Yükseköğretimde tektipçilik problemi


Akademiya‘nın, Türkiye’de hayal ettiğimiz bir üniversite sistemi ve araştırma ortamı için gerekenleri ve bunları nasıl hayata geçirebileceğimizi ele alan, yapıcı bir tartışma platformu olmasını amaçlıyoruz. Akademiya yazılarında yer alan fikirler yazarlara aittir.[1]Eğer üniversite öğretim üyesi/araştırmacıysanız 1000 kelime altındaki yazılarınızı [email protected] adresine gönderebilirsiniz. Diğer Akademiya yazılarına yanıt … Devamı 



Ülkemizde 131’i devlet, 78’i vakıf olmak üzere toplam 209 üniversite var[2]Yükseköğretim bilgi yönetim sistemi, https://istatistik.yok.gov.tr/, Erişim 1 Eylül 2022 ve belli bir büyüklükte olan bütün üniversitelerin hemen hepsinde çok benzer bir eğitim modeli uygulanıyor.

İstanbul Üniversitesi, batıdaki köklü araştırma üniversitelerini takip ederek kurulmuştu, ülkemizde daha sonra kurulan üniversitelerin birçoğunda da aynı model benimsendi. Öyle ki hemen hepsinde benzer fakülteler, benzer bölümler, aynı hedeflere yönelik yapılar var. Halbuki, yükseköğretim kurumları gelişmiş ülkelerde ihtiyaca göre çok farklı yapılarla şekilleniyor ve bu kurumlar performansları değerlendirilerek sürekli yenileniyor.

Bu yazıda yükseköğretimde dünyanın önde gelen ülkelerinden ABD’deki yükseköğretim modeli ile Türkiye’deki yükseköğretim modelini karşılaştırıp Türkiye’deki sistem için iyileştirme önerilerinde bulunacağız.

Amerikan yükseköğretim sistemi

ABD’de yaklaşık 2700’ü dört yıllık, 1300’ü iki yıllık olmak üzere toplam 4000 yükseköğretim kurumu yaklaşık 20 milyon öğrenciye eğitim veriyor[3]Higher Education in the United States,  http://en.wikipedia.org/wiki/Higher_education_in_the_United_States ve bu 4000 üniversite ve yüksekokul çok farklı yapılara sahip. Bu üniversitelerden araştırma üniversitesi[4]List of research universities in the United States, https://en.wikipedia.org/wiki/List_of_research_universities_in_the_United_States olarak adlandırılan sadece 300 tanesi ülkemizde anlaşıldığı anlamdaki üniversite modelinde, yani klasik lisans programlarını ve yüksek lisans-doktora programlarını içeriyor. Geri kalan 3700’ü ise çok farklı yapılarda.

Bahsi geçen 1300 adet iki yıllık program çoğunlukla “community college” adıyla Türkiye’deki meslek yüksekokullarına benzer yapısıyla bulundukları bölge ve ihtiyaca göre çok çeşitli alanlarda mesleki eğitim ve temel altyapı veriyor. Mezunlar dilerlerse dört yıllık kurumlara yıl kaybetmeden devam edebiliyor.

Asıl ilginç fark, 2700 adet dört yıllık programdan sadece 300’ünün ülkemizde anlaşıldığı anlamda üniversite modelinde olması. Geri kalan 2400 adet dört yıllık lisans programının çoğu, önceliği iyi bir lisans eğitimi vermek olan, yüksek lisans ve doktora programı olmayan, dört yıllık eğitim kurumları.

Eğitim üniversiteleri diyebileceğimiz bu grupta ana amaç, öğrenciyi önceleyen çok iyi bir lisans eğitimi vermektir. Öğrencilerin ve piyasanın taleplerine göre öğrencilere sonraki kariyer tercihleri için altyapı verirken, aynı zamanda entelektüel gelişimlerini sağlayabilecekleri iyi bir ortam sunmak hedeflenir.

 

Araştırma üniversiteleri olarak tanımlanan 300 üniversite ise klasik lisans programlarını içerir ve bu kurumlar yüksek kalitedeki doktora programlarıyla ülkenin araştırma ve araştırma altyapısı yükünün büyük bir kısmını omuzlar. Dünyanın en kaliteli araştırmacıları bu kurumlardan yetişir ve mezunlarından akademide kalmayı seçenler yine ya bu üniversitelerde pozisyonlar alarak araştırmalarına devam eder ya da eğitim üniversitelerinde daha eğitim odaklı bir kariyer tercih eder. Diğer bir deyişle doktora derecesi sadece bu kurumlardan verildiği için, yükseköğretim işgücünün büyük bir kısmı, bu araştırma üniversitelerinde yetişir.

