Türkiye’nin deprem güvenliği açmazı: Biliyoruz ama yapamıyoruz!

Gemini ile üretilmiştir.

Yazının başlığı esasında malumun ilanı. Konunun derinliğine inmek için öncelikle neleri bildiğimizi, ancak neleri yapamadığımızı anlamak gerekiyor.

Bildiklerimiz içerisinde en can acıtıcı olanı, Türkiye ile benzer deprem tehlikesine maruz ve aynı zamanda benzer ekonomik gelir düzeyine sahip ülkeler arasında (Yunanistan, İtalya, Şili, Meksika, İran…), ülkemizin depremlerde açık ara en fazla can kaybı ve ekonomik kayıp veren ülke olması. Modern zamanlar boyunca, neredeyse bir asırdır bir türlü başedemediğimiz bu sorunu doğru irdelemek için afet kavramlarının temel tanımlarından başlayabiliriz: tehlike, risk ve kayıp.

Konuya yakın olmayan kişiler “tehlike” ve “risk” kavramlarını günlük hayatta eş anlamlı olarak kullanıyorlar. Bu doğru değil ve afet olgusunu doğru anlamayı zorlaştırıyor. Belirsizlik ortamlarında tehlike-risk-kayıp kavramları arasındaki ilişki, basit olarak

Tehlike x Risk = Kayıp

denklemi ile ifade edilir. Bu denklem tüm belirsizlik ortamlarında geçerlidir. Bu üç kavramı depreme göre daha kolay anlaşılır olan ve yakın geçmişte aşina olduğumuz pandemi örneği üzerinden tanımlayarak başlayalım. Pandemi durumunda tehlike, ortamdaki virüs yoğunluğudur. Risk ise bu ortamda bulunan kişilerin virüse karşı olan bağışıklık düzeyleridir. 65 yaş üstünün bağışıklığı düşük (riski yüksek) olduğu için bu denklem uyarınca düşük risk grubundaki kişilere göre daha fazla kayba uğrarlar. Aynı ortamda (eş tehlike düzeyi) bulunan çocuklar ise yüksek bağışıklık düzeyleri (düşük risk) sayesinde hemen hiç kayıp vermezler.

Denklemin basitliğine karşın matematiksel uygulaması görüldüğü kadar kolay değildir. Belirsizlik ortamlarında tehlike, risk ve kayıplar olasılıksal değişkenlerle ifade edilebilir. Sayısal verilere dayalı olarak hesaplanan bu değişkenler olasılıksal modellerle ve genel olarak da integral fonksiyonları ile tanımlanır. Sonuç olarak “kayıp”, örneğin virüs yoğunluğunun belirlenen bir eşiği aşması halinde, 65 yaş üstündeki kişilerde ortalama bir kayıp oranı olarak elde edilir (65+ popülasyonun yüzdesi gibi).

Deprem söz konusu olduğunda başlıca “tehlike”, bulunduğumuz coğrafi konumu etkileyecek faylarda meydana gelebilecek bir depremin yarattığı yer sarsıntısının şiddetidir. Sarsıntıya bağlı olarak oluşabilecek tsunami, sıvılaşma, heyelanlar veya yüzey kırıkları “dolaylı” tehlikelerdir. “Deprem riski” ise çoğunlukla yapıların deprem dayanımı ile ilgilidir. Dayanım azaldıkça risk artar ve deprem olması durumunda kayıplar meydana gelir. “Deprem kayıpları” başta can kaybı olmak üzere ekonomik ve sosyal kayıplardır.

Tehlike, risk ve kayıp kavramlarını sırasıyla ele alalım.

Deprem tehlikesi

Deprem, bir fayda uzun yıllar boyunca biriken gerilme enerjisinin fay kırılması sonucu saniyeler içerisinde boşalmasıdır. Boşalan enerji yer kabuğunda sismik dalgalar halinde yayılır ve yer yüzünde titreşim yaratır. Titreşim şiddeti (seismic intensity), depremin büyüklüğüne, alanın faya uzaklığına ve yerel zemin özelliklerine bağlı olarak ampirik fonksiyonlarla ifade edilir. (Bu konuda Bilim Akademisi üyesi Okan Tüysüz tarafından hazırlanan çok açıklayıcı bir makale Sarkaç’ta Eylül 2025’te yayınlandı).

