1960’lara gidelim. Bugünkü ölçekte görünmese de bilim dünyası sessiz sedasız büyümeye başlamış durumda. Derek de Solla Price bunu bir kütüphanede fark ediyor. Singapur’da görevliyken Royal Society’nin Philosophical Transactions ciltlerini üst üste diziyor ve basit ama çarpıcı bir şey görüyor: her yıl bir öncekinden daha fazla yayın var.[1]Yagi, E., Badash, L., Beaver, D. de B. (1996) Derek J. de S. Price (1922-83) Historian of science and herald of scientometrics, Interdisciplinary Science Reviews, Vol:21, No:1, p.64 Sorun tek tek çalışmaların kalitesi değil, kontrolsüz bir yayın patlaması. Price bu durumu “küçük bilimden büyük bilime geçiş” olarak tanımlıyor.[2]Price, D.J.D. (1963) Little science, big science. Columbia University Press, New York. Yayın sayısı, araştırmacı sayısı ve dergi sayısı hızla artıyor; bu hızla devam ederse kim ne yapıyor, kim kimi etkiliyor takip etmek imkânsız hale gelecek. Price’ın derdi kalite değil, ölçek.
Bu noktada sosyolojik çerçeveyi Robert K. Merton tamamlıyor. Merton’a göre bilim, yalnızca bilgi üretimi değil; normları, ödül mekanizmaları ve tanınma ilişkileri olan bir sosyal sistem. Atıflar bu sistemin merkezinde yer alıyor. Çünkü atıf, basit bir kaynak gösterme pratiğinden ibaret değil; bilimin dili ve hafızası. Kim kime atıf veriyor, kim görünür oluyor, kim “klasik” sayılıyor. Price’ın sayılarla yakaladığı büyüme sorunu, Merton’un bu yaklaşımıyla birlikte bilimsel ilişkilerin ölçülmesi fikrine evriliyor.
1960’ların başında sahneye Eugene Garfield çıkıyor ve hikâye hızlanıyor. Price, Garfield’la bu yıllarda tanışıyor.[3]Yagi, E., Badash, L., Beaver, D. de B. (1996) Derek J. de S. Price (1922-83) Historian of science and herald of scientometrics, Interdisciplinary Science Reviews, Vol:21, No:1, p.64 Garfield, bugün hâlâ ISI olarak anılan Bilimsel Bilgi Enstitüsünü kuruyor ve Science Citation Index’i (SCI) geliştiriyor. Ardından sosyal bilimler için SSCI, sanat ve beşeri bilimler için ise yoğun tartışmalar eşliğinde AHCI geliyor. Yani bildiğimiz en meşhur atıf veri tabanı Web of Science (WoS) üç dizini ile kurulmuş oluyor.
SCI ve SCIE Ayrımı Üzerine Kısa Bir Not:
WoS söz konusu olduğunda sıkça kafa karıştıran iki dizin var: Science Citation Index (SCI) ve Science Citation Index Expanded (SCIE). SCI, geçmişte daha sınırlı sayıda çekirdek dergiyi kapsayan ve sınırlı ortamlarda dağıtılan versiyondu. Zaman içinde veri tabanı elektronik ortama taşınıp ticari olarak büyütülürken SCIE devreye alındı ve kapsamı daha geniş, düzenli güncellenen, çevrimiçi erişilebilen ana dizin haline geldi. Bu nedenle bir dönem “SCI daha seçici, SCIE daha geniş” şeklinde bir algı oluştu. Ancak uzun yıllardır SCI fiilen kullanılmıyor/yok ve değerlendirmelerde esas alınan dizin SCIE.
