Kutuplaşmanın panzehiri: Diyalog ve Derin Kampanya

Bu metin 21 Mayıs 2025’te Şebnem Gümüşçü ile yaptığımız Apaçık Radyo, Bilim Sohbetleri‘nden metinleştirilmiş, Gümüşçü’nün katkılarıyla yayına hazırlanmıştır. Programın kaydına buradan ulaşabilirsiniz.

Kutuplaşma nedir? Kutuplaşmış toplumlar nasıl davranır?

Kutuplaşmanın aslında birden çok çeşidi var. Bizim son dönemde en çok odaklandığımız siyasi kutuplaşma, siyasi tutumların merkezden uçlara doğru kayması olarak tanımlanabilir. Bunun da farklı türleri var. Bir taraftan bize tanıdık gelen ideolojik kutuplaşma var, yani politika tercihlerinin farklılaşması. Örneğin Türkiye’de 1970’lerde karşımıza çıkan sağ-sol kutuplaşmasını, etnik kimlikler üzerinden Türk-Kürt kutuplaşmasını veya seküler-dindar kutuplaşmasını bu işin içine katabiliriz. Diğer tarafta özellikle popülist rejimler altında karşımıza çıkan duygusal kutuplaşma var. Duygusal kutuplaşma derken siyaseten farklı gruplara duyulan derin olumsuz duyguları kastediyoruz. Bu duygulara düşmanlık ve nefret de dahil.  Yani toplumsal birlikteliğin ve ortak yaşamın altına dinamit yerleştiren bir olgudan bahsediyoruz.

Son dönemde popülist rejimlerin yine ortaya çıkması ve güç kazanmasıyla ideolojik kutuplaşmayla duygusal kutuplaşma el ele vermiş durumda diyebiliriz. Yani bu demek oluyor ki bizimle aynı siyasi tercihleri paylaşmayan insanlardan nefret etme yolunda ilerliyoruz. Henüz nefret etmiyorsak bile onları çoğunlukla kendimize ve birlikte yaşamak istediğimiz insanlara, topluma tehdit olarak görüyor ve çok ciddi bir güvensizlik duyuyoruz. Burada tabii siyasi elitlerin, siyasi aktörlerin rolü yadsınamaz.  Siyasi aktörlerin kullandıkları dilden hangi siyaseti nasıl savunacaklarına kadar önemli etkileri var ve bunun topluma yansıması çok yıkıcı olabiliyor. İnsanlar birbirlerine güvenmezlerse, birbirlerini düşman veya tehdit olarak algılarlarsa, haliyle birlikte çalışma ve ortak yaşam arzuları da ciddi şekilde zedeleniyor.[1]Uslu, C. (2022). Keskin Siyasi Kutuplaşma ve Demokratik Siyasete Olumsuz Etkileri. Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 24(2), 556-581.

Türkiyede kutuplaşma

Bu konuda birçok araştırma var; bu alandaki araştırmalar daha çok anket odaklı oluyor. Örneğin V-Dem (Varieties of Democracy-Demokrasinin Çeşitleri) kısaltmasıyla bilinen bir endeks var. Senelerdir dünyadaki demokrasilerdeki farklı göstergeleri takip ediyorlar. Siyasi kutuplaşma da bu göstergelerden birisi ve endeks 0-4 arasında ölçülüyor. 0 farklı siyasi grupların birbirleriyle dostça etkileştiği bir ülkeyse, 4 farklı siyasi grupların birbirleriyle düşmanca etkileştiğini ifade ediyor. Türkiye’nin endeksi 2016’da 3,93 ile en yüksek seviyesine ulaşmış ve halen benzer seviyelerde.

