Site icon Sarkaç

2025 Nobel Ekonomi Ödülü 2: Teknolojik buluşların arka planı ve büyüme

Phillppe Aghion fotoğrafı (Patrick Imbert, College de France), Peter Howitt fotoğrafı (Ashley McCabe, Brown University), Yaratıcı yıkım görseli (nobelprize.org)

2025 yılı Ekonomi Nobel Ödüllerine, büyüme üzerine çalışan Joel Mokyr, Philippe Aghion ve Peter Howitt layık görüldü. Ödül sahiplerinin katkılarına geçmeden önce büyüme üzerine üç konuyu öne çıkarmak gerekiyor. Öncelikle, büyümeyi sadece iktisadi büyüme, gayrisafi hasıladaki artış olarak değil, refah artışı olarak; sağlıkta, eğitimde, daha kaliteli üretim ve tüketimde artış olarak düşünmek gerekliliği. İkinci olarak, bugün her ne kadar sıradanmış gibi gözükse de, sürdürülebilir büyümenin aslında insanlık tarihinde oldukça yeni, Sanayi Devrimi sonrası başlayan ve sadece iki yüzyıllık bir süreç olduğu. Son olarak ise, her ne kadar son iki yüzyılda dünyada refah artışı çok yüksek olsa da, büyüme ve refah artışının her bölgede/ülkede aynı oranda gerçekleşmemiş olması.

Ödül sahiplerinin çalışmaları, neden daha öncesinde böylesine bir sürecin yaşanmadığı ve neden her yerde ve her zaman aynı biçimde gelişmediği hakkında önemli ipuçları taşıyor. Her ne kadar bu yılın ekonomi ödülü sahiplerinin çalışmaları farklı konular gibi gözükse de, bir önceki yılın Nobel Ödül sahiplerinin çalışmaları ile oldukça yakından ilişkili.[1]2024 yılı Nobel Ekonomi Ödülleri Daron Acemoğlu, Simon Johnson ve James Robinson’a, kurumların inşası ve kurumların ülkeler arası büyüme/refah farklarını ne yönde etkiledikleri üzerine yaptıkları katkıdan dolayı verilmişti. Nobele konu olan çalışmaları hakkında daha fazla bilgiye bu videodan ulaşabilirsiniz.

Joel Mokyr bir iktisat tarihçisi ve çalışmaları bize tarihsel süreçte bilimsel buluşların doğasını ve bunların nasıl uygulamaya geçirildikleri, dolayısıyla büyümeye olan katkılarını anlatıyor. Mokyr hakkında, Şevket Pamuk’un yazısından daha çok bilgi edinebilirsiniz.[2]Pamuk, Ş. (2025) 2025 Nobel Ekonomi Ödülü 1: Sürdürülebilir büyümenin ön koşulları, https://sarkac.org/2025/10/2025-nobel-ekonomi-odulu-1-surdurulebilir-buyumenin-onkosullari/ Ben ise daha günümüze yakın veriler ve olgulara dayanarak, matematiksel modellerle büyümeyi açıklamaya çalışan Aghion ve Howitt’ten biraz bahsetmek istiyorum.

Sanırım, Aghion ve Howitt’in Nobel’e giden seyahatinin başlangıcı olarak 1992 makalelerini alabiliriz.[3]Aghion, P., & Howitt, P. (1992). A Model of Growth Through Creative Destruction. Econometrica, 60(2), 323. https://doi.org/10.2307/2951599 Büyüme modellerinin temeli 1956 yılında Robert Solow tarafından atılmış, ancak çeşitli ülkelerin verileri ancak 1960’lardan sonra düzenli olarak toplanmaya başlanmıştı. Yeterli verinin oluşmaya başladığı 1980’li yıllarda Solow’un neoklasik büyüme modeli sınanmaya başlandı ve sonuçlar gerçekliğin her zaman model ile uyuşmadığını gösteriyordu. Bu modelin temel varsayımı, büyümenin en önemli kaynağı olan teknolojik gelişmenin dışsal, gökten bahşedilmiş, olarak ele alınmasıydı. O zaman, neden bazı ülkelerde gelişme daha hızlı oluyor sorusu ortaya çıkıyordu ve buna yanıt olarak içsel büyüme modelleri geliştirilmeye başlandı. Bu modeller büyümenin, dolayısıyla da teknolojik gelişmenin arkasındaki bilgi (knowledge) birikiminin ekonominin iç dinamiklerinden kaynaklandığını öne sürüyorlardı.

