Türkiye’deki yeni sivrisinekler: Asya kaplan ve sarı humma sivrisinekleri

Asya Kaplan Sivrisineği (Aedes albopictus) Fotoğraf: Susan Ellis, Bugwood.org

Bir süredir – özellikle Karadeniz ve Marmara bölgelerinde – siyah beyaz çizgileriyle dikkat çeken sivrisineklere rastlanıyor. Bunlar, Latince isimleri Aedes albopictus (asya kaplan sivrisineği) ve Aedes aegypti (sarı humma sivrisineği) olan Güneydoğu Asya kökenli sivrisinekler. Günümüzde dünyanın birçok bölgesinde görülen bu türler, Türkiye’de de artık yerleşik hale gelmiş durumda.

Sivrisinekler hakkında bilgi almak için Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Bülent Alten’le konuştuk. Bülent Alten, artık hayatımıza girmiş olan bu organizmaları tanımanın önemini ve kendi evimizde, bahçemizde, balkonumuzda yapacağımız küçük alışkanlık değişimlerinin sivrisineklerle mücadelede kritik olduğunu vurguladı.

Bu söyleşiden sivrisineklere ve sivrisinekle mücadeleye dair öğrendiklerimizi aktarıyoruz.

Hayatımızın bir parçası olan sivrisinekleri yok etmek mümkün değil, fakat populasyonları kontrol altında tutmak mümkün. Kendi evlerimizde, çevremizde alacağımız basit bireysel önlemler son derece etkili.

Sivrisinekler hakkında

Sivrisinek bizden çok daha eskiden, 350-550 milyon yıl önce ortaya çıkmış bir organizmadır ve çift kanatlılar takımındandır. Çok zayıf canlılar olan sivrisinekler iyi uçucu değildirler ama pasif bir şekilde, yani rüzgârlarla, 300 km’ye kadar yayılabilirler. Ergin yani yetişkin sivrisinekler çiçekli bitkilerin nektarlarıyla beslenirler. Dişileri ayrıca kan emerler çünkü yumurta geliştirebilmek için yüksek kaliteli proteine ihtiyaçları vardır. Hayvanlardan ve daha çok memelilerden kan emme yönünde evrimleşmişlerdir, çünkü en yüksek kaliteli protein memelilerde bulunur.  Erkek sivrisinekler kan emmezler.

Kan emme sırasında sivrisineklerin tükürüğü derimize geçtiğinden bağışıklık sistemi buna tepki gösterir, şişme ve kaşınma olabilir.

Shutterstock

Dişiler yumurtalarını suya bırakırlar. Sivrisinek yumurtalarından çıkan larvalar suda yaşarlar. Bu süreçte sudaki fitoplanktonlar, algler gibi organizmalarla beslenirler. Oksijeni, sifon diye adlandırılan bir mekanizmayla su yüzeyinden alırlar. Larvadan sonraki evre pupa evresidir. Bu evrede beslenmezler. Pupa metamorfoz geçirip ergine yani bizim bildiğimiz sivrisineğe dönüşür ve karadaki yaşamına başlar.

Sivrisineklerin yaşam alanları çok çeşitlidir. Suyun olduğu her alanda yaşayabilirler. Aedes’ler çok az miktarda suyun varlığında yani saksı altlarından yağmur suyu birikmiş kovuklara kadar her yerde çoğalabilirler. Aedeslere şehirlerdeki yaşam koşullarına uyum sağlamış olduklarından dolayı “şehir sivrisinekleri” de denir.

Culex cinsine ait sivrisineklerin larvaları. Ortada daha koyu renk gözüken bir pupa var.(Wikimedia Commons)

Sivrisinekler kan emme sırasında virüs, bakteri ve parazitleri taşıyabilirler. Bu bir karşılıklı yaşam (simbiyoz) ilişkisidir. Virüs ve parazitler, özellikle bakteriler onların sindirim sistemi için önemlidir, sivrisinekler de virüs ve parazitlerin çoğalmasına aracı olurlar ve yaşamlarının devamında bu şekilde rol oynarlar. Sivrisinek, virüs taşıyan bir canlıdan kan emdikten sonra -ki yumurta gelişimi için iki, üç kez kan emmeleri gerekebilir- virüsü başka bir canlıya aktarabilir.