Yer hareketi şiddeti, deprem sırasında deprem istasyonlarında kaydedilen yer ivmesi-zaman sinyallerinden elde edilen maksimum yatay yer ivmesi (PGA), yer hızı (PGV) veya yer değiştirmesi (PGD) ile tanımlanıyor. PGA çok basit bir fiziksel büyüklük olduğu için deprem tehlikesini ifade etmekte yaygın olarak kullanılır. Bir coğrafi noktada beklenen olası PGA değerleri, o noktayı etkileyebilecek fayların deprem üretme potansiyeline, coğrafi noktanın faylara uzaklığına ve zemin özelliklerine bağlı olarak “olasılıksal sismik tehlike analizi” yöntemiyle hesaplanır. AFAD tarafından bu yöntemle elde edilen Türkiye Deprem Tehlike Haritası,[1]Deprem Tehlike Haritasına e-devletten ulaşılabiliyor. https://tdth.afad.gov.tr/TDTH/main.xhtml sert zeminler için Şekil 1’de PGA cinsinden gösterilmiştir. Bu harita iki katmanlıdır. Alt katmanda aktif faylar çizgisel olarak, üst katmanda ise PGA değerlerinin coğrafi dağılımı renk değişimleri ile gösteriliyor. Bu haritadan okunan olasılıksal PGA değerlerinin 50 yıllık bir zaman diliminde aşılma olasılığı %10, tekrar etme süresi ise 475 yıldır. 50 yıl ortalama bir yapının servis ömrünü, %10 ise 475 yılda bir kez aşılması beklenen seyrek bir tehlike için kabul edilebilir risk düzeyini tanımlar. Haritadan okunan değerler, deprem yönetmeliklerinde depreme dayanıklı yapı tasarımının temel girdisidir. Basit olarak Newton yasasına göre 475 yıllık depremde bir bina tabanına etkiyen maksimum deprem kuvveti, az katlı binalarda yaklaşık olarak bina kütlesi ile PGA’nın çarpımına eşittir.

Şekil 1. Türkiye Deprem Tehlike Haritası (PGA/g)

Ülkemizde tarih boyunca meydana gelmiş olduğu bilinen şiddetli depremlerin tamamı Şekil 1’de gösterilen fayların üzerinde olmuştur. Yer bilimleri uzmanlarımız bu fayların coğrafi konumlarını ve deprem üretme potansiyellerini hassasiyetle belirlemişlerdir. Gelecekte hangi fayda ne büyüklükte deprem beklendiği ve nereleri hangi şiddette etkileyeceği esasında bellidir. Sadece zamanı belirsizdir. Bu konuda önemli bir bilgi eksiğimiz yoktur. Biz deprem tehlikesi (faylar) üzerinde kontrol sahibi değiliz. Deprem kayıplarını azaltmak için tek yapabileceğimiz, faylara odaklanmak yerine mevcut ve yeni yapılacak yapılarda gerekli deprem dayanımını sağlamak, dolayısıyla kayıp riskini kabul edilebilir düzeylere indirmektir. 

Deprem riski

Deprem etkisine maruz kalan yapıların deprem dayanımlarının deprem etkilerini karşılamakta yetersiz olması sonucu deprem riski oluşur. Bir binanın deprem dayanımı iki temel koşula bağlıdır:

  1. Binanın projesinin (yapıldığı yılın) deprem yönetmeliğine uygun olarak yapılması ve denetlenmesi[2]Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği-TBDY 1975, 1998, 2007, 2018
  2. Bina inşaatının projesine uygun olarak yapılması ve yapıldığının denetlenmesi[3]4708 sayılı Yapı Denetim Kanunu (29.6.2001)

Bu iki koşul sağlanmışsa binaların deprem riski yeterince düşük olacak, 50 yılda %10 olasılıkla aşılacak şiddetli bir deprem etkisi altında binalar Deprem Yönetmeliği koşulları uyarınca hafif veya en fazla onarılabilir mertebede hasar görecektir, ama yıkılarak can kaybına neden olmayacaktır.

