Her yıl ekim ayında Nobel ödülleri açıklanmadan önce aynı merak yeniden ortaya çıkıyor: Bu yıl kim kazanacak? Hangi keşif ödüllendirilecek? Bilim dünyasında önemli katkılarda bulunmuş hangi araştırmacılar sonunda hak ettikleri tanınmaya kavuşacak? Bu sorulara yanıt arayanlar arasında bilim insanları, gazeteciler ve araştırma kuruluşları var. Hatta bazı kurumlar Nobel kazanabilecek araştırmacıları belirlemek için bilimsel yayınlara yapılan atıfları sistematik olarak inceliyor. Temel varsayım şu: Bir araştırmacının çalışmaları bilim dünyasında ne kadar çok kullanılıyor ve kaynak gösteriliyorsa, Nobel kazanma olasılığı da o kadar yüksek olabilir. Peki bilimsel etkiyi ölçmek bize geleceğin Nobel kazananları hakkında ne söyleyebilir, ne söyleyemez?
Yarım asırlık bir çaba
Bilimsel atıflarla Nobel ödülleri arasındaki ilişkiyi araştırma düşüncesi yeni değil. Bilimsel atıf dizinlerinin geliştirilmesinde öncü rol oynayan Eugene Garfield, atıfların bilim dünyasındaki saygınlık ve tanınmayla ilişkisini uzun yıllar araştırdı. Garfield ve Welljams-Dorof’un 1992’de yayımladığı çalışma,[1]Garfield, E., Welljams-Dorof, A. (1992). Of Nobel class: A citation perspective on high impact research authors. Theoretical Medicine, 13, 117-135. yüksek atıf alan araştırmacılarla Nobel kazananlar arasında önemli bir örtüşme bulunduğunu gösteriyordu. Bu ilişki ilk bakışta şaşırtıcı değildi. Bilim tarihinde iz bırakan bir araştırmanın, sonraki çalışmalar tarafından sıklıkla kaynak gösterilmesi beklenebilirdi. Ancak bu gözlemden hareketle gelecekte kimin Nobel kazanacağını belirlemek çok daha karmaşık bir problem.
2011’de The Scholarly Kitchen’da yayımlanan bir yazıda Kent Anderson bu soruna dikkat çekiyordu.[2]Anderson, K. (2011). What’s the significance of citations? Predicting the Nobel Prize. The Scholarly Kitchen. O dönemde Thomson Reuters, atıf verilerini kullanarak geleceğin Nobel kazananlarını belirlemeye çalışıyordu. Anderson, yüksek atıf almanın Nobel kazanabilecek araştırmacılar arasında bulunmaya işaret edebileceğini, fakat bu geniş grubun içinden kazananları seçmenin oldukça zor olduğunu vurguluyordu.
Harriet Zuckerman’ın 1977’de gündeme getirdiği uncrowned laureates, yani Nobel kazanabilecek düzeyde bilimsel katkı sunmuş ancak ödüllendirilmemiş araştırmacıların varlığı bu sorunu anlamak için önemli bir kavramdı. Bilim dünyasında Nobel düzeyinde katkı sunmuş araştırmacıların sayısı, dağıtılabilecek ödüllerin çok üzerindeydi.[3]Zuckerman, H. (1977). Scientific Elite and Nobel Prizes. New York : Free Press ; London : Collier Macmillan [4]Zuckerman, H. (2021). Scientific Elite and Nobel Prizes. The Blackwell Encyclopedia of Sociology içinde (ss. 1-6). Üstelik bilim tarihinde son derece önemli kabul edilen bazı araştırmacılar da Nobel kazanamayabiliyordu. Çünkü Nobel ödülleri bilimsel katkıların öneminin yanı sıra bu katkıların kimlere atfedildiği, hangi dönemde tanındığı ve nasıl değerlendirildiğiyle de ilişkiliydi.
Nobel ödülleri ve atıflar arasındaki ilişkinin zaman içinde nasıl değiştiğini inceleyen önemli araştırmalardan biri Yves Gingras ve Matthew Wallace tarafından 2010’da yayımlandı.[5]Gingras, Y., Wallace, M. L. (2010). Why it has become more difficult to predict Nobel Prize winners: A bibliometric analysis of nominees and winners of the chemistry and physics prizes (1901-2007). Scientometrics, 82, 401-412. Araştırmacılar, 1901-2007 yılları arasındaki fizik ve kimya Nobel ödüllerini inceleyerek kazananların atıf performansları ve bilimsel ağlardaki konumlarıyla ödüllendirilme süreçleri arasındaki ilişkiyi araştırdı. Çalışma, atıf verilerinin Nobel kazananları öngörme gücünün tarihsel olarak azaldığını gösteriyordu.