Aedesler hangi hastalıkları taşıyor?
Aedes albopictus
chikungunya, dang humması ve dirofilariasis virüslerini, Aedes aegypti ise sarı humma, dang humması, chikungunya ve Zika virüslerini taşıdığı bilinen vektör organizmalardır.[1]Aedes aegypti – Factsheet for experts, ECDC, https://www.ecdc.europa.eu/en/disease-vectors/facts/mosquito-factsheets/aedes-aegypti, Erişim tarihi: Mayıs 2022[2]Aedes albopictus – Factsheet for experts, ECDC, https://www.ecdc.europa.eu/en/disease-vectors/facts/mosquito-factsheets/aedes-albopictus, Erişim tarihi: Mayıs 2022

Her canlı gibi sivrisineklerin de besin zincirinde özel bir yerleri vardır.  Sucul evrede fitoplanktonlarla beslendiklerinden dolayı sulardaki plankton popülasyonunun kontrolünde rol oynarlar.  Sivrisinek yumurta ve larvalarıyla beslenen zooplanktonlar ve birçok küçük balık türü de vardır.

Sivrisinekler kışın nereye kaybolur?

Sivrisinekler dayanamayacakları koşullarda mümkün olan en az enerjiyi harcayarak (durgunlaşarak) hayatta kalabilirler. Düşük sıcaklıklar, kuraklık gibi uç koşullarda durgun dönemler geçirebilirler. Bu adaptasyonun net bir amacı vardır: Yaşamaları için uygun olmayan çevresel koşulları zarara uğramadan atlatmak.

Farklı sivrisinek türleri için durgunluk süreleri ve kısıtlarında farklar vardır ama genel olarak her mevsimde ve yumurta, larva veya ergin olarak durgun dönemler geçirebilirler. Yumurta formu sivrisineklerin en dayanıklı olduğu formdur. Aslında doğada, yumurtalar, sporlar, tohumlar,  son derece dayanıklı yapılardır.[3]Bülent Alten, tohumların 270oC’ye kadar sağlam kalabileceğini ve bu yüzden orman yangınlarından sonra ağaçlandırma yapılmasının tavsiye edilmediğini, sağlam kalan tohumların … Devamı

Birçok ergin sivrisinek türü yazın gündüz saatlerinde gölgelik alanlarda hareketsiz durarak geceyi bekler; yalnız gece aktif olur ve kan emerler. Aedes cinsine ait türler gündüz de aktif olan nadir türlerdir. Sivrisinekler kuraklık boyunca yumurta formunda kalabilirler.

Kışın daha sert koşullarla karşı karşıya kalan sivrisineklerin kışın olan durgunluğuna diapoz denir. Kışın protein bulmanın zor olmasının yanı sıra sivrisinekler gelişmek için çevreden aldıkları belli bir ısı enerjisi toplamına ihtiyaç duyarlar ve kışın bu enerjiyi elde edemezler. Birçok sivrisinek türü için en düşük kritik sıcaklık eşik değeri 10oC’dir. Daha dayanıklı türler olan Aedes’ler daha düşük sıcaklıklarda (0-5oC) durgunluğa girebilir. Gün ışığı alabildikleri sürelerin azalması da diapoza girmelerine neden olur. Bu dönemi atlatabilmek için kışa girmeden bol bol yağ biriktirirler. Durgun dönemlerde mümkün olan en az enerjiyi harcarlar ve uygun koşullar sağlandığında yaşam döngüsüne kaldıkları yerden devam ederler.

Türkiye’deki sivrisinekler

Türkiye’de 62 farklı sivrisinek türü var. Bunların ikisi istilacı türler olarak bilinen Aedes albopictus (asya kaplan sivrisineği) ve Aedes aegypti (sarı humma sivrisineği).

Dünyada istilacı türler olarak bilinen başka Aedes türleri de var. Çok hızlı yayıldıkları ve yüksek adaptasyon kabiliyetleri olduğu için bunlara istilacı diyoruz ama aslında doğadaki dengelere olan etkimizle yer değiştirmelerine bizim yol açtığımızı unutmamalıyız.

Güneydoğu Asya kökenli türler olan Aedes albopictus ve Aedes aegypti bugün dünyanın birçok farklı bölgesine yayılmış durumda. Bu sivrisineklerin, eski araba lastikleri ve süs bambularının uluslararası ticareti ile taşındığı, süs bambularının transferinde kullanılan ve uzun süre su tutan süngerlerin sayesinde yayıldığı düşünülüyor.

