Para ile tez yazdırma üzerine düşünceler

Shutterstock

Uzun zamandan beri üniversite öğrencilerinin bir kısmının ödevlerini başka öğrencilere veya şirketlere yazdırdıkları bilinen bir gerçek. Bu durum ülkemize özgü değil ve gelişmiş olduğunu düşündüğümüz başka ülkelerde de görülüyor. Eskiden bu “ısmarlama” yazılar başkalarına ait yazılardan alıntılarla, kopyala/yapıştır taktiği ile hazırlanırdı. Bu durumu önlemek için ortaya çıkan “turnitin” tarzı yazılımlar, taktiklerin de değişmesi mecburiyetini doğurdu. Bu yazılımlar, eldeki yazı ile elektronik ortamlarda saklanan çok sayıda yazı arasındaki benzerlikleri tarıyor. Bu benzerliklerin dikkatli analizi yazının ne ölçüde kopyalama olduğunu ortaya koyuyor. Bugün TÜBİTAK, YÖK gibi kuruluşlar, üniversiteler ve bir kısım bilimsel dergiler bu yazılımları kullanarak sahtekarlığın önüne geçmeye çalışıyor ve “intihal” diye tanımladığımız bu kopyalama/çalma işlemi de yabancı dilden çeviriler haricinde kolaylıkla yakalanabiliyor.

Son yıllarda intihalden arındırılmış yazıları üreten yeni bir pazar ortaya çıktı. Konunun nispeten uzmanı olan veya alanın jargonunu iyi bilen kişiler tarafından, çalıntı olmayan ödevler ve tezler yazılmaya başlandı. Yani ortaya çıkan ödev ve/veya tezin metni özgündür ve yazdığını iddia eden kişi tarafından satın alınmıştır.  (Başkasının yaptığı bir işi kendisinin gibi göstermenin ahlaki bir sakıncası olmadığına dair ikna çalışması: Neden parayla tez yazdırmalıyım?)

Günümüzün moda konularından olan yapay zekâ da bu konuda epeyce yardımcı oluyor. Örneğin MIT’de hazırlanan bir yazılımla, bilimsel bir dergide Kim Kardashian imzalı bir makale hazırlanıyor ve basılıyor. Sonuçta bir alanda kullanılan cümleler ve ibareleri kullanarak bir yazılıma, o alana aitmiş gibi gözüken bir yazı yazdırmak mümkün.

Geçtiğimiz günlerde (21.2.2019) Türkçe Deutsche Welle tarafından yayınlanan ve sosyal medyada yayılan “Türkiye’de üniversitelerin büyüyen sorunu: Parayla tez yazımı” başlıklı yazıda bu işi yapan bir akademisyen ile konuşulduğu anlatılıyor ve detaylı bilgi veriliyor. Yazıyı hazırlayan Tunca Öğreten, Açık Bilinç programında  bu işleri yapan bir şirketle temasını daha detaylı olarak anlatıyor. Bu tür şirketler bir tez çalışmanız varsa bunun yazım kısmını üstleniyorlar. Ve daha ötesi, tez çalışmasını da yapanlar var, hatta daha kolay hazırlanabilecek tez konusunu bile öneriyorlar. Ayrıca jürilerde de etkili oldukları izlenimini veriyorlar.

Etik olmadığı kesin ama yasal mı?

Bu olayın hukuki boyutları oldukça ilginç. Tunca Öğreten’in belirttiğine göre, şirketler tez yazdırma işleminin hukuken suç oluşturmadığını ve sadece etik olmayan bir davranış olduğunu öne sürüyorlar. Kendilerini iyi kalpli hırsız olarak görüyorlar.

Bu konuyu biraz daha irdelersek:

Öğrenciler lisansüstü yönetmeliğine göre tezi “kendileri” tez yazım kurallarına uygun olarak yazmakla yükümlüdür.  Yönetmeliğe göre tez danışmanı “tezin savunulabilir olduğuna ilişkin görüşü ile birlikte tezi enstitüye teslim eder.”  Burada danışmanın rolüne sonra yeniden değineceğiz.  Yükseköğretim Öğrenci Disiplin Yönetmeliği’ne göre “Sınavlarda kopya çekmek veya çektirmek” ile “Seminer, tez ve yayınlarında intihal yapmak” eyleminin bir yarıyıl ile uzaklaştırma cezası var.  Kendi yazması gereken tezi daha önce yayınlanmamış da olsa başkasının yazmış olduğu bir metinden olduğu gibi almak intihal olarak değerlendirilmelidir.