Bunun nedenleri arasında bilimsel toplulukların büyümesi, araştırma alanlarının giderek daha fazla uzmanlaşması ve bilimsel disiplinler içinde hangi konuların ödüllendirilmeye değer görüldüğünü etkileyen hiyerarşiler bulunuyordu. Bilimsel üretimin genişlemesiyle birlikte olağanüstü atıf performansına sahip araştırmacıların sayısı artarken Nobel ödüllerinin sayısı sınırlı kalıyordu. Böylece atıfların ortaya çıkardığı aday havuzu genişliyor, bu havuzun içinden geleceğin ödül sahiplerini belirlemek zorlaşıyordu.
Atıflar neyi ölçer?
Bilimsel bir makale farklı nedenlerle atıf alabilir. Yeni bir kuram ortaya koyduğu, önemli bir keşfi duyurduğu, yaygın kullanılan bir yöntem geliştirdiği veya araştırmacıların sürekli başvurduğu bir veri kaynağı sunduğu için bilimsel literatürde görünür olabilir. Bunun çarpıcı örneklerinden biri Oliver Lowry ve arkadaşlarının 1951’de yayımladığı protein ölçüm yöntemi.[6]Lowry, O. et al. (1951). Protein measurement with the folin phenol reagent. Journal of Biological Chemistry, 193(1), 265-275. Nature dergisinin 2025’te yayımladığı bir incelemeye göre bu çalışma, 350 binden fazla atıfla bilim tarihinin en çok atıf alan makalesi.[7]Van Noorden, R. (2025). These are the most-cited research papers of all time. Nature, 640, 591. Geliştirilen yöntem, onlarca yıl boyunca sayısız araştırmada kullanıldı. Ancak Lowry bu çalışmasıyla Nobel ödülü kazanmadı. Bu örnek atıf sayılarının bilimsel çalışmaların ne kadar yaygın kullanıldığına ilişkin önemli bilgiler sunduğunu, ancak Nobel ile ödüllendirilmenin doğrudan bir göstergesi olmadığını ortaya koyuyor.
Atıflar, bilimsel bilginin sonraki araştırmalarla kurduğu ilişkilerin izlerini taşır. Ancak yüksek atıf sayısı, atıf yapılan çalışmanın hangi amaçla kullanıldığını veya bilimsel bilgiye yaptığı katkının niteliğini tek başına açıklamaz. Bazı çalışmalar bir araştırma alanının temel referansı haline gelirken bazıları daha sınırlı topluluklar içinde dönüştürücü bir rol oynayabilir. Ayrıca bilimsel alanların yayın ve atıf verme alışkanlıkları birbirinden farklıdır. Bu nedenle aynı sayıda atıf, farklı araştırma alanlarında farklı anlamlar taşıyabilir.
Önemli keşifler hemen fark edilir mi?
Bilimsel keşiflerin önemi her zaman gerçekleştirildikleri dönemde yeterince anlaşılmaz. Bazen de yeni bir bulgunun doğrulanması, farklı araştırmacılar tarafından yeniden üretilmesi, başka alanlarda kullanılması ve bilimsel düşünce üzerindeki etkisinin belirginleşmesi yıllar alabilir; keşfin önemi, onun üzerine inşa edilen yeni araştırmalar sayesinde anlaşılır. Bu nedenle bilimsel katkının ortaya çıktığı tarih ile geniş ölçekte tanındığı tarih arasında önemli bir fark bulunabilir. Nobel ödülleri bu farkı gözlemlemek için ilginç bir örnek sunuyor.
2026’da Scientometrics dergisinde yayımlanan bir araştırma, bu zaman farkının tarihsel olarak nasıl değiştiğini inceliyor.[8]Wei, N., Li, Z., Gao, Q. et al. (2026). Unpacking time lags in Nobel Prize awards: A global and disciplinary perspective. Scientometrics, 131, 1655-1676. Araştırmacılar, 1901-2024 döneminde fizik, kimya, tıp ve ekonomi alanlarında Nobel kazananların ödüllendirildikleri yıllarla temel bilimsel katkılarını gerçekleştirdikleri yıllar arasındaki süreyi karşılaştırmış. Bulgular, keşif ile ödül arasındaki sürenin yıllar içinde uzadığını gösteriyor. Bu artış özellikle fizikte belirginleşirken ekonomi alanında daha sınırlı kalmış.