Aghion ve Howitt’in çalışması bu ortamda yeni bilginin nasıl üretildiğini matematiksel bir model ile açıklıyordu, ve bunu ilk defa 1942 yılında Schumpeter tarafından ortaya atılan “yaratıcı yıkım” kavramı çerçevesinden yapıyordu. Daha sonraki çalışmalarında konuyu daha ayrıntılı olarak da ele aldılar ve teknolojik gelişmeyi genel denge içerisine oturttular.

İktisat kuramında tek bir piyasayı incelemek görece daha kolaydır. Ancak piyasalar arası etkileşim, bir piyasadaki değişimin diğer piyasaları etkilemesi ve buradan geri dönüşlerin olması, tüm piyasaların aynı anda dengeye ulaştığı, daha karmaşık ancak bütüncül, genel denge modellerini gerektirir.

Teknolojik gelişmenin arka planı

Konuya aşina olmayanlar için yaratıcı yıkım tamlaması tezatlık içeriyor gibi gözükebilir. Gelişme, yeni bir buluşla, yaratıcılıkla ortaya çıkarken, aynı zamanda daha önce var olan teknolojileri gereksiz hâle getirir, boşa çıkarır. Yeni teknolojiyi kullanan şirketler büyümeye başlarken, eski teknolojiyle çalışanlar yıkılmaya, kapanmaya başlar.

Bu basit tanımlama, sürecin arkasındaki özünde çok daha karmaşık olan yapıyı saklıyor. Yeni bir buluş (innovation)[4]Bilgi ve yaratım üzerine derin felsefi bir tartışmaya girmeyip, “innovation” karşılığı “buluş” kelimesini, çok sahiplenmeyerek de olsa, kullanmayı tercih ettim. Sadece Mokyr’in “işe yarar bilgi” (useful knowledge), “önermesel bilgi” (propositional knowledge) ve “reçete bilgi” (prescriptive knowledge) tanımları bile daha derin bir tartışma gerektiğine işaret ediyor. için çok büyük araştırma-geliştirme (Ar-Ge) yatırımları gerekiyor. Bu yatırımları yapabilmek için şirketlerin Ar-Ge’den önemli kazanımları olması gerekiyor. O nedenle de her yeni buluşu patent ve lisanslarla korumaya alarak, buluşun tekeline sahip olmaya çalışıyorlar. Aynı zamanda, bir Ar-Ge yatırımının karşılığını alabilmesi, daha üstün bir teknolojinin ortaya çıkması için gereken sürenin de uzun olmasını gerektiriyor.

Tekelleşme, her ne kadar yeni buluşun başkaları tarafından kullanımını engellese de farklı şirketlerin yeni buluşlar yapması için aslında teşvik de oluşturuyor. Yeni teknoloji üretme, Ar-Ge yarışı, hızlanarak devam ediyor. Bu durumda, her şirket, ne kadar Ar-Ge yatırımı yapacağını, ortaya çıkacak yeni üründen kendi yaratıcılıklarını boşa çıkaracak bir sonraki yeni buluşa kadar geçen sürede elde edilecek kâra göre belirlemek durumunda kalıyor. Öte yandan büyük Ar-Ge yatırımları, üretim, tasarruflar, faiz oranları ve finansal piyasalara da bağlı olduğundan, tüm piyasaları ele alan daha makroekonomik bir çerçeveyi de hesaba katmayı gerektiriyor. Aghion ve Howitt’in çalışmaları da bu genel dengenin, devlet müdahalesi olmadığı koşullarda, nasıl en optimal şekilde ortaya çıkacağının belirlenmesi üzerine.

Genel denge yaklaşımı kaçınılmaz olarak toplumsal refahı da göz önüne almak zorunda. O zaman da birbirine ters iki ayrı dinamiğin çalışmaya başladığını görüyoruz. Yukarıda anlatılan süreç içerisinde bir buluş, onun sahibi olan şirkete önemli kazanımlar sağlıyor. Kazanılan tekel hakkı, kârların toplumsal refahın aleyhine çok yüksek olmasına yol açıyor. Şirketler bu kazançlar için acımasız bir rekabete girişirken, aşırı Ar-Ge yatırımları, hızlı teknolojik dönüşüm tüm dengeleri bozuyor ve toplumsal refahta azalmaya neden olabiliyor. Bununla beraber her buluş, bir sonraki için gerekli koşul. Dolayısıyla, eskimiş de olsa her buluş toplum açısından, onu boşa çıkaran yeni buluş kadar önemlidir (Solow’un neo-klasik modeli olmasaydı, Aghion ve Howitt’in çalışmaları olabilir miydi?). Bu da, bilgi birikiminin ve toplumsal refahın artması için Ar-Ge harcamalarının kamu tarafından desteklenmesi gerektiği anlamına da geliyor.