Price için bu dizinler mikroskop ya da teleskop gibi bilimsel araçlar. Garfield daha ticari, Price daha teorik bir figür olsa da bu birliktelik sayesinde atıf ağları, etki faktörü, yarı ömür ve eş-atıf gibi[4]Atıf ağı, belirli bir alandaki yayınların birbirine verdiği atıfların oluşturduğu ilişkiler bütünüdür. Etki faktörü, bir derginin belirli bir yılda aldığı atıfların, o dergide önceki iki yılda yayımlanan ‘atıf verilebilir’ yayın sayısına bölünmesiyle hesaplanan göstergedir. Örneğin 2024 etki faktörü, 2024 yılında alınan atıfların 2022 ve 2023’te yayımlanan makale ve derleme sayısına bölünmesiyle bulunur. Yarı yaşam, bir dergide yayımlanan çalışmaların yarısının kaç yıl içinde atıf aldığını gösterir ve literatürün eskime hızını ifade eder. Eş-atıf ise iki yayının üçüncü bir yayında birlikte atıf almasıyla kurulan ilişkiyi tanımlar. Bu göstergeler, dergilerin ve yayınların bilimsel etkisini anlamak ve karşılaştırmak için kullanılan temel bibliyometrik araçlardandır. bugün çok tanıdık olan kavramlar ortaya çıkıyor. Aynı dönemde Sovyetler Birliği’nde Mulchenko ve Nalimov, bilimi kolektif bir süreç olarak ele alan naukometriya (scientometrics, bilimetri) yaklaşımını geliştiriyor.[5]Kislenko, I. & Kulczycki, E. (2025). The Matilda Effect in Soviet scientometrics? Nalimov, Mulchenko, and the origins of Naukometriya. Quantitative Science Studies. Doi: https://doi.org/10.1162/QSS.a.397
Naukometriya yaklaşımı Sovyet bilim geleneği içinde bilimi bireylerden çok topluluklar, kurumlar ve bilgi akışları üzerinden okuyan kolektivist ve sibernetik bir çerçeve sunuyordu. Ancak Batı’da scientometrics daha çok Price ve Garfield hattında bireysel makaleler, atıf sayıları ve rekabetçi performans ölçümü etrafında kurumsallaştı. Böylece Sovyet yaklaşımına özgü sistem düzeyi ve kolektif odaklı bakış görece geri planda kaldı. Buna rağmen günümüzde yayın hacminin aşırı büyümesi, ölçüm kültürünün yarattığı sorunlar ve değerlendirmenin birey merkezinden topluluk ve ekosistem düzeyine kaydırılması gerektiğine dair tartışmalar Naukometriya’nın bu alternatif düşünme biçimine yeniden ilgi doğurmuş durumda. Batı’da ise özellikle politika yapıcılar ve fon verenler için Garfield’ın geliştirdiği atıf temelli karşılaştırılabilir metrikler daha işlevsel bulunuyor. Böylece atıf dizinleri, zamanla bir analiz aracından çok bir değerlendirme ölçütüne dönüşüyor.
Bu dizinlerde yapılan iş aslında çok karmaşık değil. Belirli dergi seçim kriterleri var. Bu kriterleri karşılayan dergiler dizine alınıyor ve düzenli olarak indeksleniyor. İki ana amaç var: Çekirdek dergileri belirleyerek kütüphanelerin koleksiyon geliştirmesine yardımcı olmak ve araştırmacıların literatürü daha kolay takip edebilmesini sağlamak. Yani temelde “hangi dergileri koleksiyona katalım?” ve “bu alanda kim ne yapmış?” sorularına cevap vermek.