V-dem verisine göre 1920-2024 yılları arasında Türkiye’de siyasi kutuplaşma. Bu endeks, politik farklılıkların sosyal ilişkileri ne derece etkilediğini ölçmeyi amaçlıyor. [2]Veri: V-dem Country Graph – Political polarization (v2cacamps)  0: Karşıt politik kampların destekçileri genellikle dostça etkileşimde bulunur.
1: Karşıt politik kampların destekçileri, dostça etkileşimde bulunma olasılığı düşmanca etkileşimde bulunma olasılığından daha fazladır.
2: Karşıt politik kampların destekçileri, dostça ve düşmanca etkileşimde bulunma olasılıkları açısından eşittir.
3: Karşıt politik kampların destekçileri, dostça etkileşimde bulunmaktan çok düşmanca etkileşimde bulunma eğilimindedir.
4: Karşıt politik kampların destekçileri genellikle düşmanca etkileşimde bulunur.

Yine V-Dem’in başka bir göstergesi, ülkede siyasi konularda ne kadar ayrışma olduğunu ölçüyor. 0, neredeyse tüm siyasi konularda ayrışma olduğunu, 4 ise önemli konularda genel bir uzlaşma olduğunu gösteriyor. Türkiye’de bu göstergede 2016-2022 yılları arasında sürekli 0 ölçülmüş.

Toplumsal kutuplaşma endeksi- 2000-2014 arası V-dem verisi: Bu endeks toplumdaki görüş farklılıklarının ne ölçüde ciddi görüş çatışmalarına ve kutuplaşmaya yol açtığını ve toplumun gelişmesi gereken genel yön konusunda genel bir uzlaşmanın olup olmadığını ölçmeyi amaçlıyor.[3]Veri: V-Dem Country Graph – Polarization of society (v2smpolsoc): 
0: Toplumda neredeyse tüm temel siyasi konularda ciddi görüş ayrılıkları vardır ve bu, büyük görüş çatışmalarına yol açar.
1: Toplumda birçok temel siyasi konuda görüş ayrılıkları vardır ve bu, orta düzeyde görüş çatışmalarına neden olur.
2: Temel siyasi konuların yaklaşık yarısında belirgin görüş ayrılıkları mevcuttur ve bu, bazı görüş çatışmalarına yol açar.
3: Sadece birkaç temel siyasi konuda görüş ayrılıkları vardır ve bu, az sayıda görüş çatışmasına neden olur.
4: Görüş ayrılıkları bulunsa da, temel siyasi konuların yönü konusunda genel bir uzlaşma vardır.

Yani çok ciddi bir kutuplaşmadan, tek bir konuda değil de bütün konularda katmanlaşan, keskinleşen ayrımlardan bahsediyoruz. Bir anlamda siyasi kimliklerimiz ve siyasi partilere olan aidiyetimiz bizim siyasi kısa yolumuza dönüşüyor. Yani siz muhalefeti destekliyorsanız muhalefetin savunduğu bütün pozisyonlar sizin pozisyonlarınız haline geliyor. İktidarı destekliyorsanız da iktidarın bütün siyaseti sizin siyasetiniz haline geliyor.

Burada önemli olan farklı seslerin, eleştirel görüşlerin, merkeze yakın insanların daha görünmez, daha sessiz kaldığı bir ortam oluşması.

V-dem duygusal kutuplaşmayı ölçen bir araştırma yapmamış. Carothers ve  O’Donohue’nun kutuplaşma üzerine yazdıkları ve sekiz ülkeyi takip ettikleri bir kitapları var.[4]Carothers, T., O’Donohue A. (2019) Democracies Divided: The Global Challenge of Political Polarization, Brookings Institution Press, https://www.jstor.org/stable/10.7864/j.ctvbd8j2p Türkiye de bu sekiz ülkeden birisi. Bu araştırmaya göre Türkiye’de 10 kişiden 8’i kızlarının en karşı oldukları siyasi partiden biriyle evlenmesini istemiyor.  %75’i ise karşı siyasi partiyi destekleyen biriyle ticaret yapmak istemiyor. Yani günlük hayatımızda da duygusal bağlar kuracağımız veya profesyonel bağlar kuracağımız alanlarda da siyasetin ciddi bir gölgesinin düştüğünü görüyoruz.

