Site icon Sarkaç

Yapay zekâ çağında kütüphanecilik ve bilgi bilimi

Asurların son büyük kralı Asurbanipal'in adını taşıyan Kraliyet Kütüphanesi. MÖ 7. yüzyıldan kalan ve Gılgamış destanını da içeren 30.000 kadar kilden tabletin oluşturduğu kütüphane, bugün "British Museum"da bulunuyor. Kaynak: Wikipedia.

Üç yıl önce Sarkaç için “Bilgi ve Belge Yönetimi Nedir?” başlıklı bir yazı kaleme almıştım. O yazıda bilgi ve belge yönetiminin temel kavramlarını, kütüphanecilikten bilgi okullarına uzanan dönüşümü, eğitim programlarını ve mezunların çalışma alanlarını anlatmaya çalışmıştım. Amacım, adını birçok kişinin duyduğu, içeriğini ise daha az kişinin tanıdığı bir disiplini görünür kılmaktı.

Geçtiğimiz hafta üniversite tercihleri yaklaşırken Sarkaç editörleri eski yazımı yeniden gündeme getirdi. Aradan geçen üç yılda bilgi ve belge yönetiminin önemli bir dönüşüm yaşadığını, bu nedenle yazıyı güncellemenin anlamlı olabileceğini düşünüyorlardı. İlk tepkim oldukça rahattı. Eski metni açar, son yıllardaki gelişmeleri ekler, birkaç örnekle zenginleştirir ve yeniden yayımlanmasını öneririm, diye düşündüm.

Yazıyı yeniden okumaya başladıktan sonra her paragrafta aynı duyguya kapıldım. Metin, yazıldığı dönemin fotoğrafını çekiyordu. Aradan geçen üç yıl boyunca bilgi ve belge yönetimi yeni çalışma alanları kazanmanın ötesinde, farklı bir evreye geçmişti. Yapay zekâ günlük yaşamın sıradan araçlarından biri hâline gelmişti. Açık bilim hız kazanmıştı. Araştırma verisi yönetimi, dijital kültürel miras, algoritmalar, veri yönetişimi ve araştırma değerlendirme sistemleri gündelik tartışmaların parçası olmuştu. Bilgi profesyonellerinden beklenen bilgi ve beceriler de bu dönüşümle birlikte genişlemişti.

O noktada eski yazıyı güncelleme fikrinden uzaklaştım. Çünkü masadaki metin aynıydı, anlattığı dünya ise artık başka bir dünyaydı. Bu yüzden bu yazıyı yazmaya karar verdim. Üç yıl önce “Bilgi ve Belge Yönetimi nedir?” sorusuna cevap arıyordum. Bu kez başka bir sorunun peşindeyim: Yapay zekâ çağında bilgi profesyonelleri neden her zamankinden daha önemli?

Bir mesleğin bitmeyen dönüşümü

Kütüphaneciliğin geleceği uzun yıllardır tartışılıyor. Hatta bu tartışma neredeyse her büyük teknolojik dönüşümün ardından yeniden gündeme geliyor. Önce matbaa, sonra internet, ardından arama motorları ve dijital kütüphaneler… Bugün aynı sorular yapay zekâ üzerinden soruluyor:

Kütüphanecilere hâlâ ihtiyaç var mı?
Kütüphaneler gelecekte nasıl bir rol üstlenecek?
Meslek eski önemini koruyabilecek mi?

Bu soruların daha endişeli bir sesle dile getirildiği ülkelerin ortak bir özelliği var. Kütüphanelerin kamusal yaşamda yeterince görünür olmadığı, bilgi hizmetlerinin hak ettiği değeri göremediği ve kütüphaneciliğin toplumdaki algısının oldukça dar kaldığı yerlerde bu endişe daha da büyüyor. Kütüphaneciyi kitap raflarını düzenleyen ya da sessizliği sağlayan kişi olarak gören yaygın bakış açısı da bu tabloyu besliyor.