Ticarileşme ve Scopus’un doğuşu
Zamanla Eugene Garfield ile başlayan bu girişim, üretilen atıf dizinlerinin üniversitelere, kütüphanelere ve araştırma kurumlarına abonelik sistemiyle satılması sayesinde ciddi bir gelir kaynağına dönüşüyor. Böylece bilimsel yayınların içeriklerinden değil, bu yayınlara ilişkin atıf verisinin üretilmesi ve dağıtılmasından ekonomik bir değer yaratılıyor. 1992’de ISI, Thomson’a satılıyor. Uzun yıllar boyunca ciddi bir tekel oluşuyor. Hangi dergilerin otorite sayılacağına, koleksiyonların nasıl şekilleneceğine tek bir şirket karar veriyor. 2004’e gelindiğinde ise bu tabloya bir rakip ekleniyor: Scopus. O da benzer şekilde dergileri belirli kriterlere göre dizinleyen bir atıf dizini. Elsevier tarafından geliştiriliyor ve özellikle yerel ve bölgesel dergilere WoS’a kıyasla daha fazla yer veriyor. Bu tercih yalnızca akademik bir kapsama kararı değil, aynı zamanda küresel yayın ekosisteminde daha geniş coğrafi temsile odaklanarak WoS karşısında konumlanmayı hedefleyen bilinçli bir pazar stratejisi olarak da okunabilir. Daha fazla yerel/bölgesel derginin dizine dahil edilmesi, sistem içindeki yerel/bölgesel toplam yayın ve atıf hacminin büyümesi anlamına geliyor. Yayın ve atıf sayıları artık değerlendirme göstergelerine dönüştüğü için de, kişi ve kurumların bu metriklerde daha yüksek görünme motivasyonu artıyor. Dolayısıyla zamanla ülkeler, kurumlar ve araştırmacılar Scopus’un daha geniş kapsama alanına yönelmeye başlıyor.
WoS’un kapsama alanının genişlemesi ve sonuçları
Bu gelişme karşısında aynı yıllarda WoS bölgesel genişleme stratejisi ilan ediyor. Örneğin Türkiye’den dizinlenen dergi sayısı bir anda ciddi biçimde artıyor. Yayın ve atıf sayıları yükseliyor, grafiklerde Türkiye’nin yeri iyileşiyor ve bu artış çoğu zaman doğrudan Türkiye’deki bilimsel üretimin kalitesinin artışı olarak yorumlanıyor. Oysa olan şey, ticari bir firmanın dizinlerine ilişkin koleksiyon politikasının değişmesi. Hatta burada Doktora öğrencim Faruk Aydın’ın Ocak ayında savunacağı doktora tezinin en önemli bulgularından birini anacağım.[6]Aydın, F. (2026). Yükseköğretim sisteminde yapılan köklü araştırma politikası değişikliklerinin etkileri. Doktora Tezi, Hacettepe Üniversitesi.
Türkiye’de WoS adresli uluslararası yayınların sayısını artırmak için senelerdir ulusal politika değişiklikleri yapılıyor ancak yapısal kırılım testi analizi sonuçları şimdiye kadar WoS’ta Türkiye adresli yayın sayısını artıran en önemli etmenin bölgesel genişleme stratejisi olduğunu söylüyor. Yani WoS içeriğindeki Türkiye adresli yayın sayısını artırmak yine WoS’un politika değişikliğiyle mümkün olabiliyor.
Yerel ve bölgesel dergilerin koleksiyona eklenmesi başka bir sorunu da beraberinde getiriyor. Farklı disiplinlerden ve coğrafyalardan daha fazla derginin sisteme girmesi, WoS’un çekirdek dizinlerindeki seçicilik düzeyinin nasıl korunacağı sorusunu gündeme taşıyor. Bu nedenle 2015’te WoS kapsamında Emerging Sources Citation Index (ESCI) devreye alınıyor. ESCI, çoğu zaman yalnızca yerel ya da İngilizce dışındaki dergiler için oluşturulmuş bir havuz gibi algılansa da aslında daha geniş bir işlev üstleniyor. Bu dizin, dili ya da coğrafyası ne olursa olsun henüz çekirdek dizin kriterlerini tam olarak karşılamayan ancak belirli yayıncılık standartlarını sağlayan dergileri sisteme dahil ederek görünürlük kazandırmayı amaçlayan bir ara alan olarak çalışıyor. Böylece WoS hem kapsamını genişletiyor hem de daha çok dergiyi veri tabanına dahil ederek rekabet ettiği Scopus karşısında pazar payını korumayı hedefliyor. Bunun yanında InCites ve SciVal gibi bibliyometrik analiz araçları devreye giriyor. Bu araçlar yalnızca yayın ve atıf verisini sunmakla kalmıyor, bu verilerin arkasındaki kurumsal performans karşılaştırmaları, sıralamalar, işbirliği ağları ve stratejik planlama raporları gibi analitikleri paketleyerek satılabilir bir hizmete dönüştürüyor. Böylece sadece verinin kendisi değil, verinin nasıl okunacağı ve kurumların bu verilerle nasıl konumlanacağı da ticari bir meta haline geliyor. Sonuçta bu bir rekabet alanı ve temel amaç ticari gelir olunca pazar, veri + analitik + karar destek araçları şeklinde genişliyor.
