2019 Nobel Ekonomi Ödülü: Deneylerle yoksulluk azaltılabilir mi?

Shutterstock

Bazı ülkelerin neden gelişemediği, neden yoksul kaldığı, ülkeler arasında neden büyük gelir eşitsizlikleri olduğu, küresel yoksulluğun nasıl azaltılabileceği, başından beri ekonomi biliminin cevaplamaya çalıştığı sorulardır.

Bunları ve benzer soruları cevaplayabilmek için ekonomistler bireylerin davranışlarını ve ekonominin işleyişini açıklayan matematiksel modeller (“teori”) kurar. “Ampirik” (veriye dayalı) çalışmalar ise hem bu teorileri test etmeyi, hem de gerçekte ekonomik çıktıları etkileyen faktörleri daha iyi anlamayı ve böylece daha iyi ekonomik politikalar uygulayabilmeyi amaçlar. Bu yılki Nobel ekonomi ödülünden bahsetmeye başlamadan önce söylemeliyiz ki, ekonomi bilimi, sadece finansal kararları, enflasyon, döviz kuru gibi makroekonomik değişkenleri değil, kişisel ve toplumsal refahı etkileyen her konuyu ve her kararı inceler. Bu nedenle, eğitim ve sağlık gibi alanlarda bireylerin davranışları ve bunların sonuçları da ekonomistlerin üzerinde önemle durduğu konulardır.

Ekonomik gelişme, büyüme ve refah geleneksel olarak “makroekonomik” konular olarak düşünülürdü. Bu sene Nobel ekonomi ödülünü kazanan Abhijit Banerjee, Esther Duflo ve Michael Kremer (bundan sonra BDK) gelişim ekonomisi alanındaki çalışmalarında mikroekonomik (bireysel davranışa odaklanan) ve deneysel bir bakış açısı uygulayıp bu alanı yöntem olarak neredeyse tamamen değiştirip dönüştürmüşlerdir.

Kaliteli veri toplamak

BDK Nobel’e layık görülmelerini sağlayan çalışmalarında, toplumları geri bırakan, eğitim ve sağlık çıktılarını kötüleştiren ve küresel yoksulluğa, gelir adaletsizliğine yol açan spesifik sorunları tek tek belirleyip, bunların çözümünü deneysel yöntemler kullanarak araştırıyor.

Örneğin, yoksul ülkelerde girişimcilere mikrokredi vererek ekonomik refahı artırabilir miyiz? Sınıf mevcudunu azaltmak, eğitim başarısını artırır mı? Öğrenciler yeteneklerine göre gruplanırlarsa (başarılı ve başarısız öğrenciler ayrı sınıflarda olursa) daha iyi eğitim çıktıları elde edilebilir mi? Bireylerin sağlıkla ilgili önleyici tedbirler alması için nasıl politikalar uygulamak gerekir? Ailelere çocuklarını aşılatmaları için parasal teşvik vermek çocuk hastalıklarını ve ölümlerini azaltmak için iyi bir fikir mi?

Ekonomik teori bu sorularla ilgili bir şeyler söyleyebilir—örneğin, başarıya göre gruplama öğretmenin seviyeyi sınıfa göre ayarlayabilmesini sağlayabilir, fakat aynı zamanda başarısız öğrencilerin iyi akranlardan faydalanabilmesini engelleyecektir. Gerçekte hangi etkinin önemli olduğu anlayabilmek için ise kaliteli veri toplamamız gerekir.  Peki, bu verileri nasıl toplayacağız?

Ekonomi biliminde (ve aslında birçok bilimde) temel amaçlarımızdan biri “nedensel etkileri” anlamaktır. Örneğin, “sınıf mevcudunu azaltmak eğitim başarısını artırır mı?” sorusunu ele alalım. Bunu anlamak için, sınıf mevcutlarının az olduğu ve çok olduğu okullara gidip, ya da bir okulda sınıf mevcudunun az ve çok olduğu derslere gidip, hangisinde öğrencilerin daha başarılı olduğuna baksak? Böyle bir yöntem bize nedensel bilgi vermez.  Çünkü hem düşük mevcutlu bir sınıfta olmayı, hem de ders başarısını etkileyen başka, gözlemleyemediğimiz şeyler olabilir. Örneğin, sınıf mevcudu az olan okullara giden öğrencilerin aileleri daha zengin olabilir. Yani başarıyı getiren şey aslında düşük sınıf mevcudu değil, ailenin iyi finansal durumu olabilir. Ya da “spor yapmak sağlık için iyi midir?” sorusunu cevaplamak için spora giden ve gitmeyen kişileri karşılaştırsak? Spor yapmayı seçen kişiler, aynı zamanda sağlığına dikkat ediyor, sigara içmiyor, düzenli yaşıyor olabilir. Sporla sağlık arasında pozitif bir ilişki çıkması, bunun “nedensel” bir etki olduğunu kanıtlamaz. Bu örneklerde olduğu gibi, gerçek hayatta gözlem yapma ve veri toplama yoluyla elde edeceğimiz bilgiler genelde nedensel bir ilişki gösteremez. Çünkü gerçek hayatta insanlar kendi seçimleri sonucu belli yerlere gelirler ve biz onları orada gözlemleriz (spor salonları, belli tip okullar vs.).