Ülkemizde yapı üretim süreci      

Yapılması planlanan bir yapıda birinci koşulu sağlamak için yapı sahibi ilgili belediyeye arsa tapusu ve arsa krokisi ile meslek mensuplarına (mühendis ve mimarlar) hazırlattığı mimari proje + statik proje + tesisat projesi + hesap raporu + ile başvurur. Belediye 30 gün içinde bu belgeleri inceleyerek inşaat izni (yapı ruhsatı) verir.

Ruhsatı alan yapı sahibi, bir inşaat müteahhiti ile anlaşarak inşaatı başlatır. İnşaat, Çevre Şehircilik Bakanlığı tarafından (kura ile) seçilen bir yapı denetim firması tarafından yapım süresince denetlenir. Bu firma aynı zamanda tüm projeleri ve teknik raporları da denetlemekle yükümlüdür. Eğer 2. madde koşulları yerine getirilmişse, yani bina inşaat projesine uygun olarak yapılmış ve bu denetlenmişse, yapı denetim firması bir denetim raporu hazırlar, yapı sahibi bu raporla belediyeye başvurur ve yapı kullanma (iskân) izni alır.

Kâğıt üzerinde bu sistem son derece mükemmel görünüyor. İskân izni verilmiş bir yapının deprem dayanımı ayrıca devletin güvencesi ve sorumluluğu altındadır.[4]T.C. Anayasası (18.10.1982) 5. ve 56. maddeler: “Güvenli konut hakkı İskân izninde ve altındaki her belgede imzası olanlar (proje müellifi, şantiye şefi, yapı denetim sorumlusu, müteahhit, belediye imar yetkilileri) bu sorumluluğu paylaşırlar.[5]İmar Kanunu (3.5.1985) ve Yapı Denetim Yönetmeliği (5.2.2008) 4-9 Maddeler.

Eğer her şey bu kadar mükemmelse ve devlet güvencesi altındaysa, depremlerde bu felaketler neden başımıza geliyor?

Ülkemizde 1999 Marmara depremi bir milat olarak kabul edildi. Yapı mevzuatında önemli revizyonlar yapıldı. Sorunun Deprem Yönetmeliğinden kaynaklanmadığını biliyoruz. En son 2018’de yenilenen Yönetmelik içerik olarak ABD ve Japonya yönetmeliklerinden farklı değil. Sistemin zayıf halkası olarak görünen yapı denetimini etkinleştirmek içinse 2001 yılında Yapı Denetim Kanunu çıkarıldı.

2023 Kahramanmaraş depremleri, yapılan iyileştirmelerin ne kadar etkili olduğu konusunda önemli bir test oldu. 2023 Kahramanmaraş depremlerinin etkilediği 18 ilde, çeşitli derecelerde hasar gören 2,302,269 binada Çevre Şehircilik Bakanlığı tarafından hasar tespiti yapıldı. 260,456 bina (%11) yıkık veya ağır hasarlı olarak belirlendi. Bu binalardan 56,855 adedi 1998 Deprem Yönetmeliğinin ve 2001 Yapı Denetim Kanunu’nun yürürlükte olduğu 2001 sonrası yapıldı (%22).[6]Yakut A., Avşar O. (14-15 Şubat 2025)“6 Şubat 2023 Depremleri Hasar İstatistikleri”. TMMOB 6 Şubat 2023 Depremleri Sempozyumu. İnsaat Mühendisleri Odası, Gaziantep. Bu çok vahim bir orandır. Orta hasarlı binalar da eklenince oran %50’ye çıkıyor.

Deprem yönetmeliğine uygun olarak tasarlanıp inşa edilmiş binaların bu depremlerde en fazla hafif hasar alması beklenir. Nitekim depremden en fazla etkilenen Antakya, Kahramanmaraş, Malatya, Adıyaman ve Gaziantep’te Deprem Yönetmeliği hükümlerine uygun yapılmış yüzlerce hasarsız veya hafif hasarlı örnek bina var. (Bakınız: Şekil 2).

