Bilimsel yazarlık ve yazarlık etiği hakkında: Fırsatçı dergiler ve yayınevleri

Elektronik yayın alanında gelişen teknoloji, bilimsel yayınların basılı formlarından çok elektronik kopyalarının kullanılmaya başlaması ve sosyal medyanın hayatın her alanına girmesi ile birlikte bilimsel yayınlarda akıl almaz bir artış görülüyor. 2011 yılında yapılan bir çalışmada sadece tıp alanında bilginin her 73 günde bir ikiye katlandığı tahmin ediliyor [1]. Bunun en önemli nedenlerinden biri de her yıl sayıları logaritmik olarak artan bilimsel yayınlar.

İletişimin elektronik ortamda gittikçe artması bilgiye ulaşmayı ucuzlattı ve kolaylaştırdı. Diğer yandan ise bilimselliğin sınırlarını zorlayan, bilimi ticari amaçlar için ucuzlatan, gerçek bilimsel dergileri taklit ederek araştırmacıları kendilerine çekmeyi başaran binlerce dergi ve yayınevinin ortaya çıkmasına yol açtı. Fırsatçı dergi ve yayınevleri olarak adlandırabileceğimiz bu kişi ve kurumlar aynı zamanda “predatory” (yağmacı ya da yırtıcı) dergiler olarak biliniyorlar [2].

Fırsatçı dergi ve yayınevleri, dünyanın her yerinden çalışmalarını yayınlamak arzusunda olan ancak gerekli bilimsel titizliği, detayı ve yöntemleri uygulamayan pek çok kişi için bulunulmaz bir fırsat olarak görülebilir. Ancak değerlendirme standartları çok düşük olan ya da hiç olmayan, amacı yazısını gönderen kişi üzerinden para kazanmak olan bu kurumlar bilimselliğin sınırlarını bulandırmada önemli rol oynuyor.

Elektronik haberleşmenin günlük iletişime hakim olduğu günümüzde paylaşılan ‘bilgi’lerin gerçekliğine, haber ve yazıların doğruluğuna güvenimiz gittikçe azalıyor. Sanal dünya perdesinin arkasına sığınanlar kolaylıkla yanlış bilgi ve safsataları yayabiliyor. Tıpkı sosyal ortamda olduğu gibi bilimsel yayınlar ve yayıncılar arasına sızan binlerce dergi ve yayın şirketi de bilimin ilerlemesinde önemli engel teşkil ediyor. 1300 kadar fırsatçı derginin bulunduğu listeye buradan ulaşılabiliyor [3].

Size kısaca bir anekdot aktarmak isterim. Çalıştığım kurumda beraber mesai yaptığım ve sevdiğim bir meslektaşımın bir olgu sunumunu farkında olmadan bu tür fırsatçı dergilerden birine gönderdiğini öğrendim. Derginin adının ciddi bir bilimsel yayına çok benzediğini, ancak birkaç harf farkı olduğunu ve bu derginin fırsatçı dergilerden biri olduğunu öğrenince meslektaşım derhal dergiyi arayarak yazısını çekmek istediğini bildirdi. Bu arada dergiden yayın masraflarını karşılamak üzere önemli bir miktar parayı (birkaç bin dolar) ödemesi gerektiğine dair bir mesaj gelmişti. Meslektaşım henüz hakemlere gönderilmemiş olan yazısının nasıl yayın masrafı olabileceğini sorduğunda bir yanıt alamadı. Dergiden gelen ikinci eposta mesajında meslektaşımın yazısının kabul edildiği ve bir sonraki dergide basılacağı bildiriliyordu. Başvurudan kabule yıldırım hızıyla ilerleyen bu derginin yöneticileri ya da temsilcilerine belirtilen bağlantı numaralarının hiçbirinden ulaşamayan meslektaşım dergiyi dava etmekle tehdit edince, üçüncü bir eposta mesajında yazının geri çekilebileceği ve dergide yayınlanmayacağına dair bir yanıt aldı.

Bu örnekteki gibi, fırsatçı dergilerin ana gelir kaynaklarının başında o dergiye yayın gönderen araştırmacılar bulunuyor. Akademik yükseltmelerde kendilerine yardımcı olması amacıyla bilerek ya da bilmeyerek pek çok araştırmacı saygın dergilerde yayınlanabilmesi söz konusu olmayacak makaleleri kolayca bu fırsatçı dergilerin yayınlarına kabul ettirebiliyor. Fırsatçı yayınların büyük bir çoğunluğunun basılı dergileri olmadığı gibi yayınlarının da uluslararası referans ortamlarında ya da güvenilir indekslerde bulunmaları da söz konusu değil. Böylece araştırmacılar yayınlarını sadece bir web sayfasında yayınlamak için ciddi miktarlarda para ödemek durumunda kalıyorlar. Üstelik belli bir okuyucu kitlesi olmayan bu yayınların başka araştırmacılar tarafında görülerek kaynak gösterilmesi neredeyse imkânsız.