Örneğin kuramsal öngörülerin Nobel alması için deney veya gözlemle kanıtlanması gerekir. Bunun en bilinen örneklerinden biri Peter Higgs’in çalışmaları.[9]Higgs, P. W. (1964). Broken symmetries and the masses of gauge bosons. Physical Review Letters, 13(16), 508-509. Higgs, 1964’te parçacıkların nasıl kütle kazandığını açıklayan kuramsal çalışmalarını yayımladı. Kuramın öngördüğü Higgs bozonu ise ancak 2012’de CERN’de gerçekleştirilen deneylerle gözlemlenebildi. Higgs, 2013’te François Englert ile birlikte Nobel Fizik ödülünü kazandı. Böylece kuramsal çalışmanın ortaya konması ile Nobel tarafından tanınması arasında yaklaşık yarım yüzyıl geçmiş oldu.
Çağdaş bilimin giderek daha karmaşık araştırma problemlerine, uzmanlaşmış bilgi alanlarına ve büyük araştırma altyapılarına dayanması bu gecikmenin nedenleri arasında yer alıyor. Bir bulgunun dönüştürücü öneminin anlaşılması için başka araştırmalarda sınanması, sonuçlarının doğrulanması ve daha geniş bilimsel topluluklar tarafından benimsenmesi gerekebilir. Özellikle temel bilimlerde, bir keşfin ne kadar önemli olduğunun anlaşılması uzun süreli araştırma birikimi gerektirebilir, kalıcı öneminden emin olmak için daha fazla kanıta ihtiyaç duyulabilir ve bu da ödüllendirilmesini geciktirebilir.
Bu gecikme atıf temelli tahminleri iki yönden etkiliyor: Atıfların birikmesine zaman tanıdığı için kimin aday olduğunu görmeyi kolaylaştırıyor, ama kimin hangi yıl kazanacağını kestirmeyi zorlaştırıyor.
Bilimsel tanınmanın coğrafyası
2026’da Scientometrics’te yayımlanan çalışmanın bir başka önemli bulgusu, keşif ile Nobel Ödülü arasında geçen sürenin coğrafi olarak da farklılaşması. Nobel kazananların yarısından fazlası ABD’de yoğunlaşırken, ABD dışındaki Nobel ödüllülerinin yoğun olduğu ülke ve kentlerde keşif ile ödül arasındaki sürenin daha kısa ve istikrarlı olduğu görülüyor. Araştırmacılar bu farklılıkları bilimsel altyapı ve uluslararası görünürlüğün sağladığı avantajlarla ilişkilendiriyor. Bulgular, bilimsel katkıların uluslararası düzeyde tanınmasında coğrafi eşitsizliklerin de rol oynayabileceğine işaret ediyor. Ancak burada araştırmanın kapsamından kaynaklanan önemli bir sınırlılık var. Çalışma Nobel kazanmış araştırmacıları inceliyor. Nobel düzeyinde katkılar sunmuş olmasına rağmen ödüllendirilmemiş araştırmacılar değerlendirmeye dahil edilmediğinden, bu bulgulardan hareketle bilimsel tanınmadaki coğrafi eşitsizliklerin bütününe ilişkin bir sonuca ulaşmak mümkün değil.
Robert K. Merton’ın bilim sosyolojisine kazandırdığı Matthew etkisi kavramını hatırlayalım: Bilim dünyasında daha önce tanınmış araştırmacılar ve güçlü kurumlar, yeni katkıları için de daha fazla dikkat ve görünürlük elde edebilir. Bir keşfin kim tarafından yapıldığı, hangi kurumda gerçekleştirildiği ve hangi bilimsel topluluklara ulaştığı, tanınma sürecini etkileyebilir.
Kolektif katkılar gün geçtikçe artıyor
Bilimsel araştırmaların giderek daha kolektif hale gelmesi de bu ilişkiyi karmaşıklaştıran unsurlardan biri. Büyük araştırma ekiplerinin ve uluslararası iş birliklerinin ortaya çıkardığı keşifler, çok sayıda araştırmacının katkısını içerebilir. Buna karşılık Nobel Ödülleri’nin bilim kategorilerinde bir ödülü en fazla üç kişi paylaşabiliyor. Bu sınırlama, kolektif bilimsel üretim ile bireysel ödüllendirme arasında önemli bir gerilim yaratıyor. Bazı katkılar bilim tarihinde geniş bir araştırmacı topluluğunun ortak başarısı olarak yer edinirken Nobel aracılığıyla tanınan araştırmacı sayısı sınırlı kalıyor.