Oysa kütüphanecilik tarihi, sürekli değişerek varlığını sürdüren bir mesleğin tarihi. Bilginin kaydedilme biçimi değiştikçe kütüphanecilerin kullandığı araçlar da değişti. Kil tabletlerden el yazmalarına, matbu kitaplardan elektronik yayınlara, katalog fişlerinden yapay zekâ destekli keşif sistemlerine uzanan süreçte değişmeyen tek şey, insanların güvenilir bilgiye ulaşma ihtiyacı oldu.

Belki de bugün bu ihtiyacı en yoğun hissettiğimiz dönemde yaşıyoruz. Tarihin hiçbir döneminde bu kadar çok bilgi üretmedik. Aynı zamanda bu kadar çok yanlış bilgiyle, manipülasyonla ve belirsizlikle de karşılaşmadık. Yapay zekâ birkaç saniye içinde ikna edici metinler yazabiliyor, görseller üretebiliyor ve sorularımıza cevap verebiliyor. Ancak bunların hangisinin doğru, hangisinin güvenilir olduğunu, hangisinin bağlamından koparıldığını ya da hangisinin hiç var olmayan bir kaynağa dayandığını ayırt etmek giderek zorlaşıyor. Güvenilir bilgiye ulaşabilmek, kaynakları değerlendirebilmek ve bilgiyi bağlamı içinde yorumlayabilmek artık temel bir yaşam becerisi. Güçlü bilgi sistemleri ve bu sistemleri tasarlayan bilgi profesyonelleri de bu noktada önem kazanıyor.

Belki de bunun en güçlü kanıtı insanlığın kütüphanelerle kurduğu ilişki. Tarih boyunca sayısız kütüphane yakıldı, yıkıldı, yağmalandı. Her defasında bilgi kayboldu; her defasında yeni kütüphaneler kuruldu. İnsanlar ortak hafızalarını yeniden oluşturmak için harekete geçti. Kütüphaneler insanlığın güvenilir bilgiye verdiği değerin en somut simgelerinden biri oldu.

Kütüphanecilik ve bilgi bilimi

Türkiye’de Bilgi ve Belge Yönetimi olarak adlandırdığımız disiplin, dünyada büyük ölçüde Kütüphanecilik ve Bilgi Bilimi (Library and Information Science) adıyla biliniyor. Bu isim bile alanın iki güçlü damarını yansıtıyor. Bir tarafta yüzyılların birikimini taşıyan kütüphanecilik, diğer tarafta bilginin üretilmesini, düzenlenmesini, erişimini ve kullanımını inceleyen bilgi bilimi. Aslında bu disiplinin tarihi biraz da isimlerinin tarihi. Kütüphanecilikten bilgi ve belge yönetimine, bilgi okullarına ve bilgi araştırmalarına uzanan bu yolculuk, alanın canlılığını ve değişen toplumsal ihtiyaçlara uyum sağlama kapasitesini gösteriyor.

Uzun yıllar boyunca bu iki alanın birbirinden uzaklaştığı düşünüldü. Kütüphanecilik daha çok bilgi hizmetleri, koleksiyonlar ve kullanıcılarla ilişkilendirilirken, bilgi bilimi dijital bilgi sistemleri, veri, algoritmalar ve bilgi teknolojileri üzerine yoğunlaştı. Son yıllarda ise dikkat çekici bir yakınsama yaşanıyor çünkü yapay zekâdan araştırma verisi yönetimine, dijital kültürel mirastan açık bilime kadar uzanan güncel sorunlar, bu iki bakış açısını aynı masada buluşturuyor.

Bugün dünyanın önde gelen bilgi okullarında öğrenciler ortak bir temel eğitim aldıktan sonra kendi ilgi alanlarına göre yönlerini belirleyebiliyor. Kimileri halk, okul ya da araştırma kütüphanelerinde çalışmayı hedefliyor. Kimileri araştırma verisi yönetimi, bilimsel iletişim, dijital kültürel miras, bilgi sistemleri, kullanıcı deneyimi, veri yönetişimi ya da yapay zekâ uygulamaları üzerine uzmanlaşıyor. Farklı rotalar aynı disiplinin içinde buluşuyor.