Nedensel etkileri araştırmanın en güvenilir yolu “deney” yapmaktır. Deneysel metodun temeli, birbirinden ortalamada hiç farkı olmayan iki grup insan almak, bir gruba bir uygulama yapmak (deney grubu), diğerine yapmamaktır (kontrol grubu). Bireyleri rastgele (randomize) şekilde deney ve kontrol gruplarına koyarsak, aralarında oluşacak farkın sadece etkisini incelediğimiz faktörden geldiğinden emin olabiliriz. Örneğin, 1000 kişilik bir öğrenci grubunu alıp, rastgele yarısını düşük mevcutlu sınıflara, diğer yarısını kalabalık sınıflara koysak, belli bir süre sonra başarı durumlarında bir fark varsa, bunun sınıf mevcudunun eğitim başarısı üzerindeki nedensel etkisi olduğunu söyleyebiliriz.Tıpkı doktorların yeni bir ilacın etkinliğini ölçerken ilacı bu tip kontrollü, randomize deneylerle test etmesi gibi (rastgele seçilen bazı hastalara ilacı verirken bazılarına “placebo” vermek), ekonomide de bu yöntem gittikçe daha çok kullanılmaya başladı. BDK’nın yaptığı yenilik, bu metodu toplumları yoksulluktan kurtarma ve geliştirme yolunda çok başarılı bir şekilde kullanmaları.

Sonuçlar ve uygulanabilirlik

Sivil toplum kuruluşlarıyla ortak çalışarak, Kenya, Endonezya, Hindistan gibi az gelişmiş veya  gelişmekte olan ülkelerde, sağlık, eğitim, kadın-erkek eşitliği gibi konulara odaklanan BDK, yaptıkları saha deneyleriyle nedensel etkiler ortaya koydu  ve bu konularda izlenebilecek politikalar için yol gösterdi. Bu deneylerden çıkan bazı bulgular, sağlıkla ilgili düşük maliyetli bazı programlar uygulamanın (örneğin, bağırsak parazitlerini yok eden ilaçları çocukların almasını sağlamanın) eğitim başarısından ilerideki finansal refaha kadar önemli etkileri olduğunu, ailelere finansal teşvik vermenin sağlık davranışlarını ve çıktılarını (örneğin aşılama) iyileştirebileceğini, aynı şekilde finansal teşviklerle yoksul ülkelerdeki öğretmenlerin görevlerini daha ciddiye almalarının sağlanabileceğini ve böylelikle öğrenmenin iyileştirilebileceğini, kadınların köylerde yönetime katılımının sağlanmasının uygulanan toplumsal politikaları değiştirdiğini ve kadın liderlere olan pozitif yaklaşımları artırdığını gösteriyor.

Yapılan bu araştırmaların politikaları belirleyen merciler tarafından dikkate alınması, sonuçların büyük ölçekte uygulanarak toplum çapında “işe yarayabilmesi” açısından çok önemli. Bunu sağlamak için BDK, global ölçekte bir araştırma organizasyonu kurdu (J-PAL Poverty Action Lab). Yoksulluğu bilimsel çalışmalarla azaltmayı amaçlayan araştırmacıları bir araya getiren ve destekleyen bu organizasyon, aynı zamanda araştırma bulgularını politika-yapıcılara ulaştırma konusunda da önemli bir rol üstleniyor.

Ekonomide deneylerin kullanımı BDK’nın yaptıklarıyla sınırlı değil. Ekonomi bilimi gittikçe daha deneysel bir bilim olmaya başlıyor. Kişilerin nasıl karar verdiklerini, kararlarında etkili olan bireysel ve çevresel faktörleri inceleyen davranışsal/deneysel ekonomi alanı hem dünyada hem de ülkemizde gelişmekte olan bir alan.

Bu alanda çalışan ekonomistler olarak, biz de Türkiye’deki okullarda randomize-kontrollü deneyler yaparak, eğitim başarısının nasıl artırılabileceğini, verimsizlik yaratan cinsiyet farklarının nasıl kapanabileceğini araştırıyoruz. Bu tip randomize kontrollü çalışmaların değerinin politika belirleyen merciler tarafından anlaşılması ve uygulamalarda bu bilimsel çalışmaların baz alınması, ülkemizde eğitim ve sağlık çıktılarının iyileştirilmesi için de çok önemli. Bu seneki ekonomi Nobel’inin kontrollü deneylerin hem bilim hem de politika seviyesinde önemine dikkat çekmesi, bu açıdan da sevindirici bir gelişme.

Seda Ertaç Güler
Koç Üniversitesi Ekonomi Bölümü öğretim üyesi
2017 BAGEP ödülü

Önceki İçerikMatematiğin en şık ikinci denklemi
Sonraki İçerikMerak ve felsefe – Nasıl merak ederiz?
Seda Ertaç Güler

Seda Ertaç, ekonomi alanında lisans derecesini 2000 yılında Bilkent Üniversitesi’nden, doktora derecesini ise 2006’da Kaliforniya Üniversitesi’nden (UCLA) aldı. 2006-2008 yılları arasında Chicago Üniversitesi’nde araştırmacı olarak görev yaptıktan sonra Koç Üniversitesi ekonomi bölümünde göreve başladı.

Ertaç’ın temel uzmanlık alanı deneysel ekonomidir. Üzerinde çalıştığı ana konular ekonomik kararlarda cinsiyet farklılıkları, ekonomik yaklaşım ve tercihlerin çocuklukta gelişimi, eğitimde ve işyerlerinde özgüven, çalışma motivasyonu ve performansı artırabilecek politikaların incelenmesidir.

Ekonomi, psikoloji ve nöro-bilimin kesişimindeki araştırmaları TÜBİTAK, TÜBA, ABD Ulusal Bilim Kurumu (NSF), Bilim Akademisi, British Academy ve Russell Sage Foundation tarafından desteklenen ve saygın uluslararası dergilerde (Journal of Political Economy, Quarterly Journal of Economics, PNAS) yayınlanan Ertaç, 2013’te Türkiye Bilimler Akademisi’nin Genç Bilim İnsanı ödülüne, 2017’de ise BAGEP ve TÜBİTAK Teşvik ödüllerine layık görülmüştür.

https://sedaertac.com/