KONDA’nın 2019’da yaptığı kutuplaşma anketi ise şunu gösteriyor: kadınlar erkeklerden, üst düzey gelirliler alt düzey gelirlilerden ve Türkler, Kürtlerden daha çok kutuplaşıyor. Yani orta veya merkeze yakın insanların genel olarak oranlarına baktığımızda, kendini merkezde konumlandıranlar arasında kadınlardan çok erkekler, Türklerden çok Kürtler, üst düzey gelirlilerden çok alt düzey gelirliler var; profesyonel, eğitimli kesimlerden daha çok işçi, esnaf daha çok.[5]Türkiye’de Kutuplaşma (2019) KONDA, https://konda.com.tr/rapor/170/turkiyede-kutuplasma

Farklı siyasi parti seçmenlerinin birbirlerine göre mesafesine bakmak da bir fikir veriyor. Aynı araştırmaya göre AKP seçmeni kendini CHP seçmeninden 10 üzerinden 7,83 uzaklıkta konumlandırırken CHP seçmeni de kendini AKP seçmeninden 7,74 uzaklıkta konumlandırıyor. Her iki parti de HDP’den aynı uzaklıkta. Onlar da aşağı yukarı 7 ile 8 olarak tanımlıyorlar. Yani “ben o insanlarla aynı konuları dert edinmiyorum” diyorlar. Bir anlamda farklı dünyaların insanları olduklarını hissediyorlar.[6]Türkiye’de Kutuplaşma (2019) KONDA, https://konda.com.tr/rapor/170/turkiyede-kutuplasma

Böyle bir durumda demokratik siyaset, toplumsal birliktelik nasıl sağlanır? Eşit vatandaşlık, özgürlükler nasıl tesis edilir?  Bir kısırdöngü söz konusu. İnsanlar kutuplaştıkça birbirlerinden ayrıştıkça artık ortaklaştıkları zeminler küçülüyor ve yok oluyor. Birbirleriyle konuşmaktan bile imtina ediyorlar. Hatta diğerini yaftalamak, hayatından silmek, eğer arkadaşıysa arkadaşlıktan çıkarmak, akrabaysa artık görüşmeyi kesmek gibi şeyler bile oluyor. ABD’de bu çok karşımıza çıkıyor, sanıyorum Türkiye’de de benzer örnekleri bulabiliriz. Sosyal hayatı ciddi olarak etkileyen bir süreçten bahsediyoruz. Bundan çıkmak kolay değil ama bazı çözümler var.

İki çözümden bahsedebiliriz. Birincisi kişiler arası diyalog. Küçük gruplarda, günlük hayatta uygulayabileceğimiz bir yöntem bu. İkincisi de belki sivil toplum, hak savunucuları, siyasi partilerin ve aktörlerin uygulayabileceği bir yöntem, literatürde derin kampanya (deep canvassing) olarak adlandırılıyor.

Çözümün anahtarı: Diyalog

Yapılandırılmış diyaloglar aslında son dönemde ABD’de çok yaygınlaşmaya başladı. Kutuplaşmayla dertlenen, kutuplaşma yüzünden kaygılanan pek çok eğitimci, sivil toplumcu diyalog yöntemini kendi içinde bulundukları kurumlarda ve yerel merkezlerde kullanmaya başladılar.

Üniversite kampüslerinde, özellikle de Filistin-İsrail meselesinden sonra, diyalog mevzusu ön plana çıkmaya başladı. Çünkü sonuçta üniversite de bir topluluk ve burada da beraber yaşamak gerekiyor. İçerideki ciddi çatışmalar, üniversitenin işleyişini de olumsuz olarak etkileyeceği için çözümler üzerine ciddi olarak kafa yoruyoruz. Öğrencilerin dersten bir şeyler öğrenebilmesi, verim alabilmesi için bile diyalog çok işe yarıyor. Burada bireysel veya küçük gruplar arasındaki karşılaşmalar söz konusu ve amaç karşıdakini ikna etmek veya onunla tartışmak değil, sadece paylaşmak. Neyi paylaşmak? Fikirleri paylaşmak, değerleri paylaşmak ama aynı zamanda çok daha önemlisi o fikirlere ve değerlere nasıl ulaştığımızı anlatmak.