Şekil 2.  Solda 2023 depremi sonrası TMMOB Kahramanmaraş Şube binası[7]TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası  websayfasından alınmıştır (2024) Bağlantı Sağda Antakya “The Museum Hotel”[8]Aykol, M.A. (14.02.2023) RÖPORTAJ | Antakya’da depremi sıva çatlaklarıyla atlatan bina: Mimarı Emre Arolat, The Museum Hotel’i anlattı, Serbestiyet 

Yapı üretim sürecindeki temel zayıflıklar

Gelin meseleye biraz daha derinden bakalım. Önce proje ve yapım sürecini özetleyelim, sonra bu süreçte rol alan aktörlerin asgari yeterlilik koşullarını irdeleyelim.

İmar Kanunu’ndaki bina yapım süreci alttaki akış şemasında özetleniyor:

Proje ve yapımdan sorumlu aktörlerin asgari yeterlilik koşulları ve sorumlulukları ise özet olarak;

Yapısal (Statik) Proje Müellifi: Dört yıllık okul mezunu inşaat mühendisi olmak,
Yapı Denetçisi: Dört yıllık okul mezunu inşaat mühendisi veya mimar olmak,
Şantiye şefi: Dört yıllık okul mezunu inşaat mühendisi veya mimar olmak,
Müteahhit (tüzel veya gerçek kişi): 18 yaşından büyük olmak (başka koşul yok).

Statik proje müellifi ve yapı denetçisi, hazırlanan projelerinin başta deprem yönetmeliği olmak üzere tüm ilgili yapı ve malzeme yönetmeliklerine uygun hazırlanmış olmasından sorumludur. Şantiye şefi ve müteahhit ise bu projelerin tüm boyutları, detayları ve malzemeleri ile sahada doğru olarak uygulanmasından sorumludur.

İnşaat mühendisliği eğitiminde sayılar

Ülkemizde 1992 yılında 15 adet İnşaat Mühendisliği Bölümü vardı. Bu sayı 1997’de 36, 2003’de 40, 2010’da 55, 2024’de ise 132 oldu. 2010-2024 değişimi ve başvuru/kontenjan ilişkisi alttaki grafiklerde verilmiştir. Bu kadar sayıdaki bölümü destekleyecek yeterli kalitede öğretim üyesi ülkemizde mevcut değildir. Dolayısıyla 2000 sonrası mezunların çoğunluğu yeterli kalitede eğitime ulaşamadılar. Bu mühendisler 1938 TMMOB yasasına göre “sınırsız” imza yetkisine sahiptir.[9]3458 Sayılı Mühendislik ve Mimarlık Hakkında Kanun (17.06.1938).  Dört yılık üniversiteden yeni mezun olan bir inşaat mühendisi deprem bölgesinde yapılacak her türlü baraj, köprü veya yüksek bina projesini imzalamaya yetkilidir. 2025’te üniversitelerimizden 8000 civarında inşaat mühendisi mezun oldu. Nüfusu ülkemizin dört katı, ekonomisi 10 katı büyüklükte olan ABD’de yıllık inşaat mühendisliği mezun sayısı 7000 civarındadır.[10]İnşaat Mühendisliği eğitiminde kontenjanlar (20.02.2025) TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Raporu

Şekil 3. İnşaat mühendisliği bölümü sayılarının yıllara göre değişimi[11]İnşaat Mühendisliği eğitiminde kontenjanlar (20.02.2025) TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Raporu
Şekil 4. Toplam kontenjan ve yerleşen sayısının yıllara göre değişimi[12]İnşaat Mühendisliği eğitiminde kontenjanlar (20.02.2025) TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Raporu

Dört yıllık proje mühendisi, şantiye şefi ve yapı denetçisi (inşaat mühendisi ve mimar), üniversite öğreniminde depreme dayanıklı yapılar konusunda hiçbir zorunlu ders görmezler. Bu durum nedense üniversitelerin ve YÖK’ün hiç dikkatini çekmemiştir. Deprem mühendisliği konusunda hiçbir temel eğitim almamış bir inşaat mühendisinin veya mimarın, teknik düzeyi oldukça yüksek olan 2018 Deprem Yönetmeliğini yeterince doğru değerlendirmesi ve uygulaması mümkün değildir.