Hangi etkinin ne kadar önemli olduğu ise, piyasaların ve o piyasaların içinde oldukları genel ekonomilerin yapısına ve zamana bağlı olarak değişiklik göstermekte. Aghion ve Howitt’in çalışmaları, ne zaman, hangi koşullarda ve ne şekilde Ar-Ge yatırımlarının desteklenmesi gerektiği konusunda bize önemli ipuçları sunuyor.

Bu noktada, Mokyr’in tarihsel perspektifi büyük önem taşıyor. Bize bilginin doğası ve gelişimi hakkında yol gösterirken, Aghion ve Howitt’in önermeleri için de ne tür “bilginin” desteklenmesi gerektiği konusunda da yol gösteriyor. Nobel ödülü için bu ekibin seçilmiş olması, birbirlerinin çalışmalarını ne kadar desteklediklerine de işaret ediyor. Bir de bunun üzerine, piyasalar ve ekonomileri derinden etkileyen kurumsal yapıları düşünürsek, son iki yılın Nobel Ödülleri gizli bir mesaj veriyor gibi.

Toplumsal refahı gözeten dengeleyici yapılar tasarlanmalı

Günümüzdeki teknolojik gelişmeler, son iki yüzyıllık büyümenin ve refah artışının hızlanarak artacağı gibi bir izlenim uyandırıyor. Çok karamsar olmadan, bunun bir kesinlik taşımadığına işaret etmemiz lazım. Gerek Mokyr’in gerekse Aghion ve Howitt’in çalışmaları çok daha dikkatli olmamız gerektiğini söylüyor. Yaratıcılığın yıkımı da beraberinde getirdiği ve eğer doğru yönetilmezse, toplumsal refahı da tehlikeye sokabileceğini düşünmemiz gerekiyor. Kurumsal yapıların önemi de burada devreye giriyor.

Yaratıcılığı destekleyecek akademik özgürlüklerin ve daha genel anlamda ifade özgürlüğünün üzerine titrememiz gerektiği aşikâr. Yaratıcılığı hızlandırmak için toplumun her kesiminin eşit imkânlara sahip olması gerektiğini de vurgulamalıyız. Bir yandan az sayıda şirketin tekelleşme ile yaratıcılığın önüne geçmesinin engellenmesi, öte yandan da buluşların artmasını sağlamak için şirketlerin bundan kazanımları olacağına ikna olması gerekiyor. Aghion ve Howitt’in çalışmaları, bize yaratıcı yıkımın birbirine ters iki farklı etkisini dengeleyecek yapıları tasarlamak ve hayata geçirmek konusunu çok daha ayrıntılı düşünmemiz ve tartışmamız gerektiğini gösteriyor.

Alpay Filiztekin
Sabancı Üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi
 

Notlar/Kaynaklar[+]

Notlar/Kaynaklar
1 2024 yılı Nobel Ekonomi Ödülleri Daron Acemoğlu, Simon Johnson ve James Robinson’a, kurumların inşası ve kurumların ülkeler arası büyüme/refah farklarını ne yönde etkiledikleri üzerine yaptıkları katkıdan dolayı verilmişti. Nobele konu olan çalışmaları hakkında daha fazla bilgiye bu videodan ulaşabilirsiniz.
2 Pamuk, Ş. (2025) 2025 Nobel Ekonomi Ödülü 1: Sürdürülebilir büyümenin ön koşulları, https://sarkac.org/2025/10/2025-nobel-ekonomi-odulu-1-surdurulebilir-buyumenin-onkosullari/
3 Aghion, P., & Howitt, P. (1992). A Model of Growth Through Creative Destruction. Econometrica, 60(2), 323. https://doi.org/10.2307/2951599
4 Bilgi ve yaratım üzerine derin felsefi bir tartışmaya girmeyip, “innovation” karşılığı “buluş” kelimesini, çok sahiplenmeyerek de olsa, kullanmayı tercih ettim. Sadece Mokyr’in “işe yarar bilgi” (useful knowledge), “önermesel bilgi” (propositional knowledge) ve “reçete bilgi” (prescriptive knowledge) tanımları bile daha derin bir tartışma gerektiğine işaret ediyor.
Exit mobile version