Sokak hayvanlarının barınaklara kapanmasını isteyen bir bireyi düşünün. Bu birçoğumuz için istenmeyen bir tutum. Ama diyaloğa girdiğimiz zaman “ne demek istiyorsun işte masum canlıları öldürelim mi, onu mu kastediyorsun” diyerek bir tartışmaya girmek veya savunmaya geçmek yerine “neden böyle düşünüyorsun, nasıl vardın bu tutuma, seni bu noktaya getiren ne oldu, bu kanının altında yatan kişisel tecrüben nedir?” gibi herkesin öykülerini paylaştığı bir ortam yaratmak önemli. Burada yargılamak yok, tamamıyla karşı tarafın kendini anlatması halini kabul etmek, onunla empati kurmak ve bir şekilde o paylaşımı kabul etmek, yargılamadan dinlemek var. Tabii ki soru sormak var, etkileşim var, paylaşımı derinleştirmek var ama soruların iknaya ya da tartışmaya yönelik sorular değil, anlamaya yönelik sorular olması önemli.   Örneğin barınakları savunan birey kendi tecrübesini paylaşacak ve belki bir köpek saldırısı anlatacak, bir travmadan bahsedecek. Diğer tarafta hayvan haklarını savunan birey de kendi kişisel deneyimi üzerinden neden barınaklara karşı olduğunu ve neden bunu bu kadar önemsediğini anlatacak. Bu kişisel hikayelerde anlamadığınız, boşluk olduğunu düşündüğünüz yerleri ikna çabasıyla değil ama anlamaya yönelik bir çabayla sormak önemli.

Bu diyaloglardaki amacın kutuplaşmanın insanları birbirinden ayırmasıyla oluşan düşmanlaştırma ortamından, diğerini sürekli değersiz kılmaktan, “mama lobisi, hayvan düşmanı” gibi yaftalamalardan çıkıp karşımızda konumlanmış kişinin aslında bir insan olduğu, insani bir deneyimden yola çıktığı ve oraya da belli bir yaşanmışlık sonucu geldiğini anlayabilmek olduğunu söyleyebiliriz.

Burada diyalogun amacının fikir birliğine varmak olmadığını da belirtmek gerek. Diyalog kutuplaşmanın panzehiri olarak var ama siyasi bir çözüm değil.  Amaç farklı “taraf”lardaki bireylerin birbirlerini anlama çabasını ortaya çıkarmak. Diyalog, herkesin belli bir yerden geldiğini fark edip karşıdakinin düşman değil, herhangi bir insan olduğunu, onun da kaygıları, korkuları ve umutları olduğunu anlayabilme süreci aslında. Böylece toplumsal bağlar biraz daha güçleniyor, güven biraz daha tesis edilmiş oluyor.  Dezenformasyonun bir nebze de olsa önüne geçebiliyoruz ve “birlikte yaşama arzusu”nu oluşturmayı umuyoruz.

Yapılandırılmış diyaloğun sınırları belli olsa da çok önemli bir ilk adım. Önce birbirimizle konuşmaya, karşımızdakini düşman gibi değil kendimiz gibi bir insan olarak görmeye başlamak gerekli. Ancak belli bir güven tesis ettikten sonra toplumsal meseleleri, ortak meseleleri çözmek söz konusu olabilir.

Yapılandırılmış diyalogu üniversite kampüslerinde, sivil toplumun içinde belki siyasi gruplar içerisinde, mahallelerde, köylerde kurgulamak mümkün. Tabii burada bir kolaylaştırıcı olması ve yapıyı kurması gerekir. Ama gündelik hayatta da karşılığı var. Çarşıda, pazarda, markette, sokaklarda, parklarda, duraklarda, toplu taşımada bize benzemeyenlerden kaçmak, onları görmezden gelmek yerine sohbet etmek, konuşmak, anlama çabasıyla konuşmak, empati kurarak sohbet etmekten bahsediyorum. Hepimiz yapabiliriz bunu.