Aedes albopictus’un Avrupa ve çevresindeki dağılımı. (Bulunduğu bölgeler: Kırmızı, Yeni tespit edilen bölgeler: Ten rengi,  Bulunmadığı bölgeler: Yeşil, Veri yok: gri) Kaynak:  European Centre for Disease Prevention and Control and European Food Safety Authority, Stockholm: ECDC; 2021. Güncel haritalar için:  https://ecdc.europa.eu/en/disease-vectors/surveillance-and-disease-data/mosquito-maps

Asya kaplan sivrisineği Türkiye’de ilk olarak 2009’da İpsala’da görüldü ve artık Marmara Bölgesi’nin tümüne yayılmış durumda. Bursa, İzmir ve Bodrum yakınlarında da tespit edilen asya Kaplan sivrisineği artık yerleşik tür olarak kabul ediliyor. Asya kaplan sivrisineği ayrıca Gürcistan üzerinden Karadeniz Bölgesine girmiş, bu bölgede yayılmış durumda ve tüm Avrupa’da etkisini gösteriyor.

Aedes aegypti’nin Avrupa ve çevresindeki yayılımı. (Bulunduğu bölgeler: Kırmızı, Yeni tespit edilen bölgeler: Ten rengi,  Bulunmadığı bölgeler: Yeşil, Veri yok: Gri) Kaynak:  European Centre for Disease Prevention and Control and European Food Safety Authority, Stockholm: ECDC; 2021. Güncel haritalar için:  https://ecdc.europa.eu/en/disease-vectors/surveillance-and-disease-data/mosquito-maps

Sarı humma sivrisineği ise yine Gürcistan üzerinden Türkiye’ye girdi.  Günümüzde Giresun’a kadar yayılmış durumda. Türkiye, Avrupa kıtasında asya kaplan sivrisineği ve sarı humma sivrisineğinin birlikte rastlandığı tek ülke. Bu iki türün çok benzer yaşam koşulları olduğundan Karadeniz’de bu iki türün rekabeti söz konusu. Asya kaplan sivrisineğinin evrimsel olarak daha yüksek adaptasyon yeteneği olmasından dolayı, sarı humma sivrisineğini baskıladığı düşünülüyor. Sarı humma sivrisineği daha etkin bir hastalık taşıyıcı olduğundan bu bizim için iyi bir haber.

Çıplak gözle ayırt etmek oldukça zor olsa da iki tür sırtlarındaki (toraks) beyaz çizgilerden ayırt edilebilir. Aedes aegypti (sol) and Aedes albopictus (sağ). Fotoğraf: Vincent Robert (CC BY 2.0)

Aedes türleri agresif türler olarak biliniyor. Bunun başlıca nedeni gündüz de aktif olmaları ve kan emmeleri. Türkiye’de bulunan diğer hiçbir sivrisinek türü gündüz aktif değil.

Eğer sivrisineğin sizi gündüz soktuğunuzu düşünüyorsanız, bölgenizde Aedes türleri olabilir.

Yeni türlerle mücadele

Bülent Alten, sivrisinek popülasyonlarının tamamen yok edilmesinin mümkün olmadığını, asya kaplan ve sarı humma sivrisineklerinin Türkiye’de artık yerleşik tür oldukları bilinciyle hareket edilmesi gerektiğini ve popülasyonların kontrol altında tutulması için bilimsel yöntemler kullanan sistemlerin kurulmasının ve buradan edinilen veriyle stratejiler belirlenmesinin önemini vurguladı:

Öncelikle bir izleme sistemi oluşturulmalı ve sivrisineklerin hangi bölgelerde görüldüğü haritalanmalı. Sonra bu bölgelerde popülasyonun değişimi izlenmeli. Bu tür izleme sistemleri vatandaşların bildirimiyle çalışabildiği gibi ışık tuzakları yardımıyla da yapılabiliyor.

Ergin sivrisineklerle mücadele çok etkili olmadığı gibi anlamlı da değil; larvalarla mücadele çok daha etkili. İlaç olarak çevreye zarar vermeyecek ve larvaları yok edecek olanlar tercih edilmeli. Yalnız hedeflenen türlerin larvalarını enfekte edecek bakterileri içeren ilaçlar mevcut, bunlara biyolojik larvasit deniyor.

 

Bu ilaçlar uygun aralıklarda ve dozlarda uygulanmalı, yoksa sivrisinek türleri de aynı antibiyotiklere direnç geliştiren bakteriler gibi bu ilaçlara direnç geliştirebilir.

Doğa duyarlı, bakteri kökenli ilaçlar; tıkanmış derelerin açılması, su akışlarının sağlanması gibi mekanik mücadelenin yanı sıra kültürel mücadele de önemli.