Bu esneklik lisans eğitimiyle de sınırlı kalmıyor. Mezunlar “Bilgi ve Belge Yönetimi” programlarında akademik çalışmalarını sürdürebiliyor. Bunun yanında bilgi yönetimini temele alan disiplinlerarası lisansüstü programlar da farklı alanlardan gelen araştırmacıları ortak bir bilgi ekosisteminde bir araya getiriyor. Günümüzde bilgi, tek bir disiplinin sınırları içinde ele alınamayacak kadar kapsamlı bir araştırma alanına dönüşmüş durumda.

Yapay zekâ çağının bilgi profesyonelleri

Yapay zekâ, bilgi profesyonellerinin çalışma alanlarını yeniden şekillendiriyor. Bunun temel nedeni, bilgi üretiminin ve dolaşımının tarihte görülmemiş bir hız kazanması. Birkaç saniye içinde metinler yazılabiliyor, görseller üretilebiliyor, bilgisayar kodları geliştirilebiliyor ve milyonlarca belge özetlenebiliyor. Bu gelişmeler heyecan verici olduğu kadar yeni sorumlulukları da beraberinde getiriyor:

Yapay zekâ hangi verilerle eğitildi?
Ürettiği içerik hangi kaynaklara dayanıyor?
Bilimsel çalışmalarda yapay zekâ kullanımı hangi etik ilkeler çerçevesinde yürütülmeli? Kişisel veriler nasıl korunmalı, telif hakları nasıl gözetilmeli?
Bir araştırmacı kullandığı bilginin güvenilirliğinden nasıl emin olabilir?

Bu soruların ortak noktası bilgi. Daha doğrusu, bilginin niteliği, güvenilirliği ve yönetimi.

Bugün bilgi profesyonelleri araştırma verilerinin yönetimi, açık bilim uygulamaları, bilimsel iletişim, dijital kültürel miras, veri yönetişimi, bilgi sistemlerinin tasarımı ve yapay zekâ okuryazarlığı gibi pek çok alanda görev alıyor. Yapay zekâ uygulamalarının başarısı da büyük ölçüde kaliteli veri, güçlü üst veri (metadata), tutarlı bilgi organizasyonu ve iyi tasarlanmış bilgi altyapıları üzerine kuruluyor. Yapay zekânın görünmeyen mimarisinde bilgi profesyonellerinin önemli bir payı bulunuyor.

Bu dönüşüm eğitim programlarına da yansıyor. Öğrenciler bilgi organizasyonu, kullanıcı davranışı ve bilgi hizmetleri gibi temel alanların yanında araştırma verisi yönetimi, veri analitiği, açık bilim, dijital etik, bilgi görselleştirme ve yapay zekâ uygulamalarıyla da tanışıyor. Eğitim süreci ilerledikçe ilgi alanlarına uygun rotalarını oluşturabiliyor, kütüphanelerden araştırma merkezlerine, teknoloji şirketlerinden kültürel miras kurumlarına kadar uzanan geniş bir yelpazede kariyer planlayabiliyorlar.

Bilgi ve belge yönetiminin özünde geçmişi anlamak, bugünü yorumlamak ve geleceğe güvenilir bir bilgi mirası bırakmak var. Kil tabletlerden yapay zekâ sistemlerine uzanan yolculukta araçlar değişti, bilgi ortamı değişti, kullanıcı beklentileri değişti. İnsanlığın bilgiyle kurduğu ilişkinin temel ihtiyaçları ise varlığını korudu. Yapay zekâ çağında da bu ihtiyaç, bilgi profesyonellerine duyulan gereksinimi her zamankinden daha görünür kılıyor.

Zehra Taşkın
Hacettepe Üniversitesi
Bilişim Enstitüsü, Bilgi Araştırmaları Anabilim Dalı

Exit mobile version