Dizinlerdeki dergilerde yayın yapmak artık bir amaç haline gelmiş durumda
Buraya kadar anlattıklarımda makalelerden özellikle bahsetmedim. Çünkü bu veri tabanları, makalelerin kendisini değil, dergilerde yayımlanan içeriklere ait üst verileri (metadata) sunuyor. Başlık, özet, yazar bilgisi ve atıf ilişkileri gibi. Yani burada konuştuğumuz şey, araştırmanın kendisinden çok, araştırmanın dolaşımı ve görünürlüğüyle ilgili.
Ancak Türkiye’de araştırma değerlendirme sistemi uzun süredir WoS’u Türkiye adresli araştırmacıların değerlendirilmesinde ana araçlardan biri olarak kabul ediyor. Böyle olunca da dizinler, başta amaç değilken, zamanla amaç haline gelmiş durumda. Bugün pek çok araştırmacı makalesi için uygun dergiyi WoS’ta yer alan çeyrek dilimlere bakarak seçiyor. WoS dergileri etki faktörlerine göre dört dilime ayrılıyor ve birinci çeyrekte yer alan, yani etki faktörüne göre ilk yüzde 25’lik dilime giren dergiler Türkiye’deki değerlendirme sisteminde ‘en iyi’ dergiler olarak kabul ediliyor. Ancak burada kritik bir nokta var: Q1’in en altındaki dergi ile Q2’nin en üstündeki derginin etki faktörleri çoğu zaman birbirine oldukça yakın. Çünkü birkaç istisna dışında dergilerin büyük çoğunluğu belirli bir aralıkta yer alıyor ve bu da çeyrek dilimler arasındaki farkın düşündüğümüz kadar keskin olmadığı anlamına geliyor.[7]Taşkın, Z., Doğan, G., Kulczycki, E. & Zuccala, A.A. (2021). Self-citation patterns of journals indexed in the Journal Citation Reports. Journal of Informetrics, 15(4). Doi: 10.1016/j.joi.2021.101221
Bu dizinler kimi temsil ediyor, kimi dışarıda bırakıyor?
WoS ve Scopus çoğu zaman “bilimin tamamını” temsil eden nötr aynalarmış gibi algılanıyor. Oysa bu dizinlerin kapsadığı içerik, tarihsel olarak belirli bir bilimsel geleneğin izlerini taşıyor. Bu gelenek ağırlıklı olarak Anglo-Sakson, İngilizce merkezli ve ticari yayıncılık pratikleriyle şekillenmiş bir literatür.[8]Arunachalam, S. ve Manorama, K. (1988). Are citation-based quantitative techniques adequate for measuring science on the periphery?. Scientometrics, 15(5-6), 393-408. Bu durum bir tercih değilmiş gibi sunulsa da aslında dizinlerin oluşum mantığının doğrudan sonucu.
Bu iki veri tabanı, dergileri seçerken uluslararası dolaşım, İngilizce yayın dili, düzenli atıf alma ve profesyonel yayıncılık altyapısı gibi ölçütleri merkeze alıyor. Bu ölçütler, üniversiteler, bilimsel dernekler ya da kamusal kurumlar tarafından yerel dillerde yayımlanan dergileri yapısal olarak dezavantajlı konuma itiyor. Sonuçta Latin Amerika, Doğu Avrupa, Afrika ve Asya’da üretilen büyük bir akademik içerik, bilimsel değeriyle değil, dizinlenebilirlik kriterleriyle elenmiş oluyor.