Eğer tezi yazdıran öğrenci aynı zamanda üniversitede araştırma görevlisi vb. ise 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu m. 53, fıkra b(2.l) uyarınca “Akademik atama ve yükseltmelere ilişkin başvurularda bilimsel araştırma ve yayınlara ilişkin yanlış veya yanıltıcı beyanda bulunmak” kınama cezasını gerektiren bir fiil olarak tanımlanıyor.  Yazmadığı tezi, kendi yazmış gibi sunmak da bu madde kapsamında yanıltıcı beyanda bulunmak olarak tanımlanacaktır.

Tezi yazan kişilerin durumuna gelince eğer tez yazımını gerçekleştiren kişi bir öğrenciyse yine “Sınavlarda kopya çekmek veya çektirmek” ile “Seminer, tez ve yayınlarında intihal yapmak” maddeleriyle uzaklaştırma cezası alabilir.

Tezi yazan bir öğretim elemanıysa 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu Madde 53 4.b’de belirtilen “Görevi sebebiyle veya görevi sırasında doğrudan veya dolaylı olarak her ne ad altında olursa olsun menfaat sağlamak” maddesi uyarınca “kademe ilerlemesinin durdurulması veya birden fazla ücretten kesme” cezası alabilir.

Danışman ve tez jürisinin önemi

Bununla beraber tez jürilerinin, tez değerlendirme konusunda ne kadar hassas davrandıkları ciddi olarak bir tartışma konusu olmalıdır. Öğreten’in yazısında bazı üniversiteler için tez yazımının daha pahalı olduğu çünkü oradaki jürilerin işi daha sıkı tuttukları belirtiliyor.

Halbuki tez danışmanlığı veya başka öğrencilerin tezlerinin değerlendirilmesi akademisyenliğin ana görevlerinden biridir.

Danışman, öğrenciye en yakın olan jüri üyesi olarak, tezi öğrencinin kendi yazıp yazmadığını da irdelemeli ve aksini düşündüğü takdirde tezi “savunulabilir” olarak değerlendirmemeli.

Sadece tezin doğruluğu değil ama içerisindeki bilimsel savların tutarlılığı ve sonuçların sağlıklı olması ciddi bir inceleme gerektirir. Bunun ötesinde tezin dilinin anlaşılabilir olması gibi pek çok noktaya da dikkat gerekir.  Jüri üyelerinin tez savunmasına gelmeden tezi dikkatli incelemiş olmaları, öğrenciyi doğru değerlendirmeleri açısından son derece önemlidir.

YÖK Yönetmeliğine göre, yükseklisans jürilerinde en az bir, doktora jürilerinde ise iki olmak üzere başka üniversitelerin öğretim üyelerinin bulunması mecburi. Jüri oluşumu, normalde Enstitü yönetim kurullarının görevidir. Yani hakikaten sahanın uzmanları arasından, belirli bir menfaat ilişkisi olmayacak kişilerden seçilmelidir.  Bunun için de tez danışmanı bazı isim önerilerinde bulunabilir. Pratikte olan ise neredeyse tamamen tez danışmanının seçtiği jüriler kurulur. Öncelikle Enstitü yönetim kurulunda, her tez konusunda uzman olanların bir veri tabanı bulunmadığı için, danışmanın önerisi kabul görür. Ayrıca, danışmanın istediklerinin dışında isimlerin jüriye konması ise “danışmana ayıp olur” endişesi işe pek uygulanmaz.

Daha sonra ise jüri değerlendirmesi sırasında, üyelerin bu işi ne kadar ciddiye aldıkları da sorgulanması gereken bir noktadır. Zaten arkadaşlardan oluşan bir jüriden, olumsuz sonuç çıkması çok rastlanan bir durum değildir.

Bazen de başka bir üniversitenin tez jürisine “dışarıdan” gelen öğretim üyelerinde bu üniversitede yapılan akademik çalışmaların daha aşağı bir standartta gerçekleştiği gibi bir algı olabilir.   Bu yaklaşım, eskiden Fransız üniversitelerine kolonilerden gelen öğrencilere verilen diplomalarda geçen “bon pour l’Orient– doğu için yeterince iyi” ibaresini hatırlatır ve son derece sakıncalıdır.

Yazıda söylendiği gibi bu olayların sadece vakıf üniversitelerinde olduğu kanısında değilim. Çok daha genel bir sorun ile karşı karşıyayız ve sadece YÖK kurallarını uygulayarak bu durumdan kurtulamayız. Bilim Akademisi Etik Kurulu bu tür ihlallerin tanımı, takibi ve raporlanması üzerine çalışmalar sürdürüyor.  Her üniversitenin kendi içerisinde bu konuya eğilmesi gerekiyor ve işin daha ağır yükü her zaman olduğu gibi biz akademisyenlere düşüyor.

Ersin Yurtsever
Bilim Akademisi üyesi
Koç Üniversitesi Kimya Bölümü öğretim üyesi