel Bilimler Araştırma Enstitüsü ve Feza Gürsey Enstitüsü gibi saygın üniversite ve araştırma kurumlarında sürdürmüştür.

Bu kurumlarda rektörlük, enstitü müdürlüğü, dekanlık ve bölüm başkanlığı gibi önemli görevler üstlenmiş; bazılarının kuruluş aşamalarında aktif rol almış ve önemli katkılar sağlamıştır. TÜBİTAK Bilim Kurulu, Atom Enerjisi Komisyonu ve UNESCO Yürütme Konseyi üyeliklerinin yanı sıra Türk Fizik Derneği başkanlığı gibi önemli görevlerde de bulunmuştur.

Erdal Bey’le önce yaklaşık 10–15 yıl ODTÜ’de, ardından yaklaşık 2 yıl TÜBİTAK Temel Bilimler Araştırma Enstitüsü’nde birlikte çalışma imkânı bulduk. 100. Doğumgünü için yazdığım bu yazıda kendisiyle ilgili hatırladığım bazı anıları aktarmaya çalışacağım.

Erdal Bey

ODTÜ Fizik Bölümünde öğrenciyken Erdal Bey’den hiç ders almadım. İsmet Paşa’nın oğlu olması nedeniyle kendisine karşı başlangıçta farklı bir saygı duyuyordum. Ancak zamanla kendisini tanıdıkça bu saygının niteliği değişti. Efendiliği, yardımseverliği ve ayırt etmeksizin herkese eşit ve sevecen yaklaşımı, bu dönemde fark ettiğim en belirgin özellikleriydi.

ODTÜ’de Fen Fakültesi dekanıyken kendisine rektörlük teklif edildiğinde, öğretim üyelerini matematik amfisinde toplayarak bu teklif hakkında herkesin görüşünü —olumlu ya da olumsuz— almaya çalışması beni çok etkilemişti.  Lisansüstü eğitimim sırasında fizikte yaptığı çalışmaları öğrendikçe ona duyduğum saygı daha da derinleşti, örneğin  “İnönü–Wigner grup büzülmesi” olarak bilinen çalışması, bugün ders kitaplarında ayrı bir bölüm olarak yer almakta.

Daha sonraki yıllarda, ODTÜ rektörlüğü döneminde, TÜBİTAK Temel Bilimler Araştırma Enstitüsünde ve TÜBA’da kendisini daha yakından tanıma fırsatı buldum. Sakinliği, uzlaşmacı tutumu ve her fikri dinleyen yöneticilik anlayışının yanı sıra, önemli olaylar karşısındaki duruşu her zaman dengeli ve yapıcı olmuştur.

ODTÜ, TÜBİTAK, Temel Bilimler Araştırma Enstitüsü ve TÜBA gibi Türkiye’nin önde gelen bilimsel kurumlarının kuruluş ve gelişim süreçlerinde öncü isimlerden biriydi. Tüm bu nedenlerle Erdal Bey’e duyduğumuz saygı her zaman farklıydı. Sanırım bu yüzden kendisine hep “Erdal Bey” diye hitap ettik ve onu hâlâ bu şekilde anıyoruz

Saygı

Erdal Bey’e duyulan saygıyı anlatmak için tipik bir örnek vermek isterim. Fizik binası yapılmadan önce teorik fizikçiler matematik binasının zemin katında yerleşikti. Benim ofisim de o zamanki çay ocağına komşuydu. Sanırım 1970’lerin başıydı; Berkeley’de doktorasını yapan bir arkadaşım yazın ziyarete gelmişti. Giysileri ve beline kadar uzanan saç-sakalıyla, o dönemde Amerikalı üniversite gençliği arasında yaygın olan tarzda tam bir “hippi” görünümündeydi. Ofiste sohbet ederken dışarıdan Erdal Bey’in birisiyle konuşma sesini duyunca telaşa kapıldı ve birden pencereden atlayarak binadan uzaklaştı.

Bizler Erdal Bey’in yakınındaysak kendimize daha fazla dikkat ederdik. Bize doğrudan “şunu yapın” ya da “şunu yapmayın” gibi telkinlerde bulunmazdı; ancak tavır ve davranışlarıyla bizlere örnek olurdu. Onun etkisiyle yurtdışı toplantılarına giderken sunumlarda giymek üzere mutlaka kravat ve takım elbise götürürdük.