Yakın tarihli çalışmamızda bu durumu somut verilerle gösteriyoruz.[9]Kulczycki, E., Gamboa, J.O.A., Beigel, M.F., Digiampietri, L., Laakso, M., Pölönen, J., Taşkın, Z. ve Cuartas, G.V. (2025). Beyond the oligopoly: Scholarly journal publishing landscapes in Latin America and Europe. Doi: https://10.31235/osf.io/cm5uz_v1
Yedi ülkede yayımlanan on binlerce dergi incelendiğinde, üniversiteler ve bilimsel dernekler açık ara en büyük yayıncı grubunu oluşturuyor. Buna rağmen bu dergilerin yalnızca küçük bir bölümü WoS ve Scopus tarafından kapsanıyor. Buna karşılık, ticari yayıncıların çıkardığı dergiler bu dizinlerde orantısız biçimde yüksek temsil ediliyor. Yani dizinler, küresel yayıncılık ekosistemini olduğu gibi yansıtmaktan çok, ticari yayıncılığın ağırlığını büyüten bir mercek gibi çalışıyor. Hatta öyle ki, bu bulguları ortaya koyan çalışmamız, yerel ve ulusal dergilerin bilimsel değerini baştan geçersiz sayan benzer gerekçelerle, aynı hakem tarafından iki ayrı değerlendirme sürecinde olumsuz rapor aldı. Bu deneyim, söz konusu yapısal yanlılığın yalnızca veri tabanlarının kapsamıyla sınırlı olmadığını, hakemlik ve değerlendirme pratiklerine de nasıl sızabildiğini göstermesi bakımından öğretici.
Bu durum “yayıncılık oligopolü” tartışmalarının neden çoğu zaman yanıltıcı olduğunu da açıklıyor. Büyük yayınevlerinin hâkimiyeti, tüm bilimsel yayıncılığın değil, seçici veri tabanlarının sunduğu dar bir manzaranın ürünü. Daha kapsayıcı ve açık bir veri altyapısı olan OpenAlex’e bakıldığında ise tablo belirgin biçimde değişiyor: Ulusal ve bölgesel dergilerin çok daha büyük bir bölümü görünür hale geliyor, üniversiteler ve bilimsel toplulukların yayıncılıktaki gerçek ağırlığı ortaya çıkıyor. Bu yapısal farkı somut biçimde görmek için farklı bibliyografik veri tabanlarının kapsadığı yayın evrenlerini karşılaştırmak yeterli. Aynı bilimsel üretime bakan WoS, Scopus ve OpenAlex birbirinden oldukça farklı dünyalar sunuyor. Şekil 1, seçici ticari dizinlerin kapsadığı dar alan ile daha kapsayıcı açık altyapılar arasındaki farkı açık biçimde ortaya koyuyor. Bu nedenle dizinlere bakarak yapılan her genellemenin, aslında hangi veri tabanına bakıldığı sorusuyla birlikte düşünülmesi gerekiyor.
Öte yandan OpenAlex, WoS ve Scopus’a kıyasla daha kapsayıcı bir alternatif sunsa da bu durum, tüm dergileri eksiksiz ve sorunsuz biçimde kapsadığı anlamına gelmiyor. Son dönemde yapılan çalışmalar, bazı dergilerde referansların eksik yakalanabildiğini, kimi dergilerde özet ve fon bilgisi gibi meta verilerin sınırlı olabildiğini ve veri kalitesinin sürümler arasında değişkenlik gösterebildiğini ortaya koyuyor. Dolayısıyla OpenAlex güçlü bir dengeleyici rol üstlenirken, özellikle karşılaştırmalı bibliyometrik analizlerde dikkatli ve bilinçli kullanılması gereken bir kaynak olarak düşünülmeli.