Siyasi kazanımlar için Derin Kampanya

Diyalogun amacı asla ikna etmek değil dedik. Peki toplumsal bir meselenin çözümü için desteği büyütmek, insanları ikna etmek istiyorsak ne yapacağız? Kutuplaşmış toplumlarda karşındakini ikna etmek çok zor. Karşı kutupla arada yüksek, aşılması zor duvarlar var. Burada çözüm önerisi olarak “derin kampanya” devreye giriyor.

Derin kampanyada amaç klasik siyasi kampanyalar gibi tek taraflı bir bilgi akışı değil, “Bize inanın ve bizi destekleyin” gibi bir çabadan ziyade konuştuğumuz kişilerle özellikle de karşı kampta konumlanmış kişilerle anlamlı iletişim ve bağ kurma çabası diyebiliriz. Bu anlamda diyaloğa benziyor. Örneğin kapı kapı dolaşarak yürütülen siyasi kampanyalara baktığımızda elinizde bir broşür olur. Bu tür kampanyalarda “ben şu partiden geliyorum, seçimlerde ona oy verin ya da referandumda bunu destekleyin” dersiniz, belki bazı istatistikleri söylersiniz, tekrarlanan mesajlar verirsiniz ve o kapı kapanır bir sonraki kapıya geçersiniz. Klasik kampanyalarda tek taraflı bir akış vardır.

Derin kampanyada ise kampanya ekibi hazır bir diyalog metnini takip etmek üzere kapıyı çalar ve seçilmiş bir meselede kişinin fikri sorulur.[7]Derin kampanya metni örnekleri için https://commonslibrary.org/deep-canvassing-scripts-and-examples/, https://web.archive.org/web/20230204015857/https://callhub.io/deep-canvassing-script/ “Bu konuda duruşunuz nedir, tutumunuz nedir?” gibi. Ve sonrasında ortaklaşacak değeri merkeze alan bir soru yöneltilir.  Örneğin “Sizi için adalet ne kadar önemli? Adaleti önemsemenize sebep olan bir olay yaşadınız mı?”. Buna olumlu bir yanıt yoksa farklı bir tecrübeyi adalet duygusuna bağlayacak daha kapsamlı bir soru sorulabilir: “Hayatınızın bir döneminde sizin ya da bir yakınınızın haksızlığa uğradığı oldu mu?” gibi. Yani onun kişisel tecrübesini ortaya çıkaracak, paylaşmasına izin verecek, anlamaya yönelik sorular sorulur. Kampanyayı yürüten kişi anlatılanları dinler ve anlamadığı yerler olursa karşı taraf biraz daha detaylandırsın diye takip soruları sorar. Sonra da kendi öyküsünü paylaşır. Yani burada kampanya ekibi de robot gibi bir şeyi dağıtan veya aynı şeyleri tekrar eden bir rol üstlenmez. Her iki taraf da insan olarak orada bulunur. “Kampanyasını yürüttüğü mesele neden onun için o kadar önemli?” yine bir kişisel öyküden ve hikâyeden yola çıkarak anlatır. Kendi ailesinde bir sorun olabilir, bir arkadaşına veya kendisine yapılmış bir haksızlık olabilir. “Bunu şu nedenle çok önemsiyorum ve o yüzden bu kampanyayı yürütüyorum” şeklinde, karşılıklı ve insani bir zeminde bir bağ kurmaya çalışır. Sonunda ortak bir zemin yakaladığında “sizce bu mesele nasıl çözülebilir” diye çözüme doğru bir yol, bir hat açmaya çalışır. Bir çözümü dayatmaktan ziyade o sohbet içerisinde ortaya çıkan dertlerden yola çıkarak ortak bir çözüme gidişten söz ediyoruz. Sonunda “Önümüzde şöyle fırsatlar var, bu kampanyaya siz de destek vermek ister misiniz? Bu siyasi parti bu konuyu çok önemsiyor, onu desteklemek ister misiniz? Bir imza kampanyamız var, katılır mısınız?” gibi çözüme götürebilecek alanları açarak karşısındakini de buna davet eder.