Buradan, Feza Bey (Gürsey) ve Cahit Bey (Arf) gibi diğer hocalarımıza aynı saygıyı duymadığımız sonucu çıkarılmamalı. Ancak arkadaşlar arasında Feza Bey’den söz ederken zaman zaman kısaca “Feza” dediğimiz olurdu. Buna karşılık, Erdal Bey hakkında konuşurken onu yalnızca “Erdal” diye andığımızı hiç hatırlamıyorum.

Dersinde asistanlık

Sanırım 1971–1972 ders yılı güz döneminde, ODTÜ Fizik Bölümünde Erdal Bey “Fizikte Matematiksel Yöntemler” adlı bir yüksek lisans–doktora dersi verdi. Bu dersin asistanlığını ben üstlendim.

Dersin sınavı olmakla birlikte ağırlıklı olarak ödevlere dayanıyordu. Erdal Bey oldukça fazla ödev verirdi. Bu ödevlerin çözülmesi ve değerlendirilmesi asistanın sorumluluğundaydı. Bu görev zamanımın önemli bir kısmını alıyordu; ancak bu süreçte daha önce bilmediğim pek çok yöntemi öğrenme fırsatı buldum.

Erdal bey 8 Kasım 1990’da ODTÜ Matematik Bölümünde düzenlenen haftalık seminerde, “Pell Denkleminin Aritmetik Özellikleri” konusunda ders veriyor.(Fotoğraf: Anadolu Images)

Ortak çalışmalar

Erdal Bey ile yayımlanmış bir ortak çalışmamız olmadı. Fizik lisans dördüncü sınıfı bitirdiğimde, bir alt sınıftan arkadaşım Haluk Özkaynak ile birlikte kendisinden bir proje almıştık. Verdiği problem, o sıralar kendisinin de üzerinde çalıştığı özel bir polinom  kümesiyle ilgiliydi. Ancak Erdal Bey o dönemde ODTÜ rektörüydü; kendisiyle ancak üç ya da en fazla dört kez görüşebildik ve bu nedenle çalışmada kayda değer bir ilerleme sağlayamadık. Zamanla bizim de ilgimiz azaldı ve proje yarım kaldı.

İkinci çalışmamız, Erdal Bey’in ODTÜ’den ayrılıp Boğaziçi Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanı olduğu dönemde gerçekleşti. Konu, doğrusal olmayan Boltzmann denklemi üzerineydi. Bu denklemin bilinen tek kesin çözümü Maxwell dağılım fonksiyonuydu. O sıralarda (1976) T. T. Wu adlı bir fizikçi yeni bir kesin çözüm bulmuştu. Erdal Bey ile bu çözümü ve kullanılan yöntemi ayrıntılı biçimde inceledik; başka çözümler bulunup bulunamayacağı sorusuna yanıt aradık. Ancak onun idari sorumlulukları ve benim derslerim nedeniyle bu çalışmayı da sürdüremedik ve o da yarım kaldı.

Bu iki girişime rağmen Erdal Bey ile ortak bir yayınımızın olmaması, hayatımda en çok üzüldüğüm konulardan biridir. Bununla birlikte, bu üzüntüyü bir ölçüde telafi eden ilginç bir durumdan söz etmek isterim. American Mathematical Society (AMS)’nin bir alt platformu olan MathSciNet’te, iki yazar arasında doğrudan bir ortak çalışma yoksa “ortaklık uzaklığı” (collaboration distance) adı verilen bir ölçüt kullanılır. Bir araştırmacının birlikte yayın yaptığı yazarlar ve onların ortak yazarları şeklinde bir zincir oluşturulur. Eğer bu zincir sonlu ise, zincirdeki eleman sayısı iki yazar arasındaki ortaklık uzaklığını verir.

Benim Erdal Bey ile ortaklık uzaklığıma bakarsak yayınlarımız şöyle bağlanıyor:

◊ Gürses – Gürsey
◊ Gürsey – T. D. Lee
◊ Lee – Wick
◊ Wick – Wigner
◊ Wigner – İnönü

Dolayısıyla ortaklık zincirimiz
Gürses → Gürsey → T. D. Lee → Wick → Wigner → İnönü
şeklinde ve ortaklık uzaklığımız da 5’tir.