Yükseköğretimdeki tektipçilik ve zararları

Tektipçilik problemi: Girişte de belirttiğimiz gibi üniversitelerimizin birçoğu yapı olarak birbirinin kopyası görünümde ve hemen hepsinde aynı klasik lisans programları var. Çoğunda bulunduğu bölgeden ve ihtiyaçtan bağımsız aynı fakülte ve bölümler mevcut. Bu tektipçi yapıdaki en büyük problem, bu kurumlardan mezunların çok büyük bir çoğunluğunun, eğitimleri sonrası mezun oldukları bölümlerle ilgili olmayan mesleklerde iş hayatlarını devam ettiriyor olması. Mezun öğrencilerin sonraki kariyerleri ve piyasa istihdamının talepleri göz önüne alınmadan, birbirinin kopyası olarak kurulan bu üniversiteler, üniversite ve iş hayatı entegrasyonunda çok ciddi sınıfta kalıyor, yükseköğretimin en önemli amaçlarından biri olan öğrencilerini entelektüel ve teknik anlamda hayata hazırlama fonksiyonunu icra edemiyor.

ABD’deki üniversitelerin sadece %10’u araştırma üniversitesi adıyla doktora verirken, Türkiye’deki hemen her üniversitenin doktora veriyor olması bu yapısal farkı çok güzel bir şekilde göz önüne seriyor. Üniversitelerin ana amaçlarına göre şekillendirilip (araştırma ağırlıklı veya eğitim ağırlıklı), bu hedefler çerçevesinde değerlendirilmesi bu üniversitelerin asli fonksiyonlarını çok daha iyi yerine getirmelerini sağlayacaktır.

Aynı anda aynı kurumdan birçok farklı ve hayati fonksiyonu yerine getirmesini beklemek, bu fonksiyonların hiçbirini istenen düzeyde yapamamasına yol açıyor. Bu noktada her üniversite için öncelikli hedefler belirlenip, buna göre kendi şekillendirebilecekleri yapısal serbestlikler tanınmalı.

Vasatçılık problemi: Yükseköğretimdeki diğer önemli problem, bütün kurumların ve öğretim üyelerinin “eşitlikçi” adı altında aslında “vasatçı” bir anlayışla değerlendirilmesi, kaliteli olanı kalitesiz olandan ayırmayıp herkesin aynı seviyede varsayılması olduğu kanısındayım. Bu anlayış, yükseköğretimde çok ciddi bir performans düşüklüğüne sebep oluyor.

Açmak gerekirse, ülkemizdeki devlet üniversitelerindeki bütün öğretim üyeleri unvanlarına (Prof., Doçent, Yard. Doç.) göre kaliteden, bölümünden ve bulunduğu şehirlerden bağımsız olarak devlet memuru kategorisinde (kıdem, vs. farkıyla) aynı maaşı alıyor.[5]Akademik personel maaşları, Temmuz 2022,  https://www.akademikpersonel.org/akademik-personel-maaslari/#akademik-personel-maaslari-2022-temmuz Ülkenin araştırmadaki lider öğretim üyeleriyle, diğer öğretim üyelerinin aynı maaşı alması, kaliteli araştırmacının motivasyonunu kırıyor, çalışmalarının karşılığını göremediği için onları vasatlığa itiyor.

Öte yandan, gelişmiş ülkelerde bu durum tam tersine kaliteli olanı daha çok çalışmaya yönlendirecek şekilde tektipçilikten uzak bir şekilde yapılandırılmıştır. Örneğin, ABD’de ortalama bir işletme profesörünün maaşı yıllık 100,000-150,000$ civarındayken, performansına  göre bu tutarın üç, dört katı maaş alan birçok işletme profesörü de mevcut.[6]What business scholl professors are paid may surprise you, https://poetsandquants.com/2018/08/11/what-business-school-professors-are-paid-may-surprise-you/ Aynı durum ders yükü için de geçerli; araştırma beklentisi yüksek üniversitelerde yıllık ders yükü iki, üç ders iken, diğer üniversitelerde bu dört, beş olabilir.

Kısaca, ülkemizde yıllardır uygulanan ve bütün üniversiteleri “eşit” gören, öğretim üyelerini eşit kalitede varsayan “eşitlikçilik” anlayışı, “iyi olanın öne geçemediği,” ülkenin akademik hayatını oldukça kötü etkileyen, “vasatçı” kısır bir sistem ortaya koyuyor. Bunun yerine, iyi olanı daha iyi, daha kaliteli ve daha üretken olmaya motive edecek, herkese yükselebilme fırsatı sunan, “iyi olanın öne geçebildiği” meritokratik bir sistem her açıdan daha akılcı görünüyor.

Editör notu: Sarkaç’ta performans değerlendirmeleri ve yükseltme kriterleriyle ilgili sorunları ortaya koyan ve olası iyileştirmeler için öneriler içeren yazılara buradan ulaşabilirsiniz.

Araştırma Üniversiteleri ve Eğitim Üniversiteleri Modeli

Yukarıda da özetlediğimiz gibi Türkiye’deki mevcut yükseköğretim sisteminde, bütün üniversiteler için hem araştırma hem de eğitimde yüksek beklentilerle, tektipçi anlayışla aynı modeli kullanmak üniversitelerin hiçbir hedefi iyi yapamamasına yol açıp verimi büyük ölçüde düşürüyor. Bunun yerine “çoğulcu” bir anlayışla, her üniversiteye daha yapılabilir özel hedefler belirleyip, eğitim sistemini ve yapısını bu hedef üzerine kurgulamasına izin vermenin, üniversitelerin performansını katlayacağı kanısındayım.