Müteahhidin hiçbir teknik yeterliliğe ve eğitime sahip olması gerekmez (sahte diplomaya bile gerek yok). Türkiye’de yaklaşık 500,000, Avrupa Birliğinde toplam 30,000, ABD’de ise 25,000 inşaat müteahhidi bulunuyor.

Yapı sahibi kamu kurumları, güçlü kurumsal şirketler veya yatırımcı şirketler olduğunda depremlerde büyük sorunlar yaşanmıyor. Zira yapı sahibi Bakanlık tarafından kura ile atanan yapı denetimi firması yanında deneyimli bir yapı denetim şirketini ayrıca seçiyor, üretim süreci bu bağımsız yapı denetimi şirketi gözetiminde denetleniyor. T.C. Karayolları, Demiryolları, Devlet Su İşleri gibi kamu kurumları ise inşaatlarının denetimi kendi kontrol teşkilatları vasıtasıyla yapıyorlar. 2023 depremlerinde hiçbir köprü veya barajda belirgin bir hasar olmadı.

Ancak yapı sahibi bir küçük müteahhit şirket veya bireysel (yap-satçı) müteahhit olduğunda, yani “yapı sahibi” aynı zamanda “yapımcı” olduğunda, yapımcı kendi kendini denetletmiş oluyor. Örnek olarak mevcut binayı müteahhide verme veya kentsel dönüşüm durumunda bina sahibi veya daire sahipleri bir sözleşmeyle tüm yetkiyi müteahhite devrederler, yani müteahhiti yapı sahibi durumuna getirirler. Müteahhit bu sistemde baş aktördür. Hem mali, hem de (genelde) siyasi bakımdan güçlüdür, zira sermayedardır. Aynı zamanda para almadan konut yapar! Arsa payını kat karşılığı veren veya yeni daire satın alan kişinin nezdinde müteahhit işin tek muhatabıdır. Kendi kendini denetleyen bu sistemde vatandaşın tek güvencesi müteahhidin “namuslu” olmasıdır.

Haklarını yemeyelim, işini iyi yapan pek çok dürüst müteahhit de vardır. Kırsaldan kente yoğun göçün yaşandığı 1960’lar sonrasında kentlerdeki konut ihtiyacının çok büyük kısmı işini doğru yapan küçük müteahhitler tarafından karşılandı. Ne var ki kentlerin 1960’lardan beri hızla büyümeye devam etmesi çarpık kentleşmeyi ve özellikle konut sektöründe imar rantı sorununu da beraberinde getirdi. 2000 öncesinde yapılan konutlarda bir fenni mesul (inşaat mühendisi, inşaat teknikeri veya mimar) yapı denetiminden tek başına sorumlu idi.  Bu sistemde konut inşaatları teknik olarak neredeyse hiç denetlenmedi. 2000 sonrası yürürlüğe giren mevcut Yapı Denetim sistemi ise bugüne kadar 21 kez revize edildi. Tek kişilik fenni mesullerin yerini yapı denetim kuruluşları aldı, ancak bağımsız bir denetim mekanizması oluşturulamadığı için bu kuruluşlar çözümün değil sorunun parçası olmaya devam ediyor. Denetimde çalıştırdıkları mühendisler çoğunlukla ya yeni mezun, ya da emekli. Denetim şirketlerinin çok düşük bütçelerle çalışmalarının doğal bir sonucu bu durum.

Sistem önleyici değil cezalandırıcı

Bir deprem sonucu can kaybı meydana gelirse ceza davası açılır, proje müellifi, yapı denetimci, müteahhit ve şantiye şefi müteselsilen sorumlu olarak cezai işlem görür. Mahkeme talep ederse ve İçişleri Bakanlığı izin verirse, evrakları onaylayan belediye yetkilileri de davalı olarak yargılanır. Esasında tek vasfı 18 yaşından büyük olmak olan müteahhidin yetkisi ve sorumluluğu hukuken dengeli değildir. Depremde yaptığı bina yıkılan bir müteahhit “Benim bütün evraklarım tamam ve onaylı, zaten ben bu işlerden anlamam, ilkokul mezunuyum.” dediğinde acaba hukuken haklı olmuyor mu?