Erdal Bey’in Boltzmann denklemine olan ilgisinin hiçbir zaman azalmadığını söylemeliyim. Sanırım 1974 yılıydı; doktora çalışmam için Yale Üniversitesinde bulunduğum sırada Erdal
Bey Feza Bey’i ziyarete gelmişti. Boltzmann denkleminde çekirdeğe delta fonksiyonu eklenmesinin dağılım fonksiyonunu nasıl değiştirdiğine dair bir sonuç ortaya koyan çalışmasını paylaşmak üzere Yale’deydi. Oldukça heyecanlıydı diye hatırlıyorum.

ODTÜ Fizik Bölümü 1973 (Kaynak: Fizikciler.info)

ODTÜ yılları

ODTÜ’deyken Erdal Bey’le ilgili bazı anılarımı önceki bölümlerde aktardım. Burada ise ODTÜ Fizik Bölümündeki yıllarıma dair bazı ilginç hatıraları kısaca paylaşmak isterim:

Önemli kararlar alırken mutlaka çevresine danışırdı. Rektörlüğü söz konusu olduğunda öğretim üyelerini toplayıp görüş almasından bahsetmiştim. Bu akademik hayatta pek rastlanmayan bir tutumdu.

Matematik Bölümünden Cahit Bey ile birlikte, düzenli olmasa da zaman zaman matematiksel fizik grubunu toplar, herkesin çalışmalarını paylaşmasını isterdi. Bu toplantılar bazen seminer, bazen de sohbet havasında geçerdi.

Çevresindeki insanların ne üzerinde çalıştığını yakından takip ederdi. Bir kokteylde sohbet ederken Ahmet Eriş ile yeni tamamladığımız bir çalışmadan bahsettiğimde, bizi tebrik ettikten sonra Behram Kurşunoğlu’nun Einstein kuramı üzerine geliştirdiği (evrenin “soğan yapısı” olarak bilinen) çalışmayı incelememizi tavsiye etmişti. Daha sonra gerçekten böyle bir çalışmanın olduğunu gördüm.

ODTÜ Fizik Bölümü üçüncü kattan manzara. (Fotoğraf: Atakan Gürkan)

Öğle yemeklerine zaman zaman topluca gidilirdi ve bu yemeklerde yapılan sohbetler genellikle herkesin ne üzerinde çalıştığıyla ilgili olurdu. Fizik Bölümü dört katlı bir binadaydı ve asansörü olmasına rağmen bizler genellikle merdivenleri kullanırdık. Erdal Bey üçüncü kata geldiğimizde, “Arkadaşlar, manzara ne kadar güzel, biraz bakalım mı?” derdi. İhtiyaçları ya da düşüncelerini farklı ve çoğu zaman zarif bir biçimde ifade etme alışkanlığı vardı.

Fizik Bölümü yeni binasına taşındığında asistanlara bile ayrı ofisler verilmişti. Ancak bölüm üyelerinin bir araya gelip sohbet edebileceği bir alan yoktu. Üçüncü kattaki seminer odasının karşısındaki geniş salon bu amaçla ayrılmıştı; fakat başlangıçta tamamen boştu. Erdal Bey bu salonun tüm mobilyasını üstlenmiş ve kısa sürede son derece kullanışlı ve sıcak bir mekân hâline getirmişti. Bu salonu hâlâ seminer sonrası sohbetlerin yapıldığı keyifli bir yer olarak hatırlıyorum.

TÜBİTAK – Gebze yerleşkesi

1982’de Max Planck Enstitüsünden ODTÜ’ye döndükten sonra, çeşitli nedenlerle TÜBİTAK’ın Gebze’deki Marmara Araştırma Enstitüsü bünyesinde yer alan Uygulamalı Matematik Bölümüne baş uzman olarak atandım. Bu kararı almadan önce danıştığım hocalarım arasında Erdal Bey de vardı. Verdiği yanıt, tercihimin doğru ya da yanlış olduğunu söylemekten ziyade, Türkiye’de artık temel bilimlerin her alanında enstitülerin kurulması gerektiğine vurgu yapıyor ve Uygulamalı Matematik Bölümünün başındaki Erdoğan Şuhubi’yi övüyordu.

