Yumuşak güç: ‘Kalpler ve akıllar’ kazanılabilir mi?

Giacomo Gambineri (Instagram @gambineri) - İmge çizerin izniyle kullanılmıştır.

Klasik anlamda “güç” aksi halde yapılmayacak bir hareketin gerçekleşmesini sağlamak olarak tanımlanır. Bir diğer deyişle “güç” bir zorlama aracı olarak kabul görmüştür, ta ki Harvard Üniversitesi’nden siyaset bilimci Prof. Joseph Nye güç kavramına yeni bir boyut kazandırana kadar.

Yumuşak güç (soft power) Nye tarafından ABD’nin Soğuk Savaş’ı neden kazandığını açıklayan ve bu açıklama için uluslararası ilişkiler disiplininde alışılmışın dışına çıkarak bireylerin algılarına odaklanan bir kavram olarak doğdu[1]. Her ne kadar kavram ilk ortaya çıktığında ABD hegemonyasının bireyler üzerindeki etkisini tarif etmek ve bu etkinin uluslararası ilişkilere yansımasını anlatmak amacında olsa da zaman içinde materyal gücü kısıtlı Türkiye, Brezilya, Güney Kore, Suudi Arabistan gibi ülkeler için bir nevi potansiyel güç tasviri haline geldi ve kimilerinde her kapıyı açabilecek bir anahtar olarak değerlendirildi[2]

Yumuşak güç nedir?

Bu noktada yumuşak gücün klasik anlamda güç kavramından temel farkını ortaya koymak gerekir. Klasik tanımın aksine yumuşak güçte zorlama yoktur. Karşı tarafın bir şey yapmaya zorlanmasını değil, bir şeyi gönüllü olarak yapmayı istemesini tasvir eder. Bu bağlamda yumuşak güç ‘zorlama’ unsurunu barındırmadığı için aslında bir güç değil, olsa olsa bir çekimdir.

Nitekim kavramın yaratıcısı Nye da yumuşak gücü “çekim gücü” (power of attraction) olarak tanımlıyor. Özetle Nye’ın kendi tanımına göre yumuşak güç A ülkesinin çekim gücünün hiçbir zorlama ve kuvvet gösterilmeden B ülkesini etkisi altına alması ve B ülkesinin kendi isteği doğrultusunda A ülkesiyle paralel davranmasını sağlar. Bu bağlamda devlet ve devlet dışı unsurların sunduğu zorlama içermeyen her türlü dış politika aracının yumuşak gücün arttırılmasına hizmet edebileceği düşünülüyor. Dış yardımdan uluslararası şirketlerin yatırımlarına, dizilerden kültür merkezlerine, dil kurslarından yurtdışı eğitim/araştırma burslarına kadar birçok öge yumuşak güç unsuru olarak değerlendirilebilir. Bu bağlamda onlarca ülkeden yüz milyonlarca insanın izlediği Kraliyet ailesi düğününün İngiliz, Holywood yapımı filmlerin Amerikan, her çocuğun gitme hayalini kuruduğu EuroDisney’in Fransız yumuşak gücüne olumlu etki yaptığı söylenebilir.

Kavram, yapısal sorunları nedeniyle akademik araştırmaların odak noktası haline gelmemesine[3] karşın siyasetin pratiğine hakim elitler tarafından fazlasıyla yüceltildi. Nitekim yumuşak güç kavramı geçtiğimiz on yılda Türk Dış Politikasına yön verenler tarafından da sıklıkla işlendi. Türkiye’nin bölgesel ve hatta küresel bir güç olması için bir çarpan etkisi yaratabileceği düşünülüyordu. 2000’lerin sonunda bazıları Türkiye’nin Orta Doğu ve İslam dünyasında yegâne demokratik devlet olduğu için örnek alınacağını, diğerleriyse Osmanlı’nın mirasçısı olarak yakın coğrafyada sözünün dinleneceğini ve bu sebeple uluslararası diplomaside etkinliğinin ciddi derecede artacağını düşündüler.