Burada tabii ki uzun soluklu ciddi yatırım yaptığımız bir kampanyadan bahsediyoruz ki adı da bu nedenle “derin kampanya”.

Derin kampanyanin etkisi üzerine yapılan çalışmalar ve araştırmalar bu yöntemin alternatiflerine göre oldukça etkili olduğunu gösteriyor. Diğer bütün kampanya yöntemlerine göre, yani televizyon reklamları olsun, radyo reklamları olsun, gazete reklamları olsun veya kapı kapı gezme, broşür dağıtma veya bir istatistik sunma gibi tipik kampanyalar olsun, onlara göre derin kampanya çok daha etkili.  Kalla vs Broockman’ın 2020’de yayınlanan araştırması göçmen hakları üzerine Amerika’da yapılmış.[8]Kalla, J. L., & Broockman, D. E. (2020). Reducing exclusionary attitudes through interpersonal conversation: Evidence from three field experiments. American Political Science Review, 114(2), 410-425. Klasik yöntemlere göre derin kampanya kişilerin tutumunda yüzde 8’lik bir fark yaratmış.[9]Deep Canvass Institute (2019) Immigration and Healthcare in rural communities, https://deepcanvass.org/case-studies/  Bu oran başa baş seçimlerde çok önemli olabilir. Yine Kalla ve Brookman’nın 2022’de yaptıkları bir araştırma derin kampanyanın duygusal kutuplaşmayı tersine döndürdüğünü kanıtlıyor (ABD’de 10 yıl önceki seviyeye gerilettiğini saptamışlar).[10]Kalla, J. L., & Broockman, D. E. (2022). Voter Outreach Campaigns Can Reduce Affective Polarization among Implementing Political Activists: Evidence from Inside, Cambridge University Press.

Çok önemsediğim bir başka konu, derin kampanyanın etkisinin çok daha uzun sürmesi. Araştırmacılar, derin kampanyayla konuşulan kişilere aylar sonra tekrar döndüklerinde, o konudaki yeni tutumlarının sürdüğünü görüyorlar. Televizyon reklamlarında veya kapı kapı dolaşarak yapılan klasik kampanyada bu etkiyi görmüyoruz, burada kişi mevzuyu örneğin bir hafta içinde unutuyor ve eski tutumuna geri dönüyor. Ama derin kampanyadaki bağlar dönüştürücü bir rol oynadığı için bu bağların en az üç ay sürdüğünü biliyoruz. Hatta bu tür kampanyaların çok farklı alanlar açtığı, kişinin aktivizmini tetiklediği, bir gruba dahil olmaya teşvik ettiği, tutumu kalıcı olacak dönüştürdüğü örnekler var.

Kısacası derin kampanya çok etkili bir yöntem olarak karşımıza çıkıyor. Elbette maliyet olarak zaman ve insan kaynağı açısından belli bir yatırım gerektiriyor. Derin kampanyayı yapabilmek için yeni beceriler kazanmak gerektiğinden kişilerin eğitilmesi gerekli. Derin konuşmaların nasıl yapılacağı, diyalogların nasıl şekilleneceği, hangi soruların nasıl sorulacağı, belli konuşma senaryolarının hazırlanması vs. emek istiyor. Fakat etkisi daha yüksek olduğu ve uzun sürdüğü için uzun dönemde diğer seçeneklere göre maliyeti çok daha düşük. Güzel olan yurtdışında söz konusu eğitimlerin sürekli ve bedava veriliyor olması.[11]Deep Canvass Institute, 26 Ağustos 2025’te bilgilendirme toplantisi; 9, 10, 11 Eylül’de ise üç günlük bir derin kampanya eğitimi düzenleniyor, https://deepcanvass.org/ Ben diyalog eğitimi aldım, derin kampanyanın da eğitimlerine girdim fakat siyasi bir alanda uygulamadım. Kendi saha çalışmalarımda diyalog tekniklerini kullanıyorum ve bir araştırmacı olarak, siyaset bilimci olarak katılımcılarla olan iletişimimin kalitesinin fazlasıyla arttığını rahatlıkla söyleyebilirim.