Maddi kayıplarla ilgili davalar ise ancak ceza davası sonuçlandıktan sonra açılabilir. Hukukumuzda pek uygulama örneği yoktur. Bu sistem, can ve mal kayıplarını önleyici değil cezalandırıcıdır. Olası kayıpları gerekli denetimlerle önlemeyip olay olduktan sonra birilerini cezalandırmak aslında hiçbir sorunu çözmüyor. Giden canları geri getirmiyor. Gerekli denetimleri yapmadığımız için, denetimi depreme göre çok daha basit olan yangınlarda bile kayıplar önlenemiyor. Kartalkaya otel yangınında yangından etkilenmeyen tek cisim otelin girişindeki pirinç levhaydı: “Bu Otel Turizm ve Kültür Bakanlığı tarafından denetlenmiştir”.

Gerçekçi çözüm üretmek mümkün

Mevcut sistemde iki temel zayıflık öne çıkıyor: Mühendislik eğitiminin yetersizliği ve yapı denetiminin bağımsız olmaması.

Kentleşmenin yoğunlaştığı son 50 yılda bu sistemin yürümediği meydana gelen depremlerin sonuçlarıyla defalarca kanıtlandı. Ancak hiçbir hükümet gerçekçi bir çözüm üretme gayretine girmedi. Bunun başlıca nedeni, hükümetlerin konut sektörünü denetlemeyi istememesidir. Küçük müteahhit bu sektöre hem sermaye sağlar hem de geniş bir vasıfsız çalışan kesime iş imkânı yaratır. İnanılmaz derecede ucuz konut üretir. Bina maliyetleri, arsa hariç tutulduğunda resmi birim fiyatların oldukça altındadır. Bu kadar olumlu girdiye karşın yapı güvenliğinin göz ardı edilmesi kimseyi pek rahatsız etmez. Vatandaş için öncelik ucuzluk, siyaset içinse öncelik bu kadar faydalı bir sektörün denetimle hızını kesmemek, işine engel olmamaktır. Tek sorun deprem ise, o da çok sık meydana gelmez.

Bu sistemi iyileştirmek için iki enstrümanın devreye girmesi gerekiyor: Yetkin mühendislik ve mesleki sorumluluk sigortası.

Yetkin mühendislik lisansı, uygulandığı ülkelerde mezuniyet sonrası üç yıl deneyim ve ardından bağımsız bir kurul tarafından yapılan sınav sonrası veriliyor. Proje imzalama yetkisi için bu lisansı almak zorunlu. Mesleki sorumluluk sigortası ise yapı üretiminden sorumlu kişilerin hataları sonucu neden olacakları zararları sigortalıyor. (Sigorta konusunda Sarkaç‘ta 2023 depremlerinin ardından yayınlanan M. Erdik söyleşisi geniş bilgi veriyor).

Her iki enstrümanın kullanılması konusunda 25 yıldır tartışmalar sürüyor. Yetkin mühendislik meslek odalarının sürekli talebine rağmen “eşitsizlik yaratır” denilerek, yeni kurulan üniversitelerin mezunlarının bu sınavdan geçemeyecekleri düşüncesiyle siyaset tarafından bugüne kadar hep reddedildi. Mesleki sorumluluk sigortası ise bir yapının ve içindeki kişilerin depremde zarar görmesi halinde bundan sorumlu olan tasarımcı, denetçi ve mütahhitin kusurları oranında zararların tazminini sağlıyor. Trafikteki kasko sigortasi ile aynı mantıkla çalışıyor. Ancak böyle bir kusuru işleyen kişiye bir daha sigorta yapılmıyor ve meslek dışında kalıyor. Ancak reasürans şirketleri tarafından ülkemizdeki deprem risklerini hesaplayamadıkları gerekçesiyle kabul edilmiyor. Bu gerekçenin temelinde ilgili meslek (ve imza) sahiplerinin gerekli mesleki yeterliliğe sahip olmaması, ve yapı denetiminin geçmişte kamu tarafından yeterli kararlılıkla uygulanmaması yatıyor.