Scientometrics’teki araştırma, Nobel ödüllerindeki zamansal ve coğrafi örüntüleri gösteriyor. Atıf göstergelerinin Nobel tahminlerindeki başarısını doğrudan ölçmüyor, buna karşın araştırmanın bulguları bilimsel etkinin görünür hale gelmesiyle ödüllendirilmesi arasındaki ilişkiyi anlamak için önemli bir zemin sunuyor. Bilimsel keşfin gerçekleştirilmesi, sonraki araştırmalar tarafından kullanılması, geniş ölçekte kabul görmesi ve ödüllendirilmesi farklı zamanlarda ve farklı bilimsel topluluklar içinde gerçekleşebilir.
Clarivate Citation Laureates programı
Bütün bu tarihsel tartışmaya rağmen bilimsel atıflardan hareketle Nobel düzeyindeki araştırmacıları belirleme çabaları devam ediyor. Bunların en bilinenlerinden biri, bilimsel bilgi ve analiz şirketi Clarivate’in 2002’den bu yana yürüttüğü Citation Laureates programı.
Clarivate, 17 Eylül 2026’da Nobel düzeyinde katkılar sunduğunu düşündüğü 22 araştırmacının adını açıkladı.[10]Press Release (17 Eylül 2026) Clarivate Reveals Citation Laureates 2026 Recognizing Transformative Scientific Breakthroughs Ekim ayında Nobel Ödülleri açıklandığında, bu 22 kişiden Michael Woodford ekonomi alanında ödül kazandı. Önceki yıllarda Citation Laureates listesine alınmış olan Robert E. Hall ve Karl Deisseroth da 2026’da Nobel ile ödüllendirildi. Böylece programın başlangıcından bu yana belirlediği 487 araştırmacıdan Nobel kazananların sayısı 92’ye ulaştı.
Clarivate, programıyla Nobel düzeyinde bilimsel katkılar sunmuş araştırmacıları belirlemeyi amaçladığını söylüyor. Buna rağmen liste, hem şirketin kendi duyurularında hem de kamuoyunda sıklıkla bir “Nobel tahmini” olarak sunuluyor. Bilimsel keşiflerin ödüllendirilmesinin onlarca yıl sürebildiği ve Nobel düzeyinde katkı sunmuş araştırmacıların sayısının verilebilecek ödüllerden çok daha fazla olduğu düşünüldüğünde, programın tanımladığı bu amaç anlam kazanıyor. Bugüne kadar belirlenen araştırmacılardan 92’sinin Nobel kazanmış olması kuşkusuz dikkat çekici. Ancak bu sonucun ne anlama geldiğini değerlendirmek için bir başka soruya yanıt bulmamız gerekiyor: Listede yer alan 487 araştırmacı hangi ölçütlerle seçildi?
Yalnız atıf sayıları değil uzman değerlendirmeleri de işin içinde
Clarivate’in seçim süreci, Web of Science veri tabanındaki atıf analizleriyle başlıyor. Şirketin açıkladığı verilere göre, 1970’ten bu yana yayımlanmış yaklaşık 67 milyon bilimsel çalışmadan 12 bin kadarı 2 binin üzerinde atıf almış durumda. Bu çalışmalar toplam yayınların yüzde 0,02’sinden daha küçük bir bölümünü oluşturuyor. Clarivate, olağanüstü atıf performansına sahip bu araştırmaların içinden Nobel düzeyinde katkı sunduğu düşünülen araştırmacıları seçiyor.
Ancak seçim sürecinde başka ölçütler de kullanılıyor. Şirketin açıklamasına göre uzmanlar, keşiflerin özgünlüğünü, toplumsal etkilerini, başka bilimsel ödüllerle tanınıp tanınmadıklarını ve geçmişte Nobel ile ödüllendirilmiş araştırmalarla benzerliklerini değerlendiriyor. Dolayısıyla programda atıf analizlerine ek olarak niteliksel bir değerlendirme süreci söz konusu.
Burada önemli bir sorun ortaya çıkıyor. Clarivate kullanılan genel ölçütleri açıklasa da bu ölçütlerin nihai seçimde nasıl ağırlıklandırıldığına ilişkin ayrıntılı bilgi mevcut değil. Binlerce yüksek atıflı çalışma arasından belirli araştırmacıların hangi değerlendirmeler sonucunda seçildiğini bütünüyle göremiyoruz. Bu nedenle programın sonuçlarını doğrudan atıf sayılarının tahmin başarısı olarak yorumlamak mümkün değil.