Uzun vadede bu yayınları yapan akademisyenin h-faktörü olarak bilinen bilimsel etki faktörü (yayınlarının başka bilim insanlarınca kaynak gösterilme derecesini ölçen değer) büyük ölçüde geriliyor. Özellikle hızlıca çok sayıda yayın yapabilme arzusunda olan ve bu şekilde belli akademik ünvanlara daha kısa zamanda ulaşabileceklerini düşünen genç araştırmacılar için fırsatçı yayınlar ideal bir tuzak oluşturuyor. Maalesef, ülkemizde de Üniversitelerarası Kurul’un belirlediği doçentlik kriterlerinin (her ne kadar son yıllarda fırsatçı dergilerle ilgili düzenlemeler yapılmış olsa da [4,5]) anlamsız ve bilimsellikten uzak bir biçimde yayınlara bağlı olması akademisyenlerin bu tür fırsatçı dergilere yayın göndermesini neredeyse teşvik ediyor. Bilimsel yayınlara verilen bu bilimsel olmayan değer ve puanlama sistemi de fırsatçı yayınlar ve dergiler düşünüldüğünde soruna olumsuz etki yapan etkenlerin içinde görülmeli.

Fırsatçı yayınları tamamen yok etmek, bu dergi ve yayınevlerine rağbet edilmesini engellemek neredeyse imkânsız. Üstelik belli bir konuda deneyimli bir uzmana danışma şansınız yoksa bu dergileri saptamak ve bu dergilerden uzak durmak da her zaman kolay değil. Bu nedenle ülkemizde herhangi bir bilim alanında öncülük yapan hocaların ve akademisyenlerin genç meslektaşlarını bu konuda bilinçlendirmeleri kritik önem kazanıyor.

Fırsatçı dergilerin varlığının bilinmesi, bu makaleleri okuyan bireylerin okuduklarını ciddi biçimde soruşturmaları ve makalelerin sadece yayınlanmış olmalarından dolayı geçerlilik kazanmalarının söz konusu olmadığının anlaşılması için Bilim Akademisi’nin ve bilim dünyamızın elinden geleni yapması gerekli.

Tarık Tihan
Bilim Akademisi Etik Kurul üyesi
UCSF Tıp Fakültesi öğretim üyesi

Kaynaklar/Ek okuma

[1] Peter Densen, Challenges and Opportunities Facing Medical Education,  Trans. Am. Clin Climatol Assoc. 2011; 122: 48–58. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC3116346/
[2] Sarkaç’ta daha önce yayınlanmış fırsatçı/yağmacı dergiler ve performans değerlendirmeler hakkındaki yazılara buradan ulaşabilirsiniz: https://sarkac.org/category/arastirma-universite/
[3] List of predatory journals http://predatoryjournals.com/journals/
[4] Doçentlik şartlarında yağmacı dergilerle ilgili YÖK duyurusu https://www.yok.gov.tr/Sayfalar/Haberler/yagmaci-dergi-yayinlarina-onlem.aspx
[5] Üniversitelerarası Kurul doçentlik şartları sıkça sorulan sorular http://www.uak.gov.tr/duyuru/2019E_S%C4%B1kcaSorulanSorularveCevaplar%C4%B1_141019.pdf

Önceki İçerikLiderlik üzerine
Sonraki İçerikStatükodan vazgeçmek ve değişimlere yelken açmak neden zor?
Avatar photo

Bilim Akademisi üyesi Tarık Tihan, İstanbul Tıp Fakültesi’nde 1985 yılında tıp lisansını ve 1989 yılında biyokimya doktorasını tamamladı. Doktorası sırasında Viyana Üniversitesi Tıbbi Kimya Bölümü’nde araştırmacı olarak çalıştı. Doktora sonrasında ABD’de onkolojik patoloji ve nöropatoloji yandal ihtisaslarını tamamladı, birçok farklı üniversitede nörocerrahi ve patoloji bölümlerinde çalıştı.

2000-2002 yılları arasında çalıştığı John’s Hopkins Üniversitesinde doçentliğini aldı. 2002 yılından beri Kalifornia Üniversitesi, San Francisco’da nöropatoloji bilim dalında öğretim üyeliği ve Beyin Tümörü Araştırma Merkezi’nde araştırma yürütücülüğü yapmaktadır.

Prof. Tihan, Dünya Sağlık Örgütü Beyin Tümörleri Sınıflandırma Grubu ve Dünya Sağlık Örgütü Endokrin Tümörler Sınıflandırma Grubu dahil olmak üzere 30’un üzerinde ulusal ve uluslararası organizasyonda görev aldı.