Kavramsal sorunlar

Yukarıda da söylediğim üzere yumuşak güç kavramı kendine akademik tartışmaların merkezinde bir yer bulamıyor. Bunun temel sebebiyse kavramla ilgili teorik ve pratik sorunlar. Evet, yumuşak güç bir potansiyel barındırır, ülkelerin bireyler üzerindeki etkisini hesaba katmaya çalışır. Ancak sorunlar tam da burada başlar.

Öncelikle yumuşak güçle nasıl bir gücün tasvir edildiğini anlamak zor, hatta bunun bir güç olup olmadığı ve tam olarak ne olduğu bir soru işareti. İkinci olarak bu potansiyeli nasıl ölçebileceğimize dair bir ipucu bulunmuyor. Bu soruya verilebilecek en yakın cevap ülkelerin popülerliğini halk düzeyinde ölçmek olabilir fakat halkın dış politika yapımındaki belirleyiciliği ciddi anlamda bir soru işareti taşıyor. Bir diğer sorun da sonrasında kavramın mucidi Joseph Nye’ın da ‘akıllı güç’ (smart power) kavramını ortaya atması ve uluslararası ilişkilerde asıl etkinin yumuşak ve sert gücü (hard power – yani klasik manada güç) birleştirerek akıllı güç yaratarak edinilebileceğini iddia etmesi. O halde yumuşak gücün sert güç unsurlarından bağımsız bir etkisi var mıdır, varsa bu etki nasıl ortaya çıkar sorusu havada kalıyor.

Pratik sorunlar

Dış politika uzmanlık gerektirdiği için geleneksel olarak halktan kopuk bir siyaset alanı olarak görülür. Halbuki birçok akademisyen dış politika yapım süreçlerinin sosyal bilimden de bir hayli kopuk olduğu gerçeğiyle karşılaşıyor. Hal böyleyken bu denli sorunlu bir kavramın biraz da ulusal hislere hitap ederek “bölgesel/küresel” güç olma anahtarı olarak görülmesi ve 2000’li yıllara damgasını vurmuş olması çok da şaşırtıcı denemez.

Günümüzde birçok yöntemle yumuşak gücün arttırılabileceği düşünülüyor: İhraç edilen diziler, yurtdışına gönderilen yardımlar ya da sınır ötesindeki hükümetleri ya da özgürlük savaşçılarına destek… Ancak yumuşak gücün paradoksu tam da bu noktada devreye giriyor. Joseph Nye yumuşak gücü aslında birey seviyesinde çalışılması gereken bir kavram olarak görür ve sınırlı ampirik veriyi bu seviyede inceler. Fakat bireyleri ve bireylerin oluşturduğu grupları homojen varsayıyor. Ya bir savaşı konu alan “şanlı tarihten” bir parça televizyon dizisi o savaşın yenilen tarafındaki bir millet tarafından izlenirse? Ya da dış yardımları alan grupların rakipleri “düşmanımın dostu düşmanımdır” ilkesini benimserse? Ya birilerinin ‘özgürlük savaşçıları’ diğerleri için teröristse? Uzatmadan söylemek gerekirse bazı kalp ve akılların kazanılırken otomatik olarak diğer kalp ve akılların kaybedilebileceği hesap edilmemiş, bunun da toplamda terazinin kefelerini nasıl oynatacağı incelenmemiştir.

Tam da bu soruna ışık tutabilecek kendi çalışmalarım da dahil bazı çalışmalar ise “yumuşak güç”e atfedilen değeri ciddi şekilde sorgulatacak cinsten: Corstange ve Marinov[4] Lübnan’da yaptıkları çalışmada ABD’nin demokratikleşme ve insan hakları çabalarının ters etki yarattığını; Bush ve Jamal[5] Ürdün’de yaptıkları çalışmada ABD’nin kadın adaylara desteğinin halk arasında kadın adaylara karşı ters teptiğini; Goldsmith ve Hourichi[6] ABD diplomatik ziyaretlerinin halk üzerinde olumlu etki yaratmadığını; kendi çalışmalarım ise Amerikan dış yardımının Amerikan karşıtlığına katkı sağladığını ortaya koyuyor.[7]