 

Yani mücadeleye toplumun katılımı şart.  Aedesler şehirlerde yaşamlarını sürdürmeye uyum sağlamış türler olduğundan küçük su birikintilerinde bile çoğalıp gelişebiliyorlar. Kendi evimizde, bahçemizde, balkonumuzda bulunan üreme ve yaşam alanlarını tespit edip buralarda basit önlemler almak popülasyon kontrolünde son derece etkili.

 

Saksı altlarındaki kaplar, süs havuzları, mezar başlarına koyduğumuz su hazneleri, hayvanlar için bıraktığımız sular bu sivrisineklerin en kolay üredikleri yerler. Yapmamız gereken tek şey, bu suları haftada bir değiştirmek. Gerekli olmayan su haznelerini yok etmek. Kendimizi korumak için cilt için zararlı olmayan sinek kovucular kullanılabilir.

Türkiye’de neler yapılıyor?

Bülent Alten ülkemizde son iki senedir sivrisineklerle mücadelede önemli gelişmeler olduğunu da anlattı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, üniversiteler ve akademisyenlerin katılımıyla Aedes türleriyle mücadelede çok ayrıntılı bir yönetim planını hayata geçirmiş durumda. Bu çabalar sayesinde 2022’de Dr. Nusret Fişek Halk Sağlığı Hizmet Ödülü aldı.[4]Dr. Nusret Fişek Halk Sağlığı Hizmet Ödülü gerekçesi,  https://www.istabip.org.tr/site_icerik/2022/mart/ibb_gerekce.pdf, Erişim Mayıs 2022

 

Bu bağlamda “Aedes İstilacı Sivrisinekler AIM- COST Aksiyonu Üçüncü Yıllık Kongresi” İstanbul’da, dünyadaki birçok ülkeden bilim insanı ve yetkilinin katılımıyla gerçekleştirildi; kongrede farklı ülkelerde mücadele için uygulanan yöntemler karşılaştırıldı.

Bülent Alten, İstanbul’da kurulan sistemin bilimsel bir mücadele programı için iyi bir örnek olduğunu vurguluyor. 2020’de başlayan çalışmalarda öncelikle 5 ilçeyi kapsayan bir izleme sistemi kurulmuş, bu sistem 39 ilçeye yaygınlaştırılmış. Sivrisineklerin yayılımı haritalandırılmış. Bu bölgelerdeki değişimi izlemek için belli aralıklarla kurulan ışık ve yumurta tuzaklarının yanı sıra mobil telefonlar için yakında hizmete girecek bir uygulama da geliştirilmiş. Bu uygulama ile gündüz ısırıldığımız takdirde bunu kolayca 153’e bildirebileceğiz, yalnız Aedes’ler gündüz ısırabildiğinden bu kadar basit bir yolla Aedes’lerin yayılımı da takip edilebilecek. Bildirimleri takip etmek için kurulan bilgi işlem merkezi sayesinde popülasyon tespit edilen veya artış gerçekleşen bölgelerde gerekli önlemler zamanında alınabilecek.

Edinilen bilgi birikimi sayesinde bir sonraki yıl aynı mevsimde olası yükselme zamanlarından önce mücadele programı hayata geçirilebilecek. Her müdahaleden sonra sayımlar tekrarlanacak ve yeni stratejilere karar verilebilecek.


Creative Commons LisansıBu eser Creative Commons Atıf-GayriTicari 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır. İçerik kullanım koşulları için tıklayınız.


Notlar/Kaynaklar

Notlar/Kaynaklar
1 Aedes aegypti – Factsheet for experts, ECDC, https://www.ecdc.europa.eu/en/disease-vectors/facts/mosquito-factsheets/aedes-aegypti, Erişim tarihi: Mayıs 2022
2 Aedes albopictus – Factsheet for experts, ECDC, https://www.ecdc.europa.eu/en/disease-vectors/facts/mosquito-factsheets/aedes-albopictus, Erişim tarihi: Mayıs 2022
3 Bülent Alten, tohumların 270oC’ye kadar sağlam kalabileceğini ve bu yüzden orman yangınlarından sonra ağaçlandırma yapılmasının tavsiye edilmediğini, sağlam kalan tohumların yeni bir bitki örtüsünün oluşması için yeterli olduğunu da anlattı.
4 Dr. Nusret Fişek Halk Sağlığı Hizmet Ödülü gerekçesi,  https://www.istabip.org.tr/site_icerik/2022/mart/ibb_gerekce.pdf, Erişim Mayıs 2022