Bir kent depreme nasıl hazırlanır? – Naci Görür

Son yıllarda özellikle İstanbul’da deprem beklentisi öne sürülerek “Kentsel Dönüşüm” çalışmaları yapılıyor. Maalesef, bu çalışma deprem odaklı olmak yerine rantsal odaklı bir görünüm veriyor.

Her şeyden önce, deprem odaklı kentsel dönüşümün bir müteahhitlik projesi olmadığını ve sadece yapı stokunu güçlendirmekle bir kentin depreme hazırlanamayacağını çok iyi bilmek gerekir. Bir kenti depreme hazırlarken o kentin tüm bileşenlerini deprem güvenli hale getirmek gerekir. Kentin ana bileşenleri şunlardır: altyapı, yapı stoku, çevre, toplum, yönetim ve ekonomi.

Görüldüğü gibi, sadece yapı stokunu ele alıp diğer bileşenleri göz ardı ederseniz o kenti deprem güvenli hale getiremezsiniz. Deprem güvenli şehirler yaratmak ancak aşağıda kısaca açıklanacak olan tüm bileşenlere bütüncül bir anlayışla yaklaşmakla olur.

Yapı stokunu yenilemek yetmez

Altyapısal ögeler kentin can damarlarıdır. Yollar, viyadükler, köprüler, içme suyu şebekesi, doğal gaz şebekesi, elektrik şebekesi, iletişim şebekesi kanalizasyon, arıtma, barajlar, vb. belli başlı alt yapı örnekleridir. Bu yapılar depremde en fazla zarar görebilecek unsurlardır. Tahrip olmaları halinde depremin zarar etkisini daha da artırırlar. O nedenle deprem güvenli olduklarından emin olmak, değillerse yenilemek veya güçlendirmek gerekir.

Yapı stoku deprem açısından öncelikle önem verilmesi gereken bir bileşendir.  Deprem kentindeki binalar, daha doğrusu yerleşim alanları, depremi ön plana alarak planlanmalı ve uygulanmalıdır. Bina tasarımları, boyutları, mimari özellikleri, yapı malzemeleri, temel ve yapım şekilleri depremin yıkım gücüne karşı koyabilecek şekilde olmalıdır. Yüksek ve lüks yapılardan ve aşırı bina yoğunluğundan kaçınılmalıdır. Depreme hazırlık için hem vaktimiz hem mali gücümüz sınırlı. Lüks inşaatlar yerine daha ekonomik binaları çok miktarda ve hızlı yapabiliriz.  İstanbul’da yüksek binaların nasıl denetlenmesi gerektiği önemli bir sorun. İstanbul İnşaat Mühendisleri Odası’na göre henüz daha yapılan gökdelenlerin belli bir yönetmeliği de yok.

Deprem aynı zamanda en büyük çevre felaketidir. Depremden sonra ortaya çıkacak olan milyonlarca ton yıkılmış bina molozlarının bertaraf edilmesi sırasında oluşacak çevre kirliliği en az depremin vermiş olduğu zarar kadar önemlidir. Molozların dışında sanayi tarafından kullanılan parlayıcı, patlayıcı ve toksik malzemelerin de ortaya saçılabileceğini unutmamak gerekir. Bu kirleticiler tarafından kirlenen havanın, suyun ve toprağın besin zinciri vasıtasıyla canlılara verebileceği zararı tahmin etmek güç değildir.

Deprem kentinde yaşayan toplum, kentin bu özelliğinin farkında olmalı ve yaşamlarını buna göre düzenlemelidir. Deprem öncesinde, sırasında ve sonrasında neler yapmaları gerektiğini çok iyi bilmeli, evlerini deprem güvenli döşemeli ve bir aile afet planına sahip olmalıdırlar. Ev ve iş yerlerinde deprem ile ilgili basit tatbikatlar yapılmalı ve belirli aralıklarla eğitimler verilmelidir.

Yönetim bir bakıma kentin beyni durumundadır. Deprem tehlikesinin nereden ve nasıl geleceğini, hangi büyüklükte olacağını, semtleri hangi şiddette etkileyeceğini ve buna bağlı olarak riskin nasıl dağılacağını araştıran, bilen ve önlem alan kurum veya kurumlardır (Valilik ve Belediye). Bu kurumların yöneticilerinin afet ve risk yönetimini çok iyi bilmeleri ve bu konularda eğitilmiş olmaları gerekir. Ancak o zaman riski azaltma konusunda gerekli yapılanmayı başarabilir, bu yapılar arasındaki organizasyonu yapar ve etkin uygulama içerisine girebilirler.

Büyük boyuttaki bir yıkım nedeniyle oluşabilecek can ve mal kaybı ve akabindeki toparlanma süreci kent ekonomisine çok büyük bir darbe vurabilir. İş yerleri yıkılır, işle ilgili ekip, ekipman, araç ve gereç telef olur, iş kaybı gerçekleşir. Ekonomik kayıplar ve onun sonuçları zaten moral bozukluğu içerisindeki toplumu daha da fazla sıkıntıya sokar.

Naci Görür (Bilim Akademisi Üyesi)

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here