Şimdiye kadar deprem risklerini ve kayıplarını azaltma konusunda gereğini yapamadık. Ama kamuoyu kararlı bir şekilde (EYT örneğinde olduğu gibi) siyasetten bağımsız ve şeffaf bir yapı denetimi sistemi talep ederse ve bunun sonuçlarını da kabullenirse neden yapılamasın? Unutulmamalıdır ki deprem öncesi risk azaltma için yapılan bir birimlik yatırım, depremde meydana gelmesi olası yaklaşık oniki birimlik zararı önlemektedir.[13]Mitigation Saves: Earthquake Requirements Save 12 Dolars for Each Dolar Invested (2019) National Institute of Building Sciences

Halûk Sucuoğlu 
Bilim Akademisi üyesi 

Depremlerin bazı özellikleri üzerine: Bildiklerimiz, bilemediklerimiz

Gelecekteki depremlerde yıkımları nasıl engelleyebiliriz?

Notlar/Kaynaklar

Notlar/Kaynaklar
1 Deprem Tehlike Haritasına e-devletten ulaşılabiliyor. https://tdth.afad.gov.tr/TDTH/main.xhtml
2 Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği-TBDY 1975, 1998, 2007, 2018
3 4708 sayılı Yapı Denetim Kanunu (29.6.2001)
4 T.C. Anayasası (18.10.1982) 5. ve 56. maddeler: “Güvenli konut hakkı
5 İmar Kanunu (3.5.1985) ve Yapı Denetim Yönetmeliği (5.2.2008) 4-9 Maddeler.
6 Yakut A., Avşar O. (14-15 Şubat 2025)“6 Şubat 2023 Depremleri Hasar İstatistikleri”. TMMOB 6 Şubat 2023 Depremleri Sempozyumu. İnsaat Mühendisleri Odası, Gaziantep.
7 TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası  websayfasından alınmıştır (2024) Bağlantı
8 Aykol, M.A. (14.02.2023) RÖPORTAJ | Antakya’da depremi sıva çatlaklarıyla atlatan bina: Mimarı Emre Arolat, The Museum Hotel’i anlattı, Serbestiyet
9 3458 Sayılı Mühendislik ve Mimarlık Hakkında Kanun (17.06.1938). 
10, 11, 12 İnşaat Mühendisliği eğitiminde kontenjanlar (20.02.2025) TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Raporu
13 Mitigation Saves: Earthquake Requirements Save 12 Dolars for Each Dolar Invested (2019) National Institute of Building Sciences
Önceki İçerikÜniversitelerdeki tasfiye öyküsü Türkiye ve üniversiteleri için ne demiş oluyor?
Sonraki İçerikKuşların değerini biliyor muyuz?
Halûk Sucuoğlu

Bilim Akademisi üyesi Halûk Sucuoğlu, Orta Doğu Teknik Üniversitesi İnşaat
Mühendisliği Bölümü’nde yarı zamanlı ve Universty of Pavia, İtalya’da European
School for Advanced Studies, Reduction of Seismic Risk programında misafir
öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.

Dr. Sucuoğlu’nun temel araştırma konuları enerji esaslı deprem mühendisliği,
depreme dayanıklı tasarım, güçlendirme, doğrusal olmayan dinamik analizdir. 2005-
2008 yıllarında Avrupa Birliği 6. Çerçeve programı “Capacity Building in Earthquake
Research for Urban Risk Reduction” projesini yürütmüştür. 2007 ve 2018 yıllarında
yayınlanan deprem yönetmeliklerinin koordinasyonunda görev almıştır. Türkiye
Deprem Mühendisliği Derneği’nin kurucu üyesi ve 2010 – 2018 yılları arasındaki
dernek başkanıdır. 2012 yılında Parlar Araştırma ve Eğitim Vakfı’nın bilim ödülünü
almıştır.