TÜBA’nın yayınladığı Türkiye Bilim Raporu’nda ülkemizin yayın kalitesi açısından kötü durumda olduğu görülüyor.  Son yıllarda yapılan değişiklikler ve teşviklerle yayın sayımız artmış olsa da, yayın kalitemiz halen alt seviyelerde seyrediyor.[7]Ufuk Akçiğit, Elif Özcan Tok, Türkiye Bilim Raporu, https://www.tuba.gov.tr/files/images/2020/Bilim%20Raporu/Tu%CC%88rkiye%20Bilim%20Raporu.pdf Bu da, 80 milyonluk gelişmekte olan bir ülke için çok büyük eksiklik. Bu eksikliğin en büyük sebebi, kaliteli araştırmayı ödüllendirmeyen, kaliteli araştırmacıya ihtiyacı olan ortamı sağlayamayan yapısal bozukluklar. Benzer şekilde yüksek araştırma beklentisi, gerçek hedefi iyi eğitim olabilecek üniversitelere büyük yük getiriyor ve eğitim kalitesini düşürüyor.

Bu noktada, ABD’deki başarılı modelin benzeri çeşitliliğe imkân sağlayan Araştırma ve Eğitim Üniversiteleri Modeli bir çözüm sunabilir.

 

Bu modelde, üniversiteler Araştırma Üniversiteleri ve Eğitim Üniversiteleri olarak ikiye ayrılır, ABD’deki gibi sadece üniversitelerin %10’u yani Türkiye’deki 20 üniversite araştırma üniversitesi statüsünde olabilir. Bu üniversitelerin eğitim ve araştırma altyapıları buna göre şekillendirilir, Araştırma Üniversitelerinde öğretim üyesi alımı, öğretim üyesi maaşları, onlardan beklentiler, ders yükü, yükselme kriterleri gibi konulardaki uygulamalar Eğitim Üniversitelerinden tamamen farklıdır. Doktora, sadece araştırma üniversitelerinde verilir, diğer üniversitelerden en fazla yüksek lisans derecesi alınabilir. Yüksek kalitede araştırma ve doktora yükünün çoğunluğu araştırma üniversitelerindeyken, eğitim üniversiteleri kaliteli eğitime ağırlık vererek, birçok farklı alanda öğrencilere iyi bir üniversite ortamı sağlamaya odaklanır. Bu üniversitelerde araştırma hâlâ yapılır, yalnız öncelik ve ödüllendirmeler kaliteli eğitimden yanadır.

Bu iki üniversite türünde de öğretim üyeleri tek tip görülmeyip, performanslarına göre kendi içlerinde farklı kategorilere ayrılır ve çağdaş değerlendirme kriterleri uygulanır. Bu üniversiteler birbirleriyle kıyaslanmaz, fonksiyonları farklı olduğu için farklı tip kurumlar olarak değerlendirilir. Öğrenciler kendi hedeflerine göre pekâlâ kaliteli bir eğitim üniversitesini bir araştırma üniversitesine tercih edebilirler.

Eğitimde çeşitliliğe imkan veren bu modelin ayrıntıları üzerinde sayfalarca farklı önerilerde bulunabilir, ama sözü fazla uzatmadan bunu da bir başka yazıya bırakıyoruz.

Barış Coşkunüzer 
University of Texas at Dallas, BAGEP 2016

Notlar/Kaynaklar

Notlar/Kaynaklar
1 Eğer üniversite öğretim üyesi/araştırmacıysanız 1000 kelime altındaki yazılarınızı [email protected] adresine gönderebilirsiniz. Diğer Akademiya yazılarına yanıt yazabilirsiniz.  En fazla bir adet şekle veya tabloya yer verilebilir. Temel referanslar eklenmelidir. Gelen yazılar Bilim Akademisi üyelerinden oluşan bir kurul tarafından değerlendirilecek ve Sarkaç editörleri tarafından yayına hazırlanacaktır.
2 Yükseköğretim bilgi yönetim sistemi, https://istatistik.yok.gov.tr/, Erişim 1 Eylül 2022
3 Higher Education in the United States,  http://en.wikipedia.org/wiki/Higher_education_in_the_United_States
4 List of research universities in the United States, https://en.wikipedia.org/wiki/List_of_research_universities_in_the_United_States
5 Akademik personel maaşları, Temmuz 2022,  https://www.akademikpersonel.org/akademik-personel-maaslari/#akademik-personel-maaslari-2022-temmuz
6 What business scholl professors are paid may surprise you, https://poetsandquants.com/2018/08/11/what-business-school-professors-are-paid-may-surprise-you/
7 Ufuk Akçiğit, Elif Özcan Tok, Türkiye Bilim Raporu, https://www.tuba.gov.tr/files/images/2020/Bilim%20Raporu/Tu%CC%88rkiye%20Bilim%20Raporu.pdf