Gebze yerleşkesindeki lojmanların sağladığı imkânlar da kararımızı etkileyen unsurlardan biri oldu. Gebze yılları, ailece oldukça rahat ettiğimiz ve benim de akademik açıdan verimli bir dönem geçirdiğim yıllardı. Bir yıl içinde Yavuz Nutku, Rahmi Güven, Ali Alpar ve İsmail Hakkı Duru gibi birçok arkadaşım da Marmara Araştırma Enstitüsündeki Fizik Bölümüne katıldı. Daha sonra, 1983’te Temel Bilimler Araştırma Enstitüsü kuruldu ve Fizik ile Uygulamalı Matematik bölümleri bu enstitüye dahil edildi. Enstitünün ilk müdürü Erdal Bey’di. Ancak bir yıl içinde siyasete girmesi için artan baskılar sonucunda bu görevden ayrılarak siyasete atıldı.

Kaynak: İnönü Vakfı

Araştırmaya destek

Erdal Bey ile ne zaman karşılaşsak çalışmalarımızın nasıl gittiğini sorar; iyi sonuçlar elde ettiğimizi söylediğimizde “Yaşa!” diyerek bizi teşvik ederdi. Eğer önemli bir gelişme yoksa, cesaret verici sözlerle destekler ve çalışmaya devam etmemizi öğütlerdi. Genç araştırmacıları destekler, onların çalışmalarını yakından takip ederdi.

1960’lı ve 1970’li yıllarda düzenlenen bazı önemli bilimsel toplantıların organizasyonunda yer almış, bu toplantıların İstanbul’da gerçekleştirilebilmesi için maddi katkılar sağlamıştır. Erdal Bey, Asım Bey (Barut) ve Feza Bey’in düzenlediği bu toplantılar, benim neslim için son derece önemli fırsatlar sunmuş ve kalıcı etkiler bırakmıştır.

Erdal Bey, Türkiye’de bilimin gelişimini yakından takip ederdi. Sanırım 1969’da, ODTÜ’de fizik dördüncü sınıf öğrencisiyken, Matematik Bölümünde o dönemin fizikçilerinin yayın ve atıf sayıları üzerine bir seminer vermişti. Konuşması, “Bilimsel araştırmayı nasıl ölçeriz?” sorusu etrafında şekilleniyordu. Bu kavramlar yalnızca benim için değil, ODTÜ’deki hocalarımız ve hatta Türkiye’deki akademik çevreler için de oldukça yeniydi.

Erdal Bey ilerleyen yıllarda da çok çeşitli konularda çalışmaya ve seminerler vermeye devam etti. Vefatından birkaç yıl önce Bilkent Üniversitesinde verdiği seminer de büyük ilgi görmüştü. Bu konuşmasında, Türkiye’de çalışmaları ders kitaplarına girmiş olan bilim insanlarını ele almıştı.

TÜBA üyeliği

Erdal Bey, siyaseti bıraktıktan hemen sonra, o dönemde TÜBA (Türkiye Bilimler Akademisi) Başkanı olan Ayhan Çavdar tarafından asli üyeliğe aday gösterildi. Adaylık dosyasını incelemek üzere bana da bir kopya gönderilmişti; bu dosyayı hâlâ muhafaza ederim.

Dosya, çoğunluğu daktilo ile yazılmış ön baskılar olmak üzere 31 yayından oluşuyordu. Ayrıca tüm makalelerinin birer kopyası, özgeçmişi ve kapsamlı bir yayın listesi de yer alıyordu. Erdal Bey’in grup teorisi alanındaki çalışmaları, matematik ve fizikte son derece önemli gelişmelere yol açmış ve kısa sürede üniversite ders kitaplarında yerini almıştır. “İnönü–Wigner büzülmesi” olarak bilinen çalışması, zamanla o kadar yerleşmiştir ki araştırma makalelerinde artık ayrıca atıf yapılmadan yalnızca “İnönü–Wigner contraction” ifadesinin kullanılması yeterli görülür. Bu durum, ülkemiz bilim hayatında o dönemde pek rastlanan bir şey değildi. Ayrıca Erdal Bey 1974’te TÜBİTAK Bilim Ödülü’nü aldı, ödül töreninde yaptığı konuşmanın metnini Sarkaç’ta okuyabilirsiniz.((Erdal İnönü’nün TÜBİTAK Bilim Ödülü konuşması))

Tüm bu katkıları sayesinde Erdal Bey kısa sürede Akademi Genel Kurulu tarafından TÜBA’ya asli üye olarak seçilmişti. Daha sonra, 2004’te, fizik alanında grup teorisine katkı yapanlara verilen en önemli ödüllerden biri olan Wigner Madalyası’nı kazanan ilk Türk bilim insanı oldu.