Bununla birlikte OpenAlex, WoS ve Scopus’taki tüm dergileri eksiksiz biçimde içermiyor. Bunun temel nedeni, OpenAlex’in veri kaynağı ve güncelleme mantığının ticari dizinlerden farklı olması. OpenAlex büyük ölçüde açık bibliyografik kayıtlar ve yayınevlerinin sağladığı üst verilere dayanıyor. DOI kayıtları eksik olan, referans kümesi sınırlı paylaşılan ya da üst veri akışı düzenli olmayan bazı dergiler, WoS ve Scopus’ta yer alsalar bile OpenAlex’te ya hiç görünmeyebiliyor ya da daha sınırlı temsil edilebiliyor. Ayrıca veri setinin dinamik yapısı nedeniyle zaman zaman bazı kayıtların sistemden çıkarılabildiği de rapor ediliyor. Dolayısıyla OpenAlex, kapsamı genişletiyor ve görünürlüğü artırıyor ama bu, WoS ve Scopus’un kapsadığı evreni bire bir ve hatasız bir şekilde içerdiği anlamına gelmiyor
Bu tablo, aslında hiçbir veri tabanının bilimsel literatürün tamamına dair nötr ve kusursuz bir temsil sunmadığını gösteriyor. WoS ve Scopus seçici yapıları nedeniyle daraltılmış bir evreni büyütürken, OpenAlex kapsayıcılığı artırsa da veri kalitesi ve bütünlüğü açısından her zaman eksiksiz bir kaynak oluşturmuyor. Yani karşımızda “tam doğru” kabul edilebilecek tek bir referans noktası yok; her veri tabanı bilimsel çalışmaları belirli bir mercekten görünür kılıyor.
Dolayısıyla mesele yalnızca “hangi dergiler daha kaliteli” sorusu değil. Asıl mesele, hangi bilginin dolaşıma girebildiği, hangisinin yapısal olarak sessizleştirildiği. WoS ve Scopus üzerinden kurulan değerlendirme sistemleri, farkında olmadan tek dilli, tek merkezli ve ticari bir bilim anlayışını yeniden üretiyor. Bu yüzden dizinleri bilimsel kaliteyle özdeşleştirmek yerine, onları belirli bir yayıncılık rejiminin ürünü olarak okumak gerekiyor.
Atıf dizinlerinin neyi görünür kıldığı ve neyi dışarıda bıraktığı sorusu, bizi kaçınılmaz olarak bilginin dolaşımına getiriyor. Çünkü dizinler yalnızca ölçmüyor; aynı zamanda hangi bilginin dolaşıma gireceğini, kimin okunacağını ve kimin atıf verebileceğini de dolaylı olarak belirliyor. Bu noktada tartışma, dergiler ya da dizinlerle sınırlı kalmıyor. Asıl mesele, bilginin kime ait olduğu, kimler tarafından erişilebilir olduğu ve hangi ekonomik ve kurumsal düzenekler içinde paylaşıldığı. Açık erişim tartışmaları tam da burada devreye giriyor. Açık erişim, çoğu zaman yalnızca “ücretsiz erişim” meselesi gibi sunulsa da gerçekte bilimsel bilginin dolaşımını, mülkiyetini ve değerlendirilme biçimini doğrudan etkileyen yapısal bir dönüşümü ifade ediyor. Bu nedenle atıf dizinlerini anlamadan açık erişimi, açık erişimi tartışmadan da araştırma değerlendirme sistemlerini anlamak mümkün değil. Bu yazıyı burada noktalarken, bu serinin son yazısında açık erişim meselesine bu çerçeveden bakmayı sürdüreceğim.