Her ne kadar akademik çalışmalar araştırma fonu kaynakları nedenleriyle Amerikan yumuşak gücünü ölçmeye odaklanmış olsa da mevcut çalışmaların çoğunda ortaya konan teorik çerçeveler sadece ABD için değil diğer ülkeler için de benzer sorunların varlığını işaret ediyor. Nitekim Lübnan’da yaptığımız bir araştırma Lübnanlıların diğer ülkelere bakışının temelde iç siyasetteki denklemler tarafından belirlendiğini ortaya koyuyor, bu vesileyle de klasik yumuşak güç edinme çabalarının beyhudeliğini işaret ediyor. Araştırma gösteriyor ki Iran tarafından Lübnan’da yapılanlar Şiilerden takdir görürken Sünniler tarafından nefret ediliyor, tam tersi Türkiye’nin attığı adımlar da Sünnilerin beğenisini kazanırken Şiilerin tepkisini çekiyor.

Belki de güç sözde değil özdedir

Bu vesileyle yazının son bölümünde Türkiye’de de çok yer edinen ve temel dış politika araçlarından biri olarak görülen yumuşak güç kavramı ve beraberinde getirdiği çabalar üzerine bazı noktaları net bir şekilde sıralamak gerekiyor:

  1. Yumuşak güç kavramının kendisi sorunlu, sert güç unsurlarından bağımsız etkisi hem teorik hem pratik alanda tartışmaya açık.
  2. Yumuşak güç edinmek için kamu eliyle girişilen çabaların ne denli başarılı olduğu ciddi anlamda incelenmedi. Mevcut çalışmalar arzu edilen etkilerin önünde ciddi engeller olabileceğini ortaya koyuyor.
  3. Türkiye özelinde konuşmak gerekirse yumuşak güç arttırma hedefiyle atılan adımların hedef ülkelerdeki etkisi sistematik bir şekilde incelenmesi için gerekli kamu fonları araştırmacıların kullanımına sunulmalı ve bu sayede ne tarz araçların hangi gruplar üzerinde ne yönde etki yaptığı ciddi bir incelemeye tabi tutularak verimlilik analizi çıkarılmalı.

Toparlamak gerekirse, yumuşak güç kavramının itici kuvvetinin birey düzeyinde popülerlik olduğu ve ABD örneğinde olduğu üzere beslendiği kaynaklardan birinin belli bir yaşam stiline (Amerikan rüyası) öykünme ve hayranlık duymaya dayandığı unutulmamalı. Yumuşak güç, eğer gerçekten varsa ve etkiliyse, bir ülkenin dış politikasında “ne yaptığından” ziyade genel olarak “ne olduğuyla” alakalı bir kavram.

Yıllar içindeki Amerikan yumuşak gücünün düşüşü de ancak “ne olduğu” üzerindeki algının değişmesiyle açıklanabilir. Unutulmamalıdır ki yumuşak güç kavramı birey seviyesinde ve algısal boyutta işlem görüyor. Bireylerin algıları yönlendirilebilir, ki yumuşak güç unsurlarıyla hedeflenen de budur, ancak tam anlamıyla kontrol edilmeleri imkânsızdır. Örnek vermek gerekirse insan haklarını koruma ve geliştirmeyi hedeflediği açıklanan milyarlarca dolarlık Amerikan yardımı, ABD’nin ayrıca otoriter ve baskıcı rejimlere destek verdiği düşüncesi tarafından etkisizleştiriliyor. Ha keza “Suriyelilerin kendi ülkelerinde özgürce yaşamasının hedeflendiğinin” belirtilmesi, Türkiye’nin mezhepsel önceliklerle bölgede hareket ettiği iddiaları tarafından boşa çıkarılabilir.

Derslerdeki tartışmalar ve öğrencilerimle yaptığım çalışmalar gösteriyor ki eğer birey düzeyindeki popülaritelerini baz alırsak (ki yukarıda da tartışıldığı üzere yumuşak gücü nasıl ölçmemiz gerektiğine dair soru ve sorunlar da ortadadır) Norveç, Finlandiya, İsveç, Kanada ve Avustralya günümüzün yumuşak güce sahip devletleridir. Onlara bu popülariteyi kazandıransa dış politikada attıkları adımlardan ziyade tam da kavramın çıkış noktasında bulunan ve 1960-70’lerde “Amerikan rüyası” olarak ifade edilen müreffeh ve özgür yaşamdır.