Kan kanserine yakalanan Erdal Bey, başarılı geçen ilk tedavisinin ardından Houston’dan döndüğünde, TÜBA Konsey üyeleri olarak kendisini Kandilli’deki malikânesinde ziyaret ettik. Genel olarak iyi görünüyordu, ancak biraz kilo vermişti. Sanırım 2007 yılının baharıydı; Sevinç Hanım ile birlikte hazırladıkları masada bize çay ve pasta ikram ettiler.

Bu, Erdal Bey’i son görüşümüz oldu. Zira yaklaşık beş-altı ay sonra yeniden hastalandı ve 3 Kasım 2007 tarihinde vefat etti.

Son söz

Akademik hayatta kendimi her zaman şanslı insanlardan biri olarak görmüşümdür. Nerede olursam olayım, varlığını yanımda hissettiğim kişilerden biri de her zaman Erdal Bey olmuştur.

Bugün sahip olduğum bazı olumlu özelliklerimin ondan esinlendiğini söyleyebilirim. Kendisinden doğrudan ders almamış olsam da, ondan öğrendiğim çok şey oldu.

Doğumunun 100. yılında Erdal Bey’i saygıyla anıyorum.

Metin Gürses
Bilim Akademisi kurucu üyesi

Erdal İnönü’nün TÜBİTAK Bilim Ödülü konuşması

Erdal Bey hakkında kısa bilgiler

Eğitimi

Doğum Tarihi: 6 Haziran 1926
Lisans Derecesi: 1947, Ankara Üniversitesi Fizik Bölümü
Yüksek Lisans Derecesi: 1948, Caltech (Fizik)
Doktora Derecesi: 1951, Caltech (Fizik)
Interpretation of Large Ionization Bursts Observed at Altitudes in High Pressure Chambers under Thick Shields (110 sayfa)
Doçentlik: 1954, Ankara Üniversitesi Fizik Bölümü

1950–2007 yılları arası mesleki yaşamı

1951–1952: Princeton Üniversitesi (Misafir Araştırmacı)
1952–1953: Ankara Üniversitesi (Öğretim Görevlisi)
1953–1955: Askerlik görevi
1955–1957: Ankara Üniversitesi (Doçent)
1958–1960: Oak Ridge National Laboratory (Araştırmacı)
1960–1968: ODTÜ (Profesör)
1960–1964: ODTÜ (Fizik Bölüm Başkanı)
1965–1968: ODTÜ (Fen Fakültesi Dekanı)
1968 (Güz): Princeton ve Columbia Üniversitesi (Misafir Araştırmacı)
1969–1971: ODTÜ (Rektör yardımcısı/Rektör)
1971–1974: ODTÜ (Fizik Bölümü)
1975 (Bahar): Princeton Üniversitesi (Misafir Araştırmacı)
1975–1983: Boğaziçi Üniversitesi (Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanı)
1983: TÜBİTAK Temel Bilimler Araştırma Enstitüsü (TBAE) Müdürü
1983–1995: Siyaset
1995: TÜBA Üyeliği
1995–2007: Feza Gürsey Enstitüsü
2005–2007: Sabancı Üniversitesi
31 Ekim 2007: Vefat

Bazı kitapları

Mehmet Nadir: Bir Eğitim ve Bilim Öncüsü (TÜBİTAK Yayınları, 1997)
Anılar ve Düşünceler – Yorum Kitapları; Birinci Cilt (1999), İkinci Cilt (1999), Üçüncü Cilt (2001)
Üç Yüzyıllık Gecikme (Büke Yayınları, 2002)
Fikirler ve Eylemler: Tarih, Bilim ve Siyaset Üzerine Konuşmalar (Büke Yayınları, 1999 ve 2005)