Burada sonuçların nasıl sunulduğu önemli. Clarivate ticari bir bilimsel bilgi ve analiz şirketi. Atıf verileri ve bu verilerden üretilen göstergeler, şirketin sunduğu araştırma değerlendirme hizmetlerinin de önemli bir parçası. Citation Laureates programının başarısı kamuoyuna büyük ölçüde daha sonra Nobel kazanan araştırmacıların sayısı üzerinden aktarılıyor. Böylece atıf temelli bir değerlendirmenin bilimsel başarıyla ilişkisi, Nobel Ödülleri gibi son derece prestijli bir tanınma mekanizması üzerinden görünür kılınıyor.
Bilimsel başarıları değerlendiren iki mekanizmanın belirli araştırmacılar üzerinde örtüşmesi anlamlı bir bulgu. Bu örtüşmenin hangi katkıları görünür kıldığı ve hangi araştırmacıları değerlendirme dışında bıraktığı ise ayrıca incelenmeyi hak ediyor.
Bilimsel etkiyi ölçmek, bilimsel değeri anlamak
Nobel Ödülleri ile atıflar arasındaki ilişkiyi tartışmak, bilimsel değerlendirmede daha temel bir soruyu gündeme getiriyor: Bilimsel bir çalışma neden değerli kabul edilir?
Bir araştırmanın çok sayıda başka çalışmada kullanılması, onun bilimsel etkisine ilişkin önemli bilgiler sunabilir. Ancak bilimin gelişimine yapılan katkılar her zaman aynı biçimde görünür hale gelmez. Bazı araştırmalar geliştirdikleri yöntemlerle, bazıları yeni sorular ortaya koymalarıyla, bazıları ise mevcut bilgiyi bütünüyle değiştirmeleriyle önem kazanır. Üstelik bir katkının hangi araştırmacıyla ilişkilendirileceği, hangi bilimsel topluluklarda benimseneceği ve ne zaman dönüştürücü kabul edileceği de tarihsel ve toplumsal süreçler içinde belirlenir.
Bilimsel sistemin büyümesi, araştırmaların giderek daha kolektif hale gelmesi, keşiflerin doğrulanması için gereken sürenin uzaması ve bilimsel tanınmanın eşitsiz biçimde dağılması, ölçüm ile ödüllendirme arasındaki ilişkiyi daha karmaşık hale getiriyor. Nobel komiteleri de bu karmaşıklığın içinde, çok sayıda önemli katkı arasından sınırlı sayıda keşfi ve araştırmacıyı seçiyor.
Atıflar bize bilimsel bilginin literatürde nasıl dolaştığını, hangi araştırmaların kullanıldığını ve hangi çalışmaların görünürlük kazandığını anlatır. Nobel Ödülleri ise ödüle değer görülen keşiflerin bilim tarihinde nasıl ve kimlerin adıyla kayda geçtiğini gösterir. Bu iki süreç arasında güçlü ilişkiler bulunabilir, ancak aralarındaki fark da en az bu ilişki kadar öğretici.
Notlar/Kaynaklar
| ↑1 | Garfield, E., Welljams-Dorof, A. (1992). Of Nobel class: A citation perspective on high impact research authors. Theoretical Medicine, 13, 117-135. |
|---|---|
| ↑2 | Anderson, K. (2011). What’s the significance of citations? Predicting the Nobel Prize. The Scholarly Kitchen. |
| ↑3 | Zuckerman, H. (1977). Scientific Elite and Nobel Prizes. New York : Free Press ; London : Collier Macmillan |
| ↑4 | Zuckerman, H. (2021). Scientific Elite and Nobel Prizes. The Blackwell Encyclopedia of Sociology içinde (ss. 1-6). |
| ↑5 | Gingras, Y., Wallace, M. L. (2010). Why it has become more difficult to predict Nobel Prize winners: A bibliometric analysis of nominees and winners of the chemistry and physics prizes (1901-2007). Scientometrics, 82, 401-412. |
| ↑6 | Lowry, O. et al. (1951). Protein measurement with the folin phenol reagent. Journal of Biological Chemistry, 193(1), 265-275. |
| ↑7 | Van Noorden, R. (2025). These are the most-cited research papers of all time. Nature, 640, 591. |
| ↑8 | Wei, N., Li, Z., Gao, Q. et al. (2026). Unpacking time lags in Nobel Prize awards: A global and disciplinary perspective. Scientometrics, 131, 1655-1676. |
| ↑9 | Higgs, P. W. (1964). Broken symmetries and the masses of gauge bosons. Physical Review Letters, 13(16), 508-509. |
| ↑10 | Press Release (17 Eylül 2026) Clarivate Reveals Citation Laureates 2026 Recognizing Transformative Scientific Breakthroughs |