Buradan yola çıkarak eğer ülkeler yumuşak güç arttırımına gitmek istiyorlarsa kamu diplomasisi çabalarını kendi iç politikalarından bağımsız kurgulamamaları ve çabaların sonuçlarını ölçerek değerlendirmeleri gerektiğini söyleyebiliriz.  Aksi halde yumuşak güç kazanım çabaları sonucunda bazı akıl ve kalpler kazanılırken diğerleri kaybedilebilir.

Efe Tokdemir
Bilkent Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü 
BAGEP 2019

 


Notlar/Kaynaklar: 

[1] Nye Jr, Joseph S. (1990) Soft Power. Foreign Policy. 80(3):153-171; Nye Jr, Joseph S. (2004) Soft Power: The Means to Success in World Politics. New York: Public Affairs.

[2] Gallarotti, G., & Al-Filali, I. Y. (2012) Saudi Arabia’s Soft Power. International Studies, 49(3-4): 233-261; Kirisci, Kemal (2005) A Friendlier Schengen Visa System as a Tool of “Soft Power”: The Experience of Turkey. European Journal of Migration and Law, 7(4): 343-367; Lee, K., Chagas, L. C., & Novotny, T. E. (2010) Brazil and the framework convention on tobacco control: global health diplomacy as soft power. PLoS medicine, 7(4): e1000232; Nye, J., & Kim, Y. (2013) “Soft power and the Korean Wave” in The Korean Wave (pp. 47-58). Routledge.

[3] Mevcut teorik tartışmaların bazıları için bkz. Bilgin, P., & Eliş, B. (2008). Hard power, soft power: toward a more realistic power analysis. Insight Turkey, 5-20; Fan, Y. (2008). Soft power: Power of attraction or confusion? Place Branding and Public Diplomacy, 4(2): 147-158; Wilson III, E. J. (2008). Hard power, soft power, smart power. The Annals of the American Academy of Political and Social Science, 616(1): 110-124.

[4] Corstange, Daniel & Nikolay Marinov (2012) Taking sides in other people’s elections: The polarizing effect of foreign intervention. American Journal of Political Science 56(3): 655-670.

[5] Bush, Sarah S & Amaney A Jamal (2014) Anti-Americanism, authoritarian politics, and attitudes about women’s representation: Evidence from a survey experiment in Jordan. International Studies Quarterly 59(1): 34-35.

[6] Goldsmith, Benjamin E & Yusaku Horiuchi (2012) In search of soft power: Does foreign public opinion matter for US foreign policy? World Politics, 64(03): 555-585.

[7] Tokdemir, Efe (2017). Winning hearts & minds (!) The dilemma of foreign aid in anti-Americanism. Journal of Peace Research, 54(6), 819-832.

Önceki İçerikAgresif bir kanser türü için riski arttıran genetik değişiklikler
Sonraki İçerikMatematikte bir deha: Euler
Avatar photo

Efe Tokdemir 2012’de Boğaziçi Üniversitesi’nde lisans eğitimini tamamlamış, 2017’de
Binghamton – State University of New York’tan Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler
alanında doktora derecesini almıştır. 2017-2018 yılları arasında International Studies
Association bursiyeri olarak Ohio State Üniversitesi’nde doktora sonrası çalışmalarda
bulunmuştur. 2018 yılında Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde Doktor
Öğretim Üyesi olarak çalışmaya başlayan Tokdemir, son olarak Bilim Akademisi 2019 Genç
Bilim İnsanları ödülüne layık görülmüştür.

Tokdemir çatışma süreçleri, terörizm, dış politika ve uluslararası ilişkilerde kamuoyu, iç
siyaset ve uluslararası güvenlik ilişkisi alanlarında çalışmakta, son dönem araştırmaları devlet
ve devlet dışı silahlı aktörlerin şiddet içermeyen stratejilerine odaklanmaktadır.