Zehra Taşkın
Hacettepe Üniversitesi, Bilişim Enstitüsü (BAGEP 2024)
Notlar/Kaynaklar
| ↑1, ↑3 | Yagi, E., Badash, L., Beaver, D. de B. (1996) Derek J. de S. Price (1922-83) Historian of science and herald of scientometrics, Interdisciplinary Science Reviews, Vol:21, No:1, p.64 |
|---|---|
| ↑2 | Price, D.J.D. (1963) Little science, big science. Columbia University Press, New York. |
| ↑4 | Atıf ağı, belirli bir alandaki yayınların birbirine verdiği atıfların oluşturduğu ilişkiler bütünüdür. Etki faktörü, bir derginin belirli bir yılda aldığı atıfların, o dergide önceki iki yılda yayımlanan ‘atıf verilebilir’ yayın sayısına bölünmesiyle hesaplanan göstergedir. Örneğin 2024 etki faktörü, 2024 yılında alınan atıfların 2022 ve 2023’te yayımlanan makale ve derleme sayısına bölünmesiyle bulunur. Yarı yaşam, bir dergide yayımlanan çalışmaların yarısının kaç yıl içinde atıf aldığını gösterir ve literatürün eskime hızını ifade eder. Eş-atıf ise iki yayının üçüncü bir yayında birlikte atıf almasıyla kurulan ilişkiyi tanımlar. Bu göstergeler, dergilerin ve yayınların bilimsel etkisini anlamak ve karşılaştırmak için kullanılan temel bibliyometrik araçlardandır. |
| ↑5 | Kislenko, I. & Kulczycki, E. (2025). The Matilda Effect in Soviet scientometrics? Nalimov, Mulchenko, and the origins of Naukometriya. Quantitative Science Studies. Doi: https://doi.org/10.1162/QSS.a.397
Naukometriya yaklaşımı Sovyet bilim geleneği içinde bilimi bireylerden çok topluluklar, kurumlar ve bilgi akışları üzerinden okuyan kolektivist ve sibernetik bir çerçeve sunuyordu. Ancak Batı’da scientometrics daha çok Price ve Garfield hattında bireysel makaleler, atıf sayıları ve rekabetçi performans ölçümü etrafında kurumsallaştı. Böylece Sovyet yaklaşımına özgü sistem düzeyi ve kolektif odaklı bakış görece geri planda kaldı. Buna rağmen günümüzde yayın hacminin aşırı büyümesi, ölçüm kültürünün yarattığı sorunlar ve değerlendirmenin birey merkezinden topluluk ve ekosistem düzeyine kaydırılması gerektiğine dair tartışmalar Naukometriya’nın bu alternatif düşünme biçimine yeniden ilgi doğurmuş durumda. |
| ↑6 | Aydın, F. (2026). Yükseköğretim sisteminde yapılan köklü araştırma politikası değişikliklerinin etkileri. Doktora Tezi, Hacettepe Üniversitesi. |
| ↑7 | Taşkın, Z., Doğan, G., Kulczycki, E. & Zuccala, A.A. (2021). Self-citation patterns of journals indexed in the Journal Citation Reports. Journal of Informetrics, 15(4). Doi: 10.1016/j.joi.2021.101221 |
| ↑8 | Arunachalam, S. ve Manorama, K. (1988). Are citation-based quantitative techniques adequate for measuring science on the periphery?. Scientometrics, 15(5-6), 393-408. |
| ↑9 | Kulczycki, E., Gamboa, J.O.A., Beigel, M.F., Digiampietri, L., Laakso, M., Pölönen, J., Taşkın, Z. ve Cuartas, G.V. (2025). Beyond the oligopoly: Scholarly journal publishing landscapes in Latin America and Europe. Doi: https://10.31235/osf.io/cm5uz_v1 |
| ↑10 | Culbert, J.H., Hobert, A., Jahn, N. ve diğerleri (2025). Reference coverage analysis of OpenAlex compared to Web of Science and Scopus. Scientometrics 130, 2475–2492. Doi: https://doi.org/10.1007/s11192-025-05293-3 |