Bu yöntemleri nasıl yaygınlaştırabileceğimizi düşünmek hem demokratik siyasetin geleceği hem de toplumun geleceği için son derece önemli.

Şebnem Gümüşçü (Middlebury College, Siyaset Bilimi öğretim üyesi)

Notlar/Kaynaklar

Notlar/Kaynaklar
1 Uslu, C. (2022). Keskin Siyasi Kutuplaşma ve Demokratik Siyasete Olumsuz Etkileri. Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 24(2), 556-581.
2 Veri: V-dem Country Graph – Political polarization (v2cacamps)  0: Karşıt politik kampların destekçileri genellikle dostça etkileşimde bulunur.
1: Karşıt politik kampların destekçileri, dostça etkileşimde bulunma olasılığı düşmanca etkileşimde bulunma olasılığından daha fazladır.
2: Karşıt politik kampların destekçileri, dostça ve düşmanca etkileşimde bulunma olasılıkları açısından eşittir.
3: Karşıt politik kampların destekçileri, dostça etkileşimde bulunmaktan çok düşmanca etkileşimde bulunma eğilimindedir.
4: Karşıt politik kampların destekçileri genellikle düşmanca etkileşimde bulunur.
3 Veri: V-Dem Country Graph – Polarization of society (v2smpolsoc): 
0: Toplumda neredeyse tüm temel siyasi konularda ciddi görüş ayrılıkları vardır ve bu, büyük görüş çatışmalarına yol açar.
1: Toplumda birçok temel siyasi konuda görüş ayrılıkları vardır ve bu, orta düzeyde görüş çatışmalarına neden olur.
2: Temel siyasi konuların yaklaşık yarısında belirgin görüş ayrılıkları mevcuttur ve bu, bazı görüş çatışmalarına yol açar.
3: Sadece birkaç temel siyasi konuda görüş ayrılıkları vardır ve bu, az sayıda görüş çatışmasına neden olur.
4: Görüş ayrılıkları bulunsa da, temel siyasi konuların yönü konusunda genel bir uzlaşma vardır.
4 Carothers, T., O’Donohue A. (2019) Democracies Divided: The Global Challenge of Political Polarization, Brookings Institution Press, https://www.jstor.org/stable/10.7864/j.ctvbd8j2p
5, 6 Türkiye’de Kutuplaşma (2019) KONDA, https://konda.com.tr/rapor/170/turkiyede-kutuplasma
7 Derin kampanya metni örnekleri için https://commonslibrary.org/deep-canvassing-scripts-and-examples/, https://web.archive.org/web/20230204015857/https://callhub.io/deep-canvassing-script/
8 Kalla, J. L., & Broockman, D. E. (2020). Reducing exclusionary attitudes through interpersonal conversation: Evidence from three field experiments. American Political Science Review, 114(2), 410-425.
9 Deep Canvass Institute (2019) Immigration and Healthcare in rural communities, https://deepcanvass.org/case-studies/
10 Kalla, J. L., & Broockman, D. E. (2022). Voter Outreach Campaigns Can Reduce Affective Polarization among Implementing Political Activists: Evidence from Inside, Cambridge University Press.
11 Deep Canvass Institute, 26 Ağustos 2025’te bilgilendirme toplantisi; 9, 10, 11 Eylül’de ise üç günlük bir derin kampanya eğitimi düzenleniyor, https://